<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470</id><updated>2012-02-15T22:37:13.482-08:00</updated><category term='Kadın Hastalıkları'/><category term='Yeme alışkanlıkları'/><category term='Saglıklı Yaşam'/><category term='Göğüs Hastalıkları'/><category term='Çocuk Saglıgı'/><category term='Göz Saglıgı'/><category term='Kaplıcalar ve İçmeler'/><category term='Kanser'/><category term='Vitaminler'/><category term='Cilt Hastalıkları'/><category term='Ruh Hastalıkları'/><category term='Doğum Kontrol'/><category term='Alkol ve Sigara'/><category term='Beslenme'/><category term='Diğer Hastalıklar'/><category term='Erkek Saglıgı'/><category term='Ağız ve Diş Sağlığı'/><category term='Kaplıcalardan Faydalanma Şekli'/><category term='Kalp ve Damar Hastalıkları'/><category term='Cinsel Saglık'/><category term='Çocuk Ruh Sağlığı'/><category term='Kulak Burun ve Bogaz Hastalıkları'/><category term='Genetik Hastalıklar'/><category term='Meditasyon'/><title type='text'>SAĞLIKLI YAŞAM</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>52</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-3940462990373067664</id><published>2008-07-20T02:57:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T03:00:54.712-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beslenme'/><title type='text'>Sağlıklı Beslenmede 12 Adım</title><content type='html'>Bugün, "sağlıklı beslenme" kavramının açıklandığı çeşitli araştırmalar ve bunu sağlamak için neler yapmamız gerektiğini belirten gazete ve dergilerde yer alan çeşitli derlemeler görmekteyiz. Gerçekten de çok geniş bir kavram olan sağlıklı beslenme için yapılması gerekenleri ise, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 12 maddede toplamış. Bu 12 madde sağlıklı beslenmenin temel noktalarını içeren küçük bir rehber niteliğini taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1.&lt;/span&gt; Besleyici bir diyet; hayvansal kaynaklı besinler yerine temel olarak çeşitli bitkisel kaynaklı besinlerden oluşmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2.&lt;/strong&gt; Günde birkaç kez; tahıl grubu besinler (ekmek, makarna, pirinç, patates gibi) tüketilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3.&lt;/strong&gt; Günde birkaç kez ; bölgesel olarak bulunabilen, çeşitli taze sebze ve meyvelerden tüketilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4.&lt;/strong&gt; Vücut ağırlığı; tercihen her gün yapılan orta düzeyde fiziksel aktivite ile birlikte önerilen sınırlar içinde (Beden Kitle Indeksi) tutulmalıdır. Beden Kitle Indeksi (BKI), kişinin vücut ağırlığının boy uzunluğunun karesine bölünerek elde edilen bir değerdir. DSÖ, 18.5-24.9 arasındaki değerleri "Normal Vücut Ağırlığı" olarak değerlendirmektedir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5.&lt;/strong&gt; Diyetle yağ alımı kontrol edilmeli (diyette yağdan gelen enerjinin oranı %30'u geçmemeli) ve doymuş yağlar (sature) yerine doymamış yağlar (ansature) yeğlenmelidir. Doymuş yağlar: Tereyağ, kuyruk yağı vb. Doymamış yağlar: Ayçicek, mısırözü, soya, fındık, zeytinyağı vb.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6.&lt;/strong&gt; Yağlı kırmızı etler ve kımızı et ürünleri yerine kurubaklagiller (mercimek, kuru fasulye, nohut gibi), balık, tavuk ve yağsız etler yeğlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7.&lt;/strong&gt; Süt ve süt ürünleri kullanılmalı (yoğurt, peynir vb.). Ancak bunlar az yağlı ve az tuzlu olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;8.&lt;/strong&gt; Seçilen besinler düşük şekerli olmalı, basit karbonhidratlar ya da basit şekerler yerine (çay şekeri gibi), kompleks karbonhidratlar (tahıllar, baklagiller gibi) yeğlenmeli, şekerli içeceklerin ve tatlıların tüketim sıklığı sınırlandırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;9.&lt;/strong&gt; Az tuzlu diyet yeğlenmelidir. Günlük toplam tuz tüketimi (yemeklerle, ekmekle ve içeceklerle aldığımız tüm tuz miktarı) bir tatlı kaşığını geçmemelidir (6 g). Kullandığımız tuz iyotlu olmalıdır (endemik guatr bölgesi olan ülkemizde, sofralık tuzun iyotla zenginleştirilmesi yasal bir zorunluluktur).&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10.&lt;/strong&gt; Eğer alkol tüketiliyorsa, günde 2 kereden fazla alınmamalıdır (her alınan içki miktarındaki alkol değeri 10 gramı geçmemelidir).&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;11.&lt;/strong&gt; Yemekler güvenli ve hijyenik bir şekilde hazırlanmalı; haşlama, fırında pişirme, ızgara ya da mikro dalga fırında pişirme gibi yöntemler kullanılarak yemeğe eklenecek yağın azaltılması sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;12.&lt;/strong&gt; Bebeklere tek başına 6 ay anne sütü verilmesi sağlanmalı ve 6. aydan sonra güvenli ve yeterli miktardaki ek besinlere başlanılmalıdır. Yaşamın ilk yılında emzirmeye devam edilmelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-3940462990373067664?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/3940462990373067664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=3940462990373067664' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/3940462990373067664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/3940462990373067664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/salkl-beslenmede-12-adm.html' title='Sağlıklı Beslenmede 12 Adım'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-588524847988381817</id><published>2008-07-20T02:45:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T02:51:14.197-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadın Hastalıkları'/><title type='text'>Kendi Kendine Meme Muayenesi</title><content type='html'>&lt;div&gt;     Meme hastalıklarının erken tanısında hastanın düzenli aralıklarla kendi kendini muayene etmesi büyük önem taşır. Her ay bir kez kendi kendine meme muayenesi yapması kadının kendi memesinin normalde nasıl hissedildiğini, normal durumunun ne olduğunu öğrenmesini ve herhangi bir değişiklik gelişince en kısa sürede belirlenmesini sağlar. Meme muayenesi için en uygun zaman adet gören kadın için adetinin bitiminden sonraki ikinci ya da üçüncü gündür. Adet görmeyen kadınlar ayın belirli bir gününü seçip her ay gün atlamaksızın kendi kendini muayene edebilir. Bazıları bu muayeneyi banyodayken yapar. Parmaklar ıslak ve sabunla deri üstünde daha rahat kaydığından altındaki dokuyu ve değişiklikleri hissetmek daha kolay olur.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJnfoGP2I/AAAAAAAACCw/gTXZKjFR_Ns/s1600-h/020011-1.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5225030566789136226" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJnfoGP2I/AAAAAAAACCw/gTXZKjFR_Ns/s320/020011-1.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1. Bir ayna önünde durunuz. Her iki memenize bakınız. Meme başından akıntı, meme başında çekinti, memede çukurlaşma, buruşma ya da kabuklaşma gibi normal dışı bir durum olup olmadığını dikkatle inceleyiniz.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJrxawC4I/AAAAAAAACC4/Qc7Zjnjt2RU/s1600-h/020011-2.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5225030640284470146" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJrxawC4I/AAAAAAAACC4/Qc7Zjnjt2RU/s320/020011-2.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;2. Ellerinizi başınızın arkasında birleştirin ve başınızı öne doğru iterek kasların gerilmesini sağlayınız. Bu sürede aynaya bakarak normal dışı bir durum olup olmadığını inceleyiniz.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJvx4XJbI/AAAAAAAACDA/ftLcgih-dUc/s1600-h/020011-3.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5225030709128144306" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJvx4XJbI/AAAAAAAACDA/ftLcgih-dUc/s320/020011-3.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;3. Sonra ellerinizi belinize doğru kuvvetlice bastırınız. Öne doğru hafifçe eğiliniz, omzunuzu ve dirseklerinizi öne doğru itiniz. Şekil 2 ve Şekil 3 deki iki hareket memenin boyutlarında ve biçiminde bir değişme olup olmadığını gösterir. Bunu yaparken göğüs kaslarının gerilmiş olması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJzoDxfiI/AAAAAAAACDI/HTcAwXrF7YY/s1600-h/020011-4.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5225030775211130402" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJzoDxfiI/AAAAAAAACDI/HTcAwXrF7YY/s320/020011-4.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;4. Sol omuzunuzu kaldırınız. Sağ elinizin üçüncü ve dördüncü parmakları ile bastırarak dış uçtan başlayıp meme üzerinde küçük daireler yapacak biçimde elinizi hareket ettirerek bütün memeyi inceleyiniz. Sonunda meme başına varmış olmanız gerekir ve bütün memeyi bu yolla değerlendirmiş olacaksınız. Meme ile koltuk altı arasındaki bölgeyi de inceleyiniz. Aynı işlemleri sırayla diğer memenizede uygulayınız.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJ3F2O_kI/AAAAAAAACDQ/QObjJPyxYxk/s1600-h/020011-5.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5225030834747014722" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJ3F2O_kI/AAAAAAAACDQ/QObjJPyxYxk/s320/020011-5.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;5. Memenizin başını nazikçe sıkınız ve bir akıntı gelip gelmediğine dikkat ediniz. Aynı işlemleri sırayla diğer memenizede uygulayınız. Eğer bir akıntı varsa doktorunuza başvurmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJ7eWsvAI/AAAAAAAACDY/fZN1nVyGgJA/s1600-h/020011-6.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5225030910045109250" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJ7eWsvAI/AAAAAAAACDY/fZN1nVyGgJA/s320/020011-6.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;6. Resim 4 ve 5’te gösterilen işlemleri yatarken de yinelemek gereklidir. Sırt üstü yatınız, sol kolunuzu başınızın üstüne doğru getiriniz, sol omuz altına ufak bir yastık ya da bükülmüş havlu koyunuz. Bu biçimde yatış, incelemeyi kolaylaştırır. Daha önce tanımlandığı gibi, dairesel hareketlerle bütün memenizi parmaklarınızın ucu ile hissediniz. Derinin altında ya da meme dokusu içinde her zaman hissettiğinizden farklı olarak sert bir kitle olmadığından emin olmanız gerekir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;    Eğer bir değişiklik ya da sert bir kitle farkedersiniz. En kısa sürede doktorunuza ya da bir genel cerrahi uzmanına başvurunuz. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-588524847988381817?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/588524847988381817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=588524847988381817' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/588524847988381817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/588524847988381817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/kendi-kendine-meme-muayenesi.html' title='Kendi Kendine Meme Muayenesi'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIMJnfoGP2I/AAAAAAAACCw/gTXZKjFR_Ns/s72-c/020011-1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-2191770831077578644</id><published>2008-07-20T02:38:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T02:40:43.841-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cilt Hastalıkları'/><title type='text'>SAÇ DÖKÜLMESİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Saç Dökülmesi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Saçlar hakkında kısaca bilgi verir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Her bir saçın yaşam döngüsü vardır. Bunlar yaklaşık olarak üç yıl ya da daha fazla süren aktif dönem, hemen bunu izleyen ve birkaç gün süren geçiş dönemi ve ardından da üç ay kadar devam eden dinlenme dönemidir. Saçlar günde yaklaşık olarak 1/3 mm uzar. Fizyolojik olarak bir gün içinde ortalama 100 kadar saç dökülmesi söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Saç dökülmesini tanımlar mısınız?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Saç dökülmesine tıp dilinde alopesi adı verilir. Saçların insan yaşamı için yaşamsal önemi yoktur ancak çok önemli psikolojik işlevleri bulunur. Özellikle kadınlarda büyük stres yaratabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Saç dökülmesine yol açan etmenler nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Saç dökülmeleri nedbesiz (skarsız) veya nedbeli (skarlı) olabilir.&lt;br /&gt;Skarsız olan alopesilerin en sık görülen nedeni androgenetik alopesi lerdir. Saçlarda incelmeyle başlayan hastalık erkeklerde daha şiddetli seyreder. Zemininde ırsi bir yatkınlığın olduğu düşünülmektedir. Tedavisinde bazı hormonal ilaçlar kullanılır. Halk arasında yanlış olarak saçkıran adıyla bilinen önemli bir skarsız alopesi nedeni de alopesi areata dır. Bu hastalığın en sık görülen şeklinde saçlı deride odaklar halinde saç dökülmeleri vardır. Vücudun savunma sistemlerindeki yetersizlik sonucunda bazı enfeksiyon odaklarının tetiklemesiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Kendiliğinden de düzelebilen hastalığın şiddetli şekillerinde kortizonlu ilaçlar ve ışık (PUVA) tedavisi kullanılabilir. Bu hastalıklar haricinde Telogen effuvium denilen aktif dönemdeki saçların bir anda ve çok sayıda dinlenme dönemine geçmesi ile gelişen bir tablo vardır. Burada yaygın bir saç dökülmesi olur. Saçlar 3-4 ay içinde incelir ve seyrekleşir. Yenidoğan döneminde ve doğum sonrasında fizyolojik olarak görülebilir. Bundan başka siddetli enfeksiyon hastalıkları, ağır seyirli müzmin hastalıklar, büyük cerrahi girişimler, tiroid bezinin az çalışması, sara hastalığı için kullanılan ilaçlar, hormonlar ve ağır metaller böylesi bir tabloya neden olabilir. Tedavisinde bu tabloya yol açan etmenlerin ortadan kaldırılması esastır. Bunlardan başka demir, protein, çinko eksiklikleri, radyasyon tedavisi, frengi hastalığı ve mantar hastalıkları skarsız saç dökülmelerine yol açabilmektedir. Özellikle kadınlarda saçların arkada topuz yapılması veya güneş gözlüklerinin sürekli olarak bir saç tutacağı gibi kafada tutulmasının da gerginlik tipi alopesiye neden olabileceği unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;Skarlı alopesilerde ise saç kökü tahrip olduğundan skarsız alopesilerdeki gibi saçların yeniden gelme olasılığı söz konusu değildir. Şiddetli yaygın kimyasal veya termal yanıklar, deri kanserleri, ışın tedavileri, bazı şiddetli mantar enfeksiyonları ile bazı ciddi dermatolojik hastalıklar sonucunda görülebilirler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sonuç olarak ne söylenebilir?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Saç dökülmesi hangi nedene bağlı olursa olsun eğer bir kişi böyle bir durumdan yakınıyor ise hiç paniğe kapılmadan bir Deri Hastalıkları (Dermatoloji=Cildiye) uzmanına başvurmalıdır. Bazen çözümün çok basit olabileceği unutulmamalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-2191770831077578644?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/2191770831077578644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=2191770831077578644' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2191770831077578644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2191770831077578644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/sa-dklmesi.html' title='SAÇ DÖKÜLMESİ'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-8605125307099494234</id><published>2008-07-20T02:29:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T02:40:55.114-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alkol ve Sigara'/><title type='text'>Sigaranın Neden Olduğu Hastalıklar</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sigaranın Neden Olduğu Hastalıklar&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bağımlılık&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Nikotin maddesinin bağımlılık yapıcı özelliği eroine çok benzer.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sırt ve Bel Ağrısı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; -Sigara içmek, belle ilgili hastalıkların tedavisini engelleyen faktörlerden biridir. Bunun yanında normal insanlarda da zaman zaman şiddetli sırt ve bel ağrılarına yol açabilir. Bunun nedeni, sigara içen kişilerde vücudun, omurilikteki disklere çok zayıf miktarda oksijen göndermesidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İlaca Karşı Bağışıklık&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;- Sigara içenler belli bir ilacın etkili olması için çok daha büyük dozlarda o ilacı kullanmak zorunda kalır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kısırlık&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Çiftlerden sadece birinin sigara içmesi çocuk olmaması riskini 3 kat artrır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Menopoz&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Sigara içen kadınlarda beklenenden 5-10 yıl daha erken menopoz görülür. Bu da kemiklerin erkenden incelmesine ve de erimesine neden olur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Erken Yaşlanma&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;- Düzenli bir şekilde sigara içilmesi, deri yapısını bozar, kırışıklıklara yol açar. Bunun yanında dişler sararır ve de kararır, tırnaklar sağlıksızlaşır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İyileşme Zorluğu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Sigara içenlerin yaraları çok daha zor kapanır. Bunun yanında ameliyat sonrası yaralarının iyileşmeme olasılıkları vardır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Diş Kaybı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Sigara içmek diş kayıplarında önemli bir faktördür.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Prostat Kanseri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Sigara içmek prostat kanserinin %40'ından sorumludur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Göğüs Kanseri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Sigara içen kadınlar içmeyenlere göre %75 daha fazla göğüs kanserine yakalanma riski taşır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Rahim Kanseri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Sigara içen kadınlar içmeyenlere göre 4 kat daha fazla rahim kanserine yakalanma riski taşır. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Boğaz Kanseri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Boğaz kanseri vakalarının %80'ine sigara yol açar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Mide Kanseri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Sigara içenlerin mide veya bağırsak kanserine yakalanma riski içmeyenlere göre 2 kat daha fazladır. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Karaciğer Kanseri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Karaciğer kanseri vakalarının % 80'i sigara yüzünden olur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gırtlak Kanseri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;- Günde 25 tane sigara içiyorsanız 30 kat daha fazla gırtlak kanserine yakalanma riski taşırsınız. Bu da ilk başlarda konuşma zorluğu ilerleyen safhalarda tamamen konuşamamaya sebebiyet verir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Amfizrem&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Bu hastalığın yol açtığı ölümlerin %85'i sigara yüzünden olur. (Akciğerlerdeki alveoller zamanla esnekliğini kaybeder. İlerleyen safhalarda, yoğun bir biçimde solunum zorluğu olur ve hasta solunum makinasına bağlanmak zorunda kalır.)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ağız Kanseri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Ağız kanseri vakalarının tamamına sigara yol açar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yemek Borusu Kanseri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Bu kanserden ölenlerin hemen hemen hepsi sigara içtikleri için ölmüşlerdir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Çocukluk Solunum Problemleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Annesi ya da babası sigara içen çocuklar 6 kat daha fazla solunum yolu hastalıklarıyla karşılaşma riski taşır. (Soğuk algınlığı, kulak iltihapları, bronşit, bademcik problemleri, astım ve de zatüre ki bazen ölüme bile yol açar)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kulak Enfeksiyonları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;-Sigara içenlerin çocuklarının orta kulak enfeksiyonuna yakalanma riskleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Erken Doğum ve Bebeğin Hafif Doğması&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;- Günde sadece 5 tane sigara içen hamile bir kadının erken doğum yapması ya da oldukça küçük ve de sağlıksız bir bebek doğurma riski inanılmaz boyutlardadır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Şeker Hastalığı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Sigara içmek, vücudun insülün salgılama yeteneğini zamanla yok eder. Bu da şeker hastalığına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kalp Hastalıkları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Sigara içenlerin kalp krizine yakalanma riski içmeyenlere göre 4 kat daha fazladır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gangren&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; - Akciğerler verimsizleştiği için, vücuda çok az oksijen yayılır. İnsan vücudu, bu çok az miktardaki oksijeni iç organlara dağıtmak zorunda kalır. Bundan dolayı, kalbe en uzak kısımlar olan parmak uçlarından itibaren hücreler süratle zincirleme olarak ölür. Çoğu zaman kollar ya da bacaklar kesilebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-8605125307099494234?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/8605125307099494234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=8605125307099494234' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8605125307099494234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8605125307099494234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/sigarann-neden-olduu-hastalklar.html' title='Sigaranın Neden Olduğu Hastalıklar'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-8713219985845488661</id><published>2008-07-20T02:26:00.001-07:00</published><updated>2008-07-20T02:41:05.305-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çocuk Ruh Sağlığı'/><title type='text'>Akıcı Konuşma Bozukluğu (Kekemelik)</title><content type='html'>Kekemelik ya da konuşurken takılma, daha genel olarak tanımlarsak konuşmanın akıcılığını bozan duraklama ya da takılmalar çocuğun büyüme ve gelişmesiyle birlikte ortaya çıkar. 3-5 yaşlar arasında beyin gelişimi hızlanmakta ve çocuk daha hızlı düşünmektedir. İletişim sırasında düşüncelerin aktarılmasına yarayan konuşmanın oluşturulduğu dil ve dudak gibi aktarma organları ise henüz bu hıza yetişememektedir. Böylesi durumlarda konuşmanın başlangıcında bazı sözcükleri bulmada zorluk, takılma, gereksiz duraklama ve nefes düzenleme ile ilgili güçlükler ortaya çıkmaktadır. Eğer sesin oluşumu ile ilgili beyin işlevlerinde ya da aktarma organlarında belirgin bir sorun yoksa akıcı konuşma bozukluğu olarak ele almaktayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Belirtilen yaşlarda oldukça sık karşılaşılan bu durum zaman içinde, genellikle hiçbir yardım gerekmeden kendiliğinden düzelmektedir. Bu sorunun kalıcı olmasında çocuğun anne babasının ya da çevresindeki diğer kişilerin tutumları etkili olmaktadır. Çocuklarının konuşmasında bir bozulma ortaya çıkması anne babaları kaygılandırmakta, artık çocuğun çıkaracağı sözcüklere dikkat etmeye, hatta çocuğun bu sözcüklerini düzeltmeye başlamaktadırlar. Bu ise çocuğun konuşacaklarına dikkat etmesine ve takılmayacağı sözcükleri seçmesine neden olmakta, giderek daha az ve seçici konuşmasına yol açmaktadır. Özellikle heyecanlandığında, yabancılarla konuştuğunda ortaya çıkan bu takılmalar nedeniyle çocuk böylesi ortamlarda konuşmamayı tercih etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Burada anne babanın konuşmadaki düzensizliğin gelişme ile ilgili olduğunu bilmesi ve zaman içinde geçeceğine inanması gerekmektedir. Böylece çocuğun takılmalarına dikkat etmeyecek, onun konuşmasını destekleyecek, böylece konuşma bozukluğunun yerleşmesini önleyeceklerdir.&lt;br /&gt;Akıcı konuşma bozukluğu daha sonraki dönemlerde de sürüyorsa, çocuk için belirgin bir sıkıntıya neden oluyorsa uzman değerlendirme ve danışmanlığı yararlı olacaktır. Böyle bir değerlendirmede çocuğun konuşmasını bozan aşırı heyecanı ya da kaygısı varsa giderilmeye çalışılır. Konuşmanın akıcılığındaki bu bozukluğa karşın konuşması gerektiği belirtilerek, daha fazla konuşması ve kendini ifade etmesi desteklenir. Konuşmada ortaya çıkan bozukluğun değerlendirilmesi ve tedavisi için konuşma terapistleri ile birlikte çalışmakta ve oldukça iyi sonuçlar almaktayız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-8713219985845488661?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/8713219985845488661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=8713219985845488661' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8713219985845488661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8713219985845488661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/akc-konuma-bozukluu-kekemelik.html' title='Akıcı Konuşma Bozukluğu (Kekemelik)'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-8207840021870794447</id><published>2008-07-20T02:23:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T02:25:31.750-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çocuk Ruh Sağlığı'/><title type='text'>KARDEŞ KISKANÇLIĞI</title><content type='html'>Çocuklar bir kardeşlerinin olmasını isterler, ancak kardeş doğumu ile de yoğun bir kıskançlık yaşamaya ve anne babaları zorlamaya başlarlar. Önceleri sürekli kardeş isteyen bir çocuğun bu isteği gerçekleştikten sonra neden kardeşini kıskandığı, hatta ona düşman gibi davrandığını anlamak zor olmalı. Oysa bu çocukların süreklilik göstermeyen, değişken olan isteklerini yansıtan, dolayısıyla onların doğasıyla ilgili ipucu veren bir özellikleridir. Bu nedenle çocuk için diğer önemli kararlarda olduğu gibi kardeş isteğinin gerekliliğine de anne ve babanın karar vermesi gerekmektedir. Annenin beden ve ruh sağlığı, ailenin ekonomik gücü, doğacak çocuğun bakımına ilişkin sorumlulukların paylaşılması bu kararı belirleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Kardeş kıskançlığına gelince; kıskançlık insanoğlunun en doğal, en evrensel duygularından birisidir. Kıskançlık sevilen kişinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamak olduğuna göre, sevginin bulunduğu her yere girer. Sevgililer arasında belirli bir ölçüyü aşmadığı sürece, sevgi gülünün dikeni sayılır. Ancak bu doğal duygu insanı kemiren bir tutku olmaya başlayınca, sevgiyi gözeten bir duygu olmaktan çıkar, sevgiyi yok eder. Çocuk için en değerli varlık anne olduğuna göre onu başkalarıyla paylaşmak kolay, dayanılır bir duygu değildir. Sevgilisini başkasının kolunda gören bir erkekle, annesini, kucağında "yabancı" bir çocukla gören kardeşin duyguları pek ayrılık göstermez. Anne sevgisini yitirme korkusu, daha yeni bir kardeş geleceğini öğrendiği anda içini sızlatmaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Kardeş doğumu bu ve diğer nedenlerle çocuk için zorlayıcı bir yaşam olayıdır. Gebeliğin ve yenidoğan çocuğun annede oluşturduğu bedensel güçlükler ve yorgunluklar, çalışan annenin zamanının önemli bir bölümünü çocuk bakımına ayırması gibi nedenler eve gelen bu yabancı yüzündendir. Gelen çocuğun cinsiyetinin farklı olması, beceriksizliği, yoğun bir ilgi ve bakıma gereksinimi olması onun daha çok sevildiği şeklinde yorumlanmakta ve kıskançlık artmaktadır. Annenin yenidoğan bebekle birlikte oluşacak güçlüklerini hafifletebilmek için çocuğun kreşe verilmesi ya da odasının ayrılması gibi değişiklikler de bu duyguyu artıracak, yeni uyum sorunlarına neden olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Çocukla kardeşi arasındaki yaş farkı ne kadar azsa kıskançlık o denli büyük olmaktadır.Henüz anneye gereksinimin sürdüğü 3 yaşından küçük çocuklarda anne ilgisinin azalması sonucu yeni kardeşe tepkisi büyük olacaktır. İkinci ya da üçüncü kardeşi kabullenme daha kolay olmaktadır.&lt;br /&gt;Kardeş kıskançlığı doğal bir duygudur, sevgi ve kıskançlık-nefret ara ara yoğunlaşarak zaman içinde yoğunluğunu kaybeder. Kardeşini sevmek zorunda değildir. Olumsuz duygular anlayışla karşılanmalı ve bu duyguları belirtmesi yüreklendirilmelidir (beni de uğraştırıyor, arasıra ben de kızıyorum, beceriksizliği yüzünden ona çok zaman harcıyorum, seni sevmediğimi düşünme, eskisi kadar seviyorum, ben de kardeşim doğduğunda kıskanmış, böyle düşünmüştüm). Anne-baba bebeği, çocuğun önünde gösterişli bir biçimde okşayıp sevmekten kaçınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Çocuklar eve gelen yabancıya farklı tutumlar sergileyebilir; -sevgi gösterilerinde bulunabilir (annenin kendisinden tümüyle uzaklaşmaması için onun yanında yer alır) -abartılı sevgi gösterileri (alttaki duyguları ele veren davranışlarla birliktedir; kardeşinin yanağını okşarken biraz fazla sıkar, ağlatacak ölçüde kucaklar, kaza ile yere düşürür) -etkilenmemiş gibi davranma (bebekle ilgili görünmeyen huysuzluklar, hırçınlıklar, tutturmalar, isteği yapılmadığında ağlama, tepinme)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-8207840021870794447?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/8207840021870794447/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=8207840021870794447' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8207840021870794447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8207840021870794447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/karde-kiskanlii.html' title='KARDEŞ KISKANÇLIĞI'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-2685891998446624539</id><published>2008-07-19T07:55:00.000-07:00</published><updated>2008-07-19T08:13:35.518-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruh Hastalıkları'/><title type='text'>Uyurgezer</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIIClhytrDI/AAAAAAAACCA/1O8KgERfosc/s1600-h/%5B1%5D1542008141944_4244.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5224741361452690482" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIIClhytrDI/AAAAAAAACCA/1O8KgERfosc/s320/%5B1%5D1542008141944_4244.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Neden uykuda gezeriz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;• Tıp dilinde somnambülizm adı verilen bu hastalıkta hastanın şuuru uykuda olduğu halde, duyu organları uyanıktır. Belirtileri hastaya göre değişir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;• Bazıları uykularında gezer; bazıları ise uykularında konuşur, bağırır, el ve kol işareti yapar. Uyandıkları zaman da uykularında yaptıklarını hatırlamazlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;• Daha çok ruhsal bir bozukluğun ifadesidir. Ayrıca başından yaralanmış olanlarda, kanlarındaki şeker oranı düşük veya beyin damarlarında sertleşme olanlarda da uyurgezerlik görülebilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;• Bazı kimselerde ise genetik. Uykuda gezen hastaların devamlı olarak ailesi tarafından kontrol altında tutulması, başına gelecek herhangi bir kazayı önlemesi açısından faydalı.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Uyurgezerlik belirtileri neler?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Genellikle uykunun ilk devresinde ortaya çıkmaktadır. Uyku sırasında yataktan kalkma ve gezinme olarak tanımlanabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Kişi uyurgezerken boş boş ve gözünü dikerek bakar. Başkalarıyla iletişime geçmez, tepkisizdir. • Uyurgezer çok zor uyandırılır &lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Uyurgezerin uyandıktan sonra davranışlarında bir anarmallik olmaz. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;• Uyurgezerlik belli bir fizyolojik rahatsızlığa bağlı değildir &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;• Uyurgezerlik bir madde kullanımına ve ya ilaç kullanımına bağlı değildir &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;• Uyurgezerlik kişinin toplumsal ve mesleki yaşantısını zorlaştırır. Uyurgezerlik bir dizi kompleks davranışın toplamı aslında. Bilinçsizce ve hatırlamadan yatağı terk etme ve yürüme ile başlar. Kişi ayağa kalkar, yürüme, banyoya gitme, giyinme, konuşma, çığlık atma hatta araba kullanma gibi hareketler yapar. Davranış bazen uyanarak sonuçlanırken, genellikle yatağa geri dönmeyle son bulur. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIIDQjNJm0I/AAAAAAAACCI/f1EeibH-cjM/s1600-h/%5B1%5D1542008142656_4244.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5224742100566383426" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIIDQjNJm0I/AAAAAAAACCI/f1EeibH-cjM/s320/%5B1%5D1542008142656_4244.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Çocuklarda sık görülüyor&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;• Çocuklarda daha sık görülen uyurgezerlik; 5-8 yaşlarında ortaya çıkar ve erkek çocuklarda kızlardan daha yaygın.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;• Uyurgezerlik nörolojik tabanlı da olabilir. Stresli dönemlerde artıyor. Aşırı yorgunluk uyurgezerliğin şiddetini arttırır. Uyurgezerlik önemli bir rahatsızlıktır çünkü kaza, yaralanma, camdan düşme ile sonuçlanması olası&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tedavisi güç değil!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; • Çoğunlukla 5-8 yaş arasında başlayan ve çocuklarda yüzde 10, erişkinlerde ise yüzde 1 oranında görülen uyurgezerlik tedavisi mümkün bir rahatsızlık.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Bu rahatsızlık erişkin yaşlarda kendiliğinden azalabiliyor, bu yaşlar sonrasında da nadiren devam eden olgulara rastlanıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Uyku ve uykuyla ilgili sorunlarla pek çok disiplin ilgileniyor. Bunlar arasında başta psikiyatri olmak üzere nöroloji, kulak burun boğaz, göğüs hastalıkları, endokrinoloji ve kardiyoloji geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Temelde uykuyla ilgili problemler psikiyatri ve nörolojinin alanı ve genellikle hastalar bu konudaki sorunlarıyla ilgili olarak psikiyatra başvuruyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Uyurgezerlik, uykunun hızlı göz hareketlerinin olmadığı fazın 3 ve 4'üncü evresinde görülüyor. Tedavide, bu dönemi baskılayacak, süresini ve yoğunluğunu azaltacak ilaçlar kullanılıyor. Hastanın günlük sorunlarından kaynaklanan ya da psikiyatrik bir sorun söz konusu ise buna yönelik bir tedavi ve ilaç tedavisiyle hastaların önemli bir kısmı bu sorununundan kurtuluyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Uyku haplarındaki uyurgezerlik riski&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; • Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu (FDA), uyku haplarının yan etki olarak uyurgezerliğe yol açabileceği uyarısını yaptı. Söz konusu ilaçlar arasında ülkemizde de kullanılan Zolpidem uyku ilacı da var. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;• FDA raporunda ilacın etkisiyle internette bilinçsizce alışveriş yapan, araç kullanırken uykuya dalan ya da tanımadığı kişilerle seks yapanlar bulunduğu belirtildi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;• FDA, çokça tercih edilen uyku ilaçları "Ambien" ve "Lunesta"nın da bulunduğu 13 markanın bu yan etkilere yol açtığını belirtti.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-2685891998446624539?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/2685891998446624539/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=2685891998446624539' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2685891998446624539'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2685891998446624539'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/uyurgezer.html' title='Uyurgezer'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SIIClhytrDI/AAAAAAAACCA/1O8KgERfosc/s72-c/%5B1%5D1542008141944_4244.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-7011468288231493942</id><published>2008-07-19T07:16:00.000-07:00</published><updated>2008-07-19T08:13:35.519-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruh Hastalıkları'/><title type='text'>PANİK ATAK</title><content type='html'>Panik Atak, başta Panik bozukluk olmak üzere birçok psikiyatrik bozuklukta ve bazı fiziksel hastalıklarda görülen yoğun korku, kaygı, yoğun endişe karışımı bir nöbettir.&lt;br /&gt;Günümüzün değişken, oynak yaşam ortamlarında, yaşam kaygılarının artması, maddi ve manevi kaos ile belirsizlik durumunun yarattığı “hiçlik duygusu”nun çoğalmasıyla paralellik gösteren panik atak, tüm dünyada toplum sağlığını tehdit eder boyuta gelmiş durumdadır.&lt;br /&gt;Uzmanlar tarafından “psikolojik bir sendrom” olarak tarif edilmesine karşın, hasta, çoğunlukla yaşadıklarının gerçekten fiziksel kaynaklı sorunlar olduğunu ama kimsenin hastalığının gerçek sebebini bulamadığını düşünmektedir. Doktorların hastanın durumuna “psikolojik” tanısı koymasının ardından, bu sefer de bilinçsiz hasta yakınlarının tavrı hastaya zarar vermektedir. Panik atağın önemsiz bir sorun olduğunun düşünülmesi ve kişiye “hastalık hastası” yakıştırmasının yapılması panik ataklı hastanın durumunu zorlaştırmaktadır. Kendisini yalnız ve çaresiz hisseden hasta ise kısır döngü içine girmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a name=".C3.96zellikleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Özellikleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın başlangıç yaşı değişkenlik göstermektedir. Çoçuklarda çok nadir ortaya çıkan hastalığın ilk ortaya çıkış yılları 18-25 yaş arasıdır. Hastalık 30-40’lı yaşlarda yüzünü ciddi biçimde göstermektedir.&lt;br /&gt;Panik atağın genetik olup olmadığı konusunda herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.&lt;br /&gt;Panik atak krizi geldiğinde 5-45 dakika sürmekte ve şiddeti hastadan hastaya değişmektedir.&lt;br /&gt;Panik atak hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Krizler ve ölüm korkusu gibi nedenlerle hasta evde tek başına kalamamak, tek başına dışarı çıkamamak gibi olumsuzluklarla karşılaşmaktadır. Sürekli başına kötü bir şey geleceği ve yabancıların ona yardım etmeyeceğinden korkan bazı hastalar mesleklerini sosyal hayatlarını bırakmak zorunda kalabilmektedirler. Korkuların ve yaşananların ciddiye alınmaması ise ailevi ilişkilerin zedelenmesine dahi yol açabilmektedir. İzole bir hayat yaşayan hastaların durumu ise ağırlaşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Belirtileri" name="Belirtileri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Belirtileri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Göğüs ağrısı&lt;br /&gt;Hızlı ve şiddetli kalp çarpıntısı&lt;br /&gt;Nefes darlığı; boğulacakmış gibi olma hissi&lt;br /&gt;Diz ve bacaklarda güçsüzlük&lt;br /&gt;Bulantı, karın ağrısı ya da ishal&lt;br /&gt;Baş dönmesi, bayılacak gibi olma&lt;br /&gt;Ölüm korkusu&lt;br /&gt;Delirme korkusu, çıldıracakmış gibi olma&lt;br /&gt;Sürekli tansiyon ölçme, ölçtürme&lt;br /&gt;Midede rahatsızlık,mide bulantısı.&lt;br /&gt;&lt;a id="Tedavi" name="Tedavi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tedavi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Panik atak tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Hastaya öncelikle hastalığı nasıl kontrol edebileceği öğretilmektedir. Bunu başarabilen hasta ilerleyen zamanlarda panik atağı tamamen hayatından çıkartabilmektedir.&lt;br /&gt;Panik atak tedavisindeki en büyük sorun hastanın fiziksel bir rahatsızlığı olduğuna inanması ve bu nedenle psikolojik desteği geç aramasıdır. Yapılan araştırmalar, panik atak tanısı konulan hastaların yüzde yetmişinin hastalığın ne olduğunu bulmak için en az on doktora gittiğini göstermektedir. Birçok defa tam sağlık denetimi (check-up) yaptırmış ve gereksiz bir sürü ilaç kullanmış olan hasta doğru yere geldiğinde panik atak teşhisi koymak ise kolay olmaktadır.&lt;br /&gt;Sadece &lt;a class="mw-redirect" title="Psikiyatrist" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Psikiyatrist"&gt;psikiyatristler&lt;/a&gt; tarafından tedavi edilen ve dönem dönem ilaç kullanılmasını da gerektiren tedavi aşamasında hastanın doktoruna güvenmesi çok önemlidir. Güven duyulan ve rahat hissedilen bir uzmana gidilmesi tedavi sürecini hızlandırabilmektedir.&lt;br /&gt;Tedavi sırasında nefes ve rahatlama egzersizleri, atağın üstüne gitme teknikleri ve kas gerginliğini yok etmeye yönelik alıştırmalar hastaya öğretilmekte ve uygulanmaktadır.&lt;br /&gt;Panik atağın bir hastalık olduğu kavranmalı, buna göre tedaviye devam edilmelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-7011468288231493942?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/7011468288231493942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=7011468288231493942' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/7011468288231493942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/7011468288231493942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/panik-atak.html' title='PANİK ATAK'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-7385334155827547820</id><published>2008-07-19T07:08:00.000-07:00</published><updated>2008-07-19T08:14:34.311-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Göğüs Hastalıkları'/><title type='text'>MEME KANSERİ</title><content type='html'>Meme kanseri &lt;a title="Meme" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Meme"&gt;meme&lt;/a&gt; hücrelerinde başlayan &lt;a title="Kanser" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanser"&gt;kanser&lt;/a&gt; türüdür. &lt;a title="Akciğer kanseri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akci%C4%9Fer_kanseri"&gt;Akciğer kanserinden&lt;/a&gt; sonra, dünyada görülme sıklığı en yüksek olan &lt;a title="Kanser" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanser"&gt;kanser&lt;/a&gt; türüdür. Her 8 kadından birinin hayatının belirli bir zamanında meme kanserine yakalanacağı bildirilmektedir. Erkeklerde de görülmekle beraber, kadın vakaları erkek vakalarından 100 kat fazladır. 1970lerden bu yana meme kanserinin görülme sıklığında artış yaşanmaktadır ve bu artışa modern, Batılı yaşam tarzı sebep olarak gösterilmektedir. Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde görülme sıklığı, dünyanın diğer bölgelerinde görrülme sıklığından daha fazladır.&lt;br /&gt;      Meme kanseri, yayılmadan önce, erken tesbit edilirse,hasta %96 yaşam şansına sahiptir. Her yıl 44000'de bir kadın meme kanserinden ölmektedir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Meme kanserine karşı en iyi koruyucu yöntem erken teşhisdir.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Meme kanserinin birçok tipi vardır. En sık rastlanan duktal karsinoma, memenin süt kanallarında başlar. Meme kanseri memenin dışına yayıldığında koltuk altındaki lenfatik nodüller en sık görülen yayılım yerleridir. Kanser hücreleri memenin diğer Lenf Nodlarına, Kemiğe, Karaciğer ve Akciğere yayılabilir. Her kadın meme kanseri gelişme riskine sahiptir. Gerçekte meme kanseri gelişen kadınların çoğunda risk faktörleri belli değildir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Meme_kanseri_riskini_artt.C4.B1ran_fakt.C3.B6rler" name="Meme_kanseri_riskini_artt.C4.B1ran_fakt.C3.B6rler"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Meme kanseri riskini arttıran faktörler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;50 yaş üzerindeyseniz&lt;br /&gt;Yakın akrabalardan biri meme kanseriyse, (anne veya kızkardeş meme kanseri ise, 2-3 misli daha fazla)&lt;br /&gt;Daha önceden diğer memenizde kanser tespit edilmişse&lt;br /&gt;Adet görmeye 12 yaşından önce başlamış iseniz&lt;br /&gt;Hiç gebe kalmamışsanız&lt;br /&gt;Adet görmeniz 50 yaşından sonra da devam ediyor ise&lt;br /&gt;Araştırmalar, meme hücreleri içerisinde, meme kanser riskini artıran bazı genler olduğunu göstermektedirler. Genetik değişiklikler, aileden (herediter) olabilir veya hayat boyu gelişebilirler. Meme kanseri genellikle tek bir hücrede başlar. Günümüzde meme kanserinin nedeni ve nasıl gelişim göstereceği tam olarak bilinmemektedir.&lt;br /&gt;Meme kanseri kompleks bir hastalıktır. Her vaka birbirinin aynısı değildir. Meme kanserinin içinde bulunduğu evreye "stage" denir. Gerçek stage'in bilinmesi, doktorun tedavi planını yapmasını sağlayacaktır.&lt;br /&gt;Hayatınızda meme kanserine sebep olacak herhangi bir yanlış yapmamış olsanızda başınıza bu hastalık gelebilir.&lt;br /&gt;Meme kanseri bulaşıcı değildir, başka bir hastadan size bulaşmaz.&lt;br /&gt;Meme kanseri, stresle veya memeye travmayla (darbeyle) meydana gelmez.&lt;br /&gt;Meme kanseri gelişen çoğu kadının risk faktörü veya ailesinde hastalığa ait bir hikaye yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-7385334155827547820?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/7385334155827547820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=7385334155827547820' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/7385334155827547820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/7385334155827547820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/meme-kanseri.html' title='MEME KANSERİ'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-2929023895307073802</id><published>2008-07-18T06:57:00.000-07:00</published><updated>2008-07-18T07:04:50.647-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vitaminler'/><title type='text'>Folik Asit</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Folik asit&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="image" title="Folik asitin yapısı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Folic_acid.png"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;  (Folsäure)Folik asit (Folat-polisin, C19H19N7O6): B grubundan bir &lt;a title="Vitamin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vitamin"&gt;vitamindir&lt;/a&gt;(B 11 veya B 9). Yeşil yapraklarda yaygın olarak bulunduğundan bu ad verilmiştir. Çünkü &lt;a title="Latince" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Latince"&gt;Latincede&lt;/a&gt; folum yaprak manasındadır. &lt;a class="new" title="Mitchell (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Mitchell&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Mitchell&lt;/a&gt; ve arkadaşları bu vitamini 1941 yılında &lt;a title="Ispanak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ispanak"&gt;ıspanak&lt;/a&gt; yapraklarında keşfettiler.&lt;br /&gt;&lt;a name=".C3.96zellikleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Özellikleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kimyaca adı pteroil glutamik asit (PGA)tır. Bc faktörü de denir. Bu madde suda mızrak şeklinde &lt;a title="Kristal" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kristal"&gt;kristallenen&lt;/a&gt; portakal sarısı renginde bir katıdır ısıtılmakla erimez, fakat 250°C'de esmerleşerek bozunur. Serbest asit halinde az, fakat sodyum tuzu halinde suda çok çözünür. &lt;a title="Bazik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bazik"&gt;Bazik&lt;/a&gt; ve nötr çözeltilerinde ısıya pek dayanıklı değildir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Eksikli.C4.9Fi" name="Eksikli.C4.9Fi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Eksikliği&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eksikliği sonucu &lt;a class="new" title="Megaloblastik (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Megaloblastik&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;megaloblastik&lt;/a&gt; &lt;a title="Kansızlık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kans%C4%B1zl%C4%B1k"&gt;kansızlık&lt;/a&gt; meydana getirir. Tropikal bölgelerde çok rastlanır. Bu eksikliğin başlıca sebebi &lt;a title="Protein" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Protein"&gt;protein&lt;/a&gt;-&lt;a title="Kalori" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalori"&gt;kalori&lt;/a&gt; eksikliğine dayanmaktadır. Normal beslenen insanlarda ancak sindirim bozukluğunda ve &lt;a title="Gebelik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gebelik"&gt;gebelikte&lt;/a&gt; görülebilir. &lt;a class="mw-redirect" title="Sara" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sara"&gt;Sarada&lt;/a&gt; kullanılan ilaçlar verilirken de bu vitaminin verilmesi gerekir. Bazı &lt;a title="Antibiyotik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antibiyotik"&gt;antibiyotikler&lt;/a&gt; (mesela &lt;a class="new" title="Trimetoprim (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Trimetoprim&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Trimetoprim&lt;/a&gt; + Sulfamid kombinonyonları) bu vitamini yok edebilmektedir. &lt;a title="Bira" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bira"&gt;Bira&lt;/a&gt;, &lt;a title="Şarap" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Earap"&gt;şarap&lt;/a&gt;, &lt;a title="Rakı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rak%C4%B1"&gt;rakı&lt;/a&gt; vs. fazla içen kimselerde bu vitamin eksikliği oldukça sık görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;100 Gram Gıdadaki Folat Miktarı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Gıda &lt;/strong&gt;               &lt;strong&gt; Serbest (mg)&lt;/strong&gt;      &lt;strong&gt;Toplam (mg)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Alabalık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alabal%C4%B1k"&gt;alabalık&lt;/a&gt;                    -                           870     &lt;br /&gt;&lt;a title="Fıstık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/F%C4%B1st%C4%B1k"&gt;fıstık&lt;/a&gt;                         -                          280&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Piliç (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Pili%C3%A7&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;piliç&lt;/a&gt; eti                     -                          250&lt;br /&gt;&lt;a title="Ispanak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ispanak"&gt;ıspanak&lt;/a&gt;                  170                       200&lt;br /&gt;&lt;a title="Maydanoz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Maydanoz"&gt;maydanoz&lt;/a&gt;                -                          170&lt;br /&gt;&lt;a title="Karaciğer" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Karaci%C4%9Fer"&gt;karaciğer&lt;/a&gt;                 -                          140&lt;br /&gt;&lt;a title="Brokoli" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Brokoli"&gt;brokoli&lt;/a&gt;                     -                           111&lt;br /&gt;&lt;a title="Lahana" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lahana"&gt;lahana&lt;/a&gt;                      -                          100&lt;br /&gt;&lt;a title="Böbrek" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%B6brek"&gt;böbrek&lt;/a&gt;                   60                           80&lt;br /&gt;esmer &lt;a title="Ekmek" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ekmek"&gt;ekmek&lt;/a&gt;        15                           50&lt;br /&gt;beyaz ekmek          8                            30&lt;br /&gt;&lt;a title="Portakal" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Portakal"&gt;portakal&lt;/a&gt;                13                             24&lt;br /&gt;&lt;a title="Marul" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Marul"&gt;marul&lt;/a&gt;                    20                            20&lt;br /&gt;&lt;a title="Muz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Muz"&gt;muz&lt;/a&gt;                       10                            20&lt;br /&gt;&lt;a title="Yumurta" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yumurta"&gt;yumurta&lt;/a&gt;               10                            20&lt;br /&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="Sığır" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1%C4%9F%C4%B1r"&gt;sığır&lt;/a&gt; eti                   4                               7&lt;br /&gt;&lt;a title="Elma" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Elma"&gt;elma&lt;/a&gt; / &lt;a title="Üzüm" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Cz%C3%BCm"&gt;üzüm&lt;/a&gt;          3                              6&lt;br /&gt;&lt;a title="Koyun" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Koyun"&gt;koyun&lt;/a&gt; / &lt;a title="Tavuk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tavuk"&gt;tavuk&lt;/a&gt; eti 3                              6&lt;br /&gt;pişmiş yumurta    2                              5&lt;br /&gt;&lt;a id="Sindirimi" name="Sindirimi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sindirimi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu vitamin, ince &lt;a class="mw-redirect" title="Barsak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Barsak"&gt;barsak&lt;/a&gt; &lt;a title="Epitel" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Epitel"&gt;epitelinde&lt;/a&gt; bulunan bir &lt;a class="new" title="Karbonksipeptidaz (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Karbonksipeptidaz&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;karbonksipeptidaz&lt;/a&gt; &lt;a title="Enzim" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Enzim"&gt;enziminin&lt;/a&gt; yardımıyla, besinlerde bulunan &lt;a class="new" title="Poliglutamil (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Poliglutamil&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;poliglutamil&lt;/a&gt; şeklindeki folatlar parçalanarak serbest &lt;a class="new" title="Folat (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Folat&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;folat&lt;/a&gt; şeklinde ince barsakların üst kısımlarından emilir. Bu arada bazı değişikliğe uğrayarak kanda &lt;a class="new" title="Metil tetrahidrofolat (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Metil_tetrahidrofolat&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;metil tetrahidrofolat&lt;/a&gt; şeklinde bulunur. &lt;a title="Karaciğer" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Karaci%C4%9Fer"&gt;Karaciğerde&lt;/a&gt; de bu şekilde depo edilir. Bu depo 5 mg kadardır. Barsakta da ayrıca bir miktar üretilir. Bir &lt;a title="Karbon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Karbon"&gt;karbon&lt;/a&gt; atomlu köklerin, moleküller arasındaki geçişlerinde önemli rol oynar. Bazı &lt;a class="mw-redirect" title="Amino asitler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Amino_asitler"&gt;amino asitlerden&lt;/a&gt; aldığı köklerin &lt;a title="Pürin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/P%C3%BCrin"&gt;pürin&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Pirimidin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Pirimidin"&gt;pirimidin&lt;/a&gt; &lt;a title="Sentez" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sentez"&gt;sentezinde&lt;/a&gt; kullanılır. &lt;a title="DNA" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/DNA"&gt;DNA&lt;/a&gt;'nın sentezinde vazife alır. Bu vazifeyi yapabilmesi için bu vitaminin 5,10- &lt;a class="new" title="Metiltetrahidrofolat (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Metiltetrahidrofolat&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;metiltetrahidrofolat&lt;/a&gt; halinde olması gerekir. Bu geçiş ise &lt;a class="mw-redirect" title="B12" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/B12"&gt;B12&lt;/a&gt; yokluğunda mümkün olmaz. Buna göre megaloblastik kansızlığa, B12'nin, dolaylı olarak tesiri vardır.&lt;br /&gt;Folik asit, megaloblastik kansızlığın tedavisinde günde 5-10 mg vererek kullanılır. Tedaviye &lt;a title="Demir" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Demir"&gt;demir&lt;/a&gt; de katmak gereklidir. Çocuklara koruyucu olarak 0,5 mg bu vitaminden verenler vardır. &lt;a title="Keçi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ke%C3%A7i"&gt;Keçi&lt;/a&gt; &lt;a title="Süt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCt"&gt;sütü&lt;/a&gt; bu vitamin bakımından fakirdir. Bu sütle beslenen çocuklara bu vitamin de ilave edilmelidir. Sara hastalarına bu vitaminin B12 ile birlikte gerektiği zaman verilmesi uygun olur.&lt;br /&gt;&lt;a id="G.C3.BCnl.C3.BCk_ihtiya.C3.A7_ve_kaynaklar.C4.B1" name="G.C3.BCnl.C3.BCk_ihtiya.C3.A7_ve_kaynaklar.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Günlük ihtiyaç ve kaynakları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;      Bu vitaminden günlük olarak serbest folat üzerinden 200, toplam folat üzerinden ise 300 mikrograma ihtiyaç vardır. Günde 100 &lt;a class="new" title="Mikrogram (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Mikrogram&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;mikrogram&lt;/a&gt; olanlarda bile eksiklik görülmemektedir. &lt;a title="Gebelik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gebelik"&gt;Gebelikte&lt;/a&gt; ihtiyaç % 50 kadar artar. Bu vitamin nebati ve hayvani gıdaların bir çoğunda bulunur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-2929023895307073802?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/2929023895307073802/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=2929023895307073802' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2929023895307073802'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2929023895307073802'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/folik-asit.html' title='Folik Asit'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-9217982884084770141</id><published>2008-07-18T06:48:00.000-07:00</published><updated>2008-07-18T06:56:15.554-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vitaminler'/><title type='text'>E vitamini</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SICgc1qDaNI/AAAAAAAACBY/K8zqpbWLawM/s1600-h/VitaminEstructure.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5224351985050020050" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SICgc1qDaNI/AAAAAAAACBY/K8zqpbWLawM/s320/VitaminEstructure.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; E vitaminin yapısı&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;      E vitamini, kimyasal yapı itibarı ile bir &lt;a title="Tokol" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokol"&gt;tokol&lt;/a&gt; olup antisterilite &lt;a title="Vitamin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vitamin"&gt;vitamin&lt;/a&gt; olarak da bilinir. E vitamini yağda çözünen önemli bir &lt;a title="Antioksidan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antioksidan"&gt;antioksidandır&lt;/a&gt; ve özellikle hücre zarları ve &lt;a class="mw-redirect" title="Lipoprotein" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lipoprotein"&gt;lipoproteinlerde&lt;/a&gt; önemli antioksidan işlevler görmektedir. &lt;a title="Epidemiyoloji" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Epidemiyoloji"&gt;Epidemiyolojik&lt;/a&gt; ve sınırlı ara çalışmalar, E vitamininin &lt;a class="mw-redirect" title="Kardiyovasküler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kardiyovask%C3%BCler"&gt;kardiyovasküler&lt;/a&gt; hastalıkların, bazı &lt;a title="Kanser" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanser"&gt;kanserlerin&lt;/a&gt; ve öteki kronik hastalıkların riskini azalttığını belirlemektedir. Bazı büyük klinik deneylerle E vitamininin sağlığa yararları daha derinlemesine değerlendirilmektedir. &lt;a title="Tokol" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokol"&gt;Tokollerin&lt;/a&gt; (&lt;a class="mw-redirect" title="Tokoferol" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokoferol"&gt;tokoferol&lt;/a&gt; ve &lt;a class="mw-redirect" title="Tokotrienol" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokotrienol"&gt;tokotrienol&lt;/a&gt;) farklı &lt;a title="Bileşik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bile%C5%9Fik"&gt;bileşikleri&lt;/a&gt; E vitamini aktivitesi gösterir. En aktifi alfa-tokoferoldür. Geçmişte asıl olarak α-tokoferol üzerinde yoğunlaşılmışken, bugün öteki tokoferoller ve tokotrienoller daha fazla ilgi çekmektedir. İlk sonuçlara göre bunlar, α-tokoferolden farklı antioksidan ve diğer fonksiyonlara sahiptir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;E Vitaminlerini nasıl ayırabiliriz&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;E1 vitamini tokoferol, yani esas E vitamini iken, tokotrienol ise E2 vitaminidir. &lt;a title="Tokoli" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokoli"&gt;Tokoli&lt;/a&gt; de E3 vitaminidir fakat çok nadir rastlanır.&lt;br /&gt;&lt;a title="Tokokabas" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokokabas"&gt;Tokokabas&lt;/a&gt; ( E4 ) ise artık görülmemektedir. Mısır yağında bulunurdu fakat besin değerleri tablolarında günümüzde pek rastlanmamaktadır.&lt;br /&gt;Artık görülmeyen E vitaminleri de şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;a title="Tokozet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokozet"&gt;Tokozet&lt;/a&gt; ( E7 ) hayvansal yağlarda bulunur iken, &lt;a title="Tokor-B" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokor-B"&gt;Tokor-B&lt;/a&gt; ( &lt;a class="new" title="Tokorebo (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Tokorebo&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Tokorebo&lt;/a&gt; ) ise ( E13 ) dur. Yağlarda bulunmaz. Kozmetik ürünleri, sebzeler ve kırmızı ette bulunur. Bu &lt;a title="Tokokabas" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokokabas"&gt;Tokokabas&lt;/a&gt;,&lt;a title="Tokozet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokozet"&gt;Tokozet&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Tokor-B" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokor-B"&gt;Tokor-B&lt;/a&gt; 1800'lü yıllarda bir tesadüfken,şimdi de tesadüf yani görülmemekte.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İşlevleri &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;E vitamini &lt;a title="Sinir sistemi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sinir_sistemi"&gt;sinir sisteminin&lt;/a&gt;, &lt;a title="Kas" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kas"&gt;kasların&lt;/a&gt;, &lt;a title="Hipofiz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hipofiz"&gt;hipofiz&lt;/a&gt; ve &lt;a class="new" title="Sürrenal (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=S%C3%BCrrenal&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;sürrenaller&lt;/a&gt; gibi &lt;a title="Endokrin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Endokrin"&gt;endokrin&lt;/a&gt; bezlerin ve &lt;a title="Üreme" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Creme"&gt;üreme&lt;/a&gt; organlarının fonksiyonları için önemlidir. E vitamini, biyolojik bir &lt;a title="Antioksidan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antioksidan"&gt;antioksidan&lt;/a&gt; olup, &lt;a title="Atardamar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Atardamar"&gt;atardamar&lt;/a&gt; hastalıklarının ve &lt;a title="Kanser" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanser"&gt;kanserin&lt;/a&gt; önlenmesi için gereklidir.&lt;br /&gt;Ayrıca &lt;a title="Nükleik asit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%BCkleik_asit"&gt;nükleik asit&lt;/a&gt; metabolizması, &lt;a class="mw-redirect" title="Askorbik asit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Askorbik_asit"&gt;askorbik asit&lt;/a&gt; sentezi, ve kükürtlü &lt;a title="Aminoasit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Aminoasit"&gt;aminoasit&lt;/a&gt; metabolizmasında rol oynar. Mitokondrilerdeki lipidin oksidatif parçalanmasını önleyen Vitamin E &lt;a class="new" title="Keratin fosfat (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Keratin_fosfat&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;keratin fosfat&lt;/a&gt;, &lt;a title="Adenozin trifosfat" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Adenozin_trifosfat"&gt;adenozin trifosfat&lt;/a&gt; gibi yüksek &lt;a title="Enerji" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Enerji"&gt;enerjili&lt;/a&gt; fosfat bileşiklerinde &lt;a class="mw-redirect" title="Fosforilasyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fosforilasyon"&gt;fosforilasyon&lt;/a&gt; işlevini düzenler.&lt;br /&gt;Sekiz farklı fakat birbirleriyle bağlantılı &lt;a title="Molekül" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Molek%C3%BCl"&gt;molekül&lt;/a&gt; ailesinden oluşur. &lt;a title="Kan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kan"&gt;Kan&lt;/a&gt; dolaşımını ve normal &lt;a class="new" title="Kan pıhtılaşması (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kan_p%C4%B1ht%C4%B1la%C5%9Fmas%C4%B1&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;kan pıhtılaşmasını&lt;/a&gt; güçlendirir. &lt;a title="Doku" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Doku"&gt;Dokuların&lt;/a&gt; onarımı için gereklidir, bazı yaraların etrafında iz oluşma ihtimalini azaltır. Yüksek kan basıncını azaltır, &lt;a title="Katarakt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Katarakt"&gt;kataraktı&lt;/a&gt; önler, atletik performansı geliştirir, bacaklardaki &lt;a class="new" title="Kramp (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kramp&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;krampları&lt;/a&gt; açar, &lt;a title="Kılcal damar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1lcal_damar"&gt;kılcal damar&lt;/a&gt; duvarlarını güçlendirirken sağlıklı &lt;a class="mw-redirect" title="Sinir" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sinir"&gt;sinirler&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Kas" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kas"&gt;kaslar&lt;/a&gt; oluşturur. Ayrıca sağlıklı bir &lt;a class="mw-redirect" title="Deri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Deri"&gt;deri&lt;/a&gt; ve cilt için gereklidir. &lt;a title="Anemi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anemi"&gt;Anemi&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Prematüre" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Premat%C3%BCre"&gt;prematüre&lt;/a&gt; (erken-doğum) bebeklerde oluşan &lt;a class="mw-redirect" title="Göz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6z"&gt;göz&lt;/a&gt; bozukluluklarına karşı vücudu korur, yaşlanmayı geciktirir ve yaşlılık lekelerini önleyebilir. Ayrıca, yaşlanmaya bağlı hafıza kayıplarını önlemede etkilidir.&lt;br /&gt;Birbiriyle ilgili birçok bileşik, E vitamini etkisi gösterir. Hemen hemen tüm &lt;a title="Vitamin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vitamin"&gt;vitaminler&lt;/a&gt; gibi E vitamini eksikliği de normal büyümeyi engeller ve bazen &lt;a title="Böbrek" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%B6brek"&gt;böbrek&lt;/a&gt; hücrelerinin bozulmasına neden olur. E vitamini yokluğunda hücrelerde &lt;a class="new" title="Doymamış yağ (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Doymam%C4%B1%C5%9F_ya%C4%9F&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;doymamış yağ&lt;/a&gt; asitleri azalır ve &lt;a title="Mitokondri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mitokondri"&gt;mitokondrilerde&lt;/a&gt;, &lt;a title="Lizozom" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lizozom"&gt;lizozomlarda&lt;/a&gt; ve hatta &lt;a title="Hücre zarı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BCcre_zar%C4%B1"&gt;hücre zarı&lt;/a&gt; gibi &lt;a title="Organel" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Organel"&gt;organellerde&lt;/a&gt; anormal yapısal ve işlevsel değişiklikler görülür.&lt;br /&gt;&lt;a id="Antioksidan_fonksiyonlar.C4.B1" name="Antioksidan_fonksiyonlar.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Antioksidan fonksiyonları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;E vitaminin insanlardaki ana &lt;a title="Antioksidan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antioksidan"&gt;antioksidan&lt;/a&gt; fonksiyonu çoğunlukla α-&lt;a class="mw-redirect" title="Tokoferol" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tokoferol"&gt;tokoferollerle&lt;/a&gt; birlikte incelenir ve bu, &lt;a title="Lipid peroksidasyonu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lipid_peroksidasyonu"&gt;lipid peroksidasyonunun&lt;/a&gt; engellenmesidir. Lipid peroksidasyonu &lt;a title="Hücre" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BCcre"&gt;hücre&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Organel" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Organel"&gt;organel&lt;/a&gt; zarlarında, &lt;a class="mw-redirect" title="Lipoprotein" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lipoprotein"&gt;lipoproteinlerde&lt;/a&gt;, &lt;a title="Yağ" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C4%9F"&gt;yağlı&lt;/a&gt; dokuda, &lt;a title="Beyin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyin"&gt;beyinde&lt;/a&gt; ve PUFA'nın (poly unsaturated fatty acids = çoklu doymamış yağ asitleri) bol olduğu diğer &lt;a title="Doku" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Doku"&gt;dokularda&lt;/a&gt; özellikle yaygındır.&lt;br /&gt;α-Tokoferol, zarlarda yaklaşık 1 &lt;a title="Molekül" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Molek%C3%BCl"&gt;moleküle&lt;/a&gt; 1000 &lt;a class="mw-redirect" title="Lipid" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lipid"&gt;lipid&lt;/a&gt; molekülü oranında bulunur. &lt;a class="new" title="Fitil (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Fitil&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Fitil&lt;/a&gt; kuyruğu sayesinde, yüzeye yakın olan aktif &lt;a class="new" title="Kroman (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kroman&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;kroman&lt;/a&gt; halkasıyla birlikte zar alt tabakasında konumlanmak gibi eşsiz bir yeteneğe sahiptir. Bu hem lipid antioksidanı olarak iş görmesine hem de diğer antioksidanlarla etkileşime geçerek oksitlenmiş halinden kendi haline yeniden dönüşmesine imkan sağlar. Diğer antioksidanlarla, özellikle de suda çözünenlerle sinerjisi, antioksidan sistemin önemli bir özelliğidir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;E vitamini aynı zamanda lipoproteinlerdeki lipid oksidasyonunu önlemede belirleyici rol oynar. α-Tokoferol &lt;a class="mw-redirect" title="LDL" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/LDL"&gt;LDL&lt;/a&gt;'deki bu etkiden sorumlu esas vitamin E formudur çünkü &lt;a class="new" title="Peroksil (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Peroksil&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;peroksil&lt;/a&gt; radikallerinin en yaygın ve en iyi temizleyicisidir. Fakat şilomikronlar da beslenmeye bağlı olarak diğer tokoferolleri ve tokotrienolleri α-tokoferole benzer ya da daha yüksek &lt;a class="mw-redirect" title="Konsantrasyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Konsantrasyon"&gt;konsantrasyonda&lt;/a&gt; sürükleyebilir ve lipid antioksidanı olarak önemli bir rol oynayabilir. Bunlar aynı zamanda yağlı doku ve karaciğerde önemli bir lipid antioksidanı olarak iş görebilir. Bazı &lt;a class="new" title="İn vitro (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C4%B0n_vitro&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;in vitro&lt;/a&gt; çalışmalarda tokotrienollerin LDL oksidasyonunu engellemede tokoferollerden çok daha etkili olduğu belirtilmektedir; öte yandan tokotrienol bakımından zengin bir beslenmeye tabi tutulmuş farelerden elde edilen plazmayla yapılan çalışmalar α-tokoferol ve α-tokotrienolün yaklaşık olarak aynı ölçüde engelleyici olduğuna işaret etmektedir; γ-tokoferol ve γ-tokotrienol aynı etkide bulunmasına rağmen bu α formlarında daha azdır. Bu bulgulardan yola çıkarak insanlara ilişkin direkt tahminlerde bulunmak zordur çünkü dinamik &lt;a title="Çevre" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87evre"&gt;çevre&lt;/a&gt; farklıdır.&lt;br /&gt;Tokoferoller ve tokotrienoller, peroksi radikallerinin yanı sıra, singlet &lt;a title="Oksijen" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Oksijen"&gt;oksijen&lt;/a&gt; ve diğer reaktif türleri ve serbest radikalleri de yakalar. E vitamininin &lt;a title="Azot" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Azot"&gt;azotlu&lt;/a&gt; reaktif türleri üzerindeki antioksidan etkisi gitgide daha fazla dikkat çekmektedir. Biyolojik sistemlerde, &lt;a class="new" title="Azotmonoksid (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Azotmonoksid&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;azotmonoksidin&lt;/a&gt; (&lt;a class="new" title="NO (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=NO&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;NO&lt;/a&gt;) oksijenle reaksiyonundan &lt;a class="new" title="Azotdioksit (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Azotdioksit&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;azotdioksit&lt;/a&gt; (NO2) elde edilir. α-Tokoferol NO2 ile &lt;a class="mw-redirect" title="Reaksiyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Reaksiyon"&gt;reaksiyona&lt;/a&gt; girer fakat bu γ-tokoferolle olmaz. Aksine, γ-tokoferol NO2'yi NO'ya dönüştürür.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Vitamin E ve insan sağlığı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;E Vitamini alımı için geleneksel tavsiyeler &lt;a title="Vitamin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vitamin"&gt;vitaminin&lt;/a&gt; vücut fonksiyonlarına katkısı ve kronik &lt;a title="Hastalık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hastal%C4%B1k"&gt;hastalıkları&lt;/a&gt; önlemedeki muhtemel rolleri göz önüne alınmadan belirlenmiştir. Klinik ve &lt;a class="mw-redirect" title="Biokimya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Biokimya"&gt;biokimyasal&lt;/a&gt; verilerce normal fertlerde E vitamininin eksikliğini belirleyen deliller görülmemekte eksiklik yalnız yağ absorblamayan uzun süreli hastalarda görülebilmektedir.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/E_vitamini#cite_note-0"&gt;[1]&lt;/a&gt; E vitamini aktivitesinin normal dietlerde kafi olduğu sanılmaktadır. Müsaadeler &lt;a class="mw-redirect" title="U.S." href="http://tr.wikipedia.org/wiki/U.S."&gt;U.S.&lt;/a&gt; geleneksel gıdalarına göre belirlenmiştir. Yetişkin erkekler için 10 &lt;a class="mw-redirect" title="Mg" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mg"&gt;mg&lt;/a&gt; α-tokoferole eşdeğer, yetişkin kadınlar için ise 8 mg kafi değerlerdir.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/E_vitamini#cite_note-1"&gt;[2]&lt;/a&gt; Araştırmalara göre bugün insanlar önerilen bu miktarlardan fazlasını almaktadır ki bu fazlalıkların insan sağlığına birçok yönden olumlu etkileri vardır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;E vitamininin sağlığa yararları:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Hücre" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BCcre"&gt;Hücrelerin&lt;/a&gt; oksidatif tahripten korunması&lt;br /&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="LDL" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/LDL"&gt;LDL&lt;/a&gt;'nin oksidasyondan korunması&lt;br /&gt;&lt;a title="Bağışıklık sistemi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ba%C4%9F%C4%B1%C5%9F%C4%B1kl%C4%B1k_sistemi"&gt;Bağışıklık sisteminin&lt;/a&gt; güçlendirilmesi&lt;br /&gt;Göz merceği, &lt;a class="mw-redirect" title="Sinir" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sinir"&gt;sinir&lt;/a&gt; dokusu, kan &lt;a title="Damar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Damar"&gt;damarları&lt;/a&gt;, &lt;a class="mw-redirect" title="Kıkırdak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1k%C4%B1rdak"&gt;kıkırdak&lt;/a&gt; vb. özel dokuların oksidatif tahribinin azaltılması&lt;br /&gt;HMG-CoA redüktaz enziminin inhibisyonu yoluyla &lt;a title="Kolesterol" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kolesterol"&gt;kolesterol&lt;/a&gt; sentezinin azaltılması&lt;br /&gt;&lt;a id="Vitamin_E_gereklili.C4.9Fi" name="Vitamin_E_gereklili.C4.9Fi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Vitamin E gerekliliği&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;E vitamininin birinci &lt;a title="Fizyoloji" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fizyoloji"&gt;fizyolojik&lt;/a&gt; rolü &lt;a class="mw-redirect" title="Biyolojik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Biyolojik"&gt;biyolojik&lt;/a&gt; &lt;a title="Antioksidan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antioksidan"&gt;antioksidan&lt;/a&gt; olmasıdır. E vitamininin antioksidan fonksiyonu &lt;a class="new" title="Diyet (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Diyet&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;diyetteki&lt;/a&gt; çoklu doymamış yağ asitlerinin (PUFA) oksidasyonunun önlenmesidir. Gerekli olan E vitamininin miktarı yağ asidinin çifte bağ sayısı ile artan PUFA'nın &lt;a class="new" title="Otoksidasyon (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Otoksidasyon&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;otoksidasyon&lt;/a&gt; ihtimaline bağlıdır. İnsan ve hayvanlar üzerinde yapılan çok sayıdaki çalışma raporuna göre alınan PUFA'nın &lt;a title="Gram" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gram"&gt;gram&lt;/a&gt; başına gerekli E vitamini miktarı PUFA'nın oksidatif zararlarından korunmak için 0,4-0,8 mg'dır. Uzun zincirli PUFA'ca zengin diyetlerde vitamin E gerekliliği çok daha yüksek olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;a id="E_vitamini_eksikli.C4.9Fi" name="E_vitamini_eksikli.C4.9Fi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;E vitamini eksikliği&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1920'lerin başlarında yapılan bir gözlem, sonradan E vitamini diye adlandırılan bir beslenme faktörünün, farelerde fetus emilimini önlemek için gerekli olduğunu ortaya koydu. Sonradan onun erkek hayvanlarda normal üretkenlik için gerekli olduğu ortaya çıkarıldı. Son olarak E vitamini eksikliği birçok patolojik durumla ilişkilendirildi. E vitamini eksikliği her hayvanda başka etki göstermektedir. &lt;a title="Tavşan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tav%C5%9Fan"&gt;Tavşan&lt;/a&gt; ve &lt;a class="mw-redirect" title="Maymun" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Maymun"&gt;maymunların&lt;/a&gt; erkeklerinde kısırlık, &lt;a title="Hindi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hindi"&gt;hindilerde&lt;/a&gt; kanama, maymunlarda hemolitik &lt;a title="Anemi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anemi"&gt;anemiye&lt;/a&gt; vs. sebep olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İnsanda E vitamini eksikliği:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Doğada ve besinlerde oldukça bol olan E vitamini eksikliği insanlarda çok az görülür. Çok az sayıda rapor insanlarda E vitamini yetersizliğini bildirmektedir. Günde yalnız 2-3 mg tokoferol 1-2 yıl süre ile verilirse yetişkin insanlarda E vitamini yetersizliği semptomları (&lt;a class="mw-redirect" title="Eritrosit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Eritrosit"&gt;eritrositlerde&lt;/a&gt; peroksidatif &lt;a title="Hemoliz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hemoliz"&gt;hemoliz&lt;/a&gt;) gözlenmektedir. Kalıtsal E vitamini yetersizliği olan hastalarda yürümede zorluk, konuşamama, ilerleyen beden hareketleri bozukluğu (&lt;a class="new" title="Ataxia (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ataxia&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;ataxia&lt;/a&gt;) gibi şiddetli &lt;a title="Nöroloji" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%B6roloji"&gt;nörolojik&lt;/a&gt; semptomlar rapor edilmiştir. Yağla yetersiz beslenmelerde nöromuskular bozukluklar 10-20 yıl sonra, çocuklarda yetersiz beslenmelerde belirtiler çok daha kısa sürede görülür. Erken doğan bebeklerde E vitamini eksikliğine bağlı olarak hemolitik &lt;a title="Anemi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anemi"&gt;anemi&lt;/a&gt; görülür. E vitamini yağda eriyen bir vitamin olduğu için sindirim esnasında yeterince yağ alınamadığı zaman E vitamini eksikliği görülür ki, bu da kandaki &lt;a class="mw-redirect" title="Eritrosit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Eritrosit"&gt;eritrositlerin&lt;/a&gt; ömrünün kısalmasına yol açar. E vitamini eksik olan kimselerin eritrositleri bazı oksidan maddelere karşı dayanıksızıdr. Vitamin E yetersizliğinin &lt;a class="new" title="İmmün sistemi (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C4%B0mm%C3%BCn_sistemi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;immün sistemi&lt;/a&gt; üzerinde etkili olduğu rapor edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a id="E_vitamini_fazlal.C4.B1.C4.9F.C4.B1" name="E_vitamini_fazlal.C4.B1.C4.9F.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;E vitamini fazlalığı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;E vitamini fazlalığında, &lt;a title="Mide" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mide"&gt;mide&lt;/a&gt; bulantısı ve sürekli kusma ya da nadiren mide ağrıları görülür.&lt;br /&gt;&lt;a id="Benzerleri_ve_t.C3.BCrevleri" name="Benzerleri_ve_t.C3.BCrevleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Benzerleri ve türevleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;E vitaminin pek çok &lt;a class="mw-redirect" title="Oksidasyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Oksidasyon"&gt;oksidasyon&lt;/a&gt; ürünü &lt;a class="new" title="İn vitro (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C4%B0n_vitro&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;in vitro&lt;/a&gt; ve &lt;a class="mw-redirect" title="İn vivo" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0n_vivo"&gt;in vivo&lt;/a&gt; sistemlerde gözlemlenmiştir. Bunlar arasında &lt;a class="new" title="Kinon (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kinon&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;kinonlar&lt;/a&gt; (α-tokoferilkinon), &lt;a title="Dimer" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dimer"&gt;dimerler&lt;/a&gt; ve kinon-epoksitler vardır.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/E_vitamini#cite_note-2"&gt;[3]&lt;/a&gt; Bazı hayvan dokuları &lt;a class="new" title="Tokoferilkinon (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Tokoferilkinon&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;tokoferilkinonu&lt;/a&gt;, hala etkili bir antioksidan olan mukabil &lt;a class="new" title="Hidrokinon (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Hidrokinon&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;hidrokinona&lt;/a&gt; indirgeyen bir &lt;a title="Enzim" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Enzim"&gt;enzim&lt;/a&gt; içerir.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/E_vitamini#cite_note-3"&gt;[4]&lt;/a&gt; Yıllar boyunca E vitamininin bazı sıradışı özellikleri, bazı koşullarda &lt;a class="mw-redirect" title="Peroksidasyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Peroksidasyon"&gt;peroksidasyon&lt;/a&gt; reaksiyonlarını hızlandırma yeteneği açıklanamamıştır. Fakat &lt;a title="1993" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1993"&gt;1993&lt;/a&gt;'te &lt;a class="new" title="Ingold (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ingold&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Ingold&lt;/a&gt; ve meslektaşları, bu sonuçlara sebebiyet veren bir &lt;a class="mw-redirect" title="Hipotez" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hipotez"&gt;hipotez&lt;/a&gt; geliştirmişlerdir. Onlar E vitamini &lt;a class="new" title="Fenoksil (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Fenoksil&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;fenoksil&lt;/a&gt; radikalinin düşük yoğunluklu &lt;a class="mw-redirect" title="Lipoprotein" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lipoprotein"&gt;lipoprotein&lt;/a&gt; dispersiyonları gibi ortamlarda lipid oksidasyonunu hızlandırabileceğini ileri sürmektedirler.&lt;br /&gt;E vitamininin benzerleri de iyi antioksidanlardır. &lt;a class="new" title="Osawa (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Osawa&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Osawa&lt;/a&gt; &lt;a title="1991" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1991"&gt;1991&lt;/a&gt;'de, tokoferol ve &lt;a class="new" title="Sinnamik asid (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Sinnamik_asid&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;sinnamik asidden&lt;/a&gt; türetilen yapısal elementleri içeren A ve B &lt;a class="new" title="Prunusol (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Prunusol&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;prunusoller&lt;/a&gt; tanımlamıştır. Yapısal zeminde parçaların hiçbirinden güçlü antioksidan aktivite beklenmemesine rağmen &lt;a title="Etanol" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Etanol"&gt;etanolde&lt;/a&gt; otookside olan &lt;a class="new" title="Linoleik asid (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Linoleik_asid&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;linoleik asidle&lt;/a&gt; yapılan testlerde bileşikler &lt;a class="new" title="BHA (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=BHA&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;BHA&lt;/a&gt; ve diğer tokoferol türevleriyle karşılaştırılabilir özellikler göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;a id="E_vitamini_kaynaklar.C4.B1" name="E_vitamini_kaynaklar.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;E vitamini kaynakları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;E vitamini, antioksidan özelliği gösteren tek vitamindir. Vitamin molekülleri içinde en büyüğü olan E vitamini, tahıl, tahıl ürünleri, süt, süt ürünleri, kırmızı et, &lt;a title="Sebze" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sebze"&gt;sebze&lt;/a&gt; ve yağlarda, tahıl embriyoları, &lt;a title="Küspe" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCspe"&gt;küspeler&lt;/a&gt; ve yeşil yapraklı bitkilerde bulunur. En önemli kaynak &lt;a title="Tohum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tohum"&gt;tohum&lt;/a&gt; yağlarıdır (nebati yağlar). &lt;a title="Ekmek" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ekmek"&gt;Ekmek&lt;/a&gt; ne kadar esmer ise o kadar çok E vitamini ihtiva eder. &lt;a title="Et" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Et"&gt;Et&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Meyve" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Meyve"&gt;meyvede&lt;/a&gt; çok az vardır. Normal yeme ile günde 5-10 mg E vitamini alınır. &lt;a class="mw-redirect" title="ABD" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ABD"&gt;ABD&lt;/a&gt;'de tavsiye edilen miktar 15 mg/gün olduğu halde &lt;a title="Kanada" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanada"&gt;Kanada&lt;/a&gt;'da 9 mg/gün'dür. Bazı besinlerin 100 gramında bulunan α-tokoferolün gram cinsinden miktarı şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;a title="Sebze" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sebze"&gt;sebzelerde&lt;/a&gt; 90&lt;br /&gt;sıvı &lt;a title="Yağ" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C4%9F"&gt;yağlarda&lt;/a&gt; 50&lt;br /&gt;&lt;a title="Tahıl" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tah%C4%B1l"&gt;tahılda&lt;/a&gt; 45&lt;br /&gt;&lt;a title="Yumurta" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yumurta"&gt;yumurtada&lt;/a&gt; 10,7&lt;br /&gt;&lt;a title="Margarin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Margarin"&gt;margarinde&lt;/a&gt; 10,2&lt;br /&gt;&lt;a title="Fasulye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fasulye"&gt;fasulyede&lt;/a&gt; 9&lt;br /&gt;&lt;a title="Koyun" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Koyun"&gt;koyun&lt;/a&gt; ve &lt;a class="mw-redirect" title="Sığır" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1%C4%9F%C4%B1r"&gt;sığır&lt;/a&gt; etinde 1,7&lt;br /&gt;&lt;a title="Tereyağı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tereya%C4%9F%C4%B1"&gt;tereyağında&lt;/a&gt; 1,6&lt;br /&gt;&lt;a title="Tavuk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tavuk"&gt;tavukta&lt;/a&gt; 1,6 &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-9217982884084770141?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/9217982884084770141/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=9217982884084770141' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/9217982884084770141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/9217982884084770141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/e-vitamini.html' title='E vitamini'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SICgc1qDaNI/AAAAAAAACBY/K8zqpbWLawM/s72-c/VitaminEstructure.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-869441979177354073</id><published>2008-07-18T06:41:00.000-07:00</published><updated>2008-07-18T06:45:25.544-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Göz Saglıgı'/><title type='text'>Katarakt</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SICeLpKOtUI/AAAAAAAACBQ/6HYSPceBfhc/s1600-h/220px-Cataract_in_human_eye.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5224349490614285634" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SICeLpKOtUI/AAAAAAAACBQ/6HYSPceBfhc/s320/220px-Cataract_in_human_eye.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İnsan gözündeki katarakt&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Katarakt, &lt;a class="mw-redirect" title="Göz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6z"&gt;göz&lt;/a&gt; içindeki &lt;a title="Lens" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lens"&gt;lensin&lt;/a&gt; saydamlığını kaybederek opak bir görünüm alması durumudur.&lt;br /&gt;Göz kameraya benzeyen &lt;a title="Optik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Optik"&gt;optik&lt;/a&gt; bir sistemdir. Dışarıdan gelen &lt;a title="Işık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/I%C5%9F%C4%B1k"&gt;ışık&lt;/a&gt; ve görüntülerin görme merkezine net olarak ulaşabilmesi için, önce gözün en dış saydam tabakası olan korneada, sonra gözün içindeki lens tabakasında kırılması gerekir. Normal şartlarda bu iki tabaka da saydam yapıdadır. Katarakt göz içindeki lensin saydamlığını kaybederek opak bir görünüm alması durumundadır.&lt;br /&gt;&lt;a id="T.C3.BCrleri" name="T.C3.BCrleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Türleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Birçok tipi olmakla birlikte, kataraktlar genel olarak 3 ana grup altında incelenebilirler:&lt;br /&gt;Yaşa bağlı kataraktlar&lt;br /&gt;Doğumsal kataraktlar&lt;br /&gt;İkincil kataraktlar: Bazı ilaçların uzun süreli kullanımı (kortizon gibi), darbeler, metobolik hastalıklar (diyabet gibi) sonucunda oluşanlardır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Ortaya_.C3.A7.C4.B1k.C4.B1.C5.9F.C4.B1" name="Ortaya_.C3.A7.C4.B1k.C4.B1.C5.9F.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ortaya çıkışı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katarakt en sık yaşa bağlı olarak ortaya çıkar. Bilinen bir sebebi olmamakla birlikte beslenme, ültraviyole ışınları gibi birçok risk faktörü bulunmaktadır. Lensin opaklaşmasının durumuna göre hastalar önceleri uzak ya da yakın görme bozukluğundan şikayet ederler. Opaklaşma arttıkça hem uzak hem de yakın görmeler hastanın sosyal yaşantısını rahatsız edecek şekilde azalır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Tedavisi" name="Tedavisi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tedavisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Katarakt tedavisi cerrahidir. Hangi cerrahi teknikle yapılırsa yapılsın şeffaflığını yitiren lens tabakası alınarak yerine suni bir göz içi merceği yerleştirilerek ameliyat yapılır. Göz içine mercek konulmazsa hastalar cerrahi operasyon sonrasında yüksek numaralı gözlük veya kontakt lens kullanmak zorunda kalırlar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-869441979177354073?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/869441979177354073/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=869441979177354073' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/869441979177354073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/869441979177354073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/katarakt.html' title='Katarakt'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SICeLpKOtUI/AAAAAAAACBQ/6HYSPceBfhc/s72-c/220px-Cataract_in_human_eye.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-8851965297247558113</id><published>2008-07-18T06:37:00.000-07:00</published><updated>2008-07-18T06:45:25.545-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Göz Saglıgı'/><title type='text'>MİYOPİ(GÖZ KUSURU)</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Miyopi (göz kusuru)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tanım&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Miyop bir gözün ön arka çapı kırma gücüne göre daha uzundur, bu nedenle göze &lt;a title="Paralel" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Paralel"&gt;paralel&lt;/a&gt; gelen ışınlar &lt;a title="Retina" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Retina"&gt;retinanın&lt;/a&gt; önünde göz yuvarlağı içerisindeki bir noktada odaklanmaktadır. Miyoplarda, gözün kırıcı bileşenleri gözün ön-arka çapına göre fazla güçlüdür, veya gözün ön-arka çapı gözün kırıcı bileşenlerine göre fazla uzundur. Bazen bu her iki durum bir arada bulunabilir. Yakındaki nesnelerden yayılarak gelen ışınların, retinada odaklanabilmesi için uzağa bakıştan daha çok &lt;a class="new" title="Mercek gücü (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Mercek_g%C3%BCc%C3%BC&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;mercek gücü&lt;/a&gt; gerekir, miyop bir gözün kırıcı bileşenleri, diğer bir deyişle mercek gücü fazla olduğu için yakından gelen ışınları retina üzerinde odaklayabilir, işte bu nedenle miyop kişiler yakını net görebilirler. Uzaktan gelen ışınlar 6 metreden sonra göze paralel olarak geliyor olarak kabul edilebilir, bu paralel ışınlar retinada odaklanamayacağı için miyoplar uzağı net göremezler.&lt;br /&gt;&lt;a class="image" title="Miyopide odak noktası, ve içbükey mercek ile düzeltilmesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Myopia.png"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="internal" title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Myopia.png"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SICdQKqUhNI/AAAAAAAACBI/XHfGi4nWUFo/s1600-h/250px-Myopia.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5224348468815103186" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SICdQKqUhNI/AAAAAAAACBI/XHfGi4nWUFo/s320/250px-Myopia.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Miyopide odak noktası, ve içbükey mercek ile düzeltilmesi&lt;br /&gt;&lt;a id="Bulgular" name="Bulgular"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bulgular&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Miyopi kendini genellikle okul çağlarında belli eder, miyopi yetişkinlik dönemine kadar bir miktar artış gösterebilir. Genellikle çoçukların net görmediklerine ilişkin bir yakınmaları yoktur, daha çok sınıfta tahtayı göremediklerinde fark edilirler. Miyopi ergenlikten sonra genellikle fazla değişmez, ancak dejeneratif miyopi denilen durumda miyopi erişkin yaşamda da artmaya devam edebilir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Tedavisi" name="Tedavisi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tedavisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Miyopinin tedavisinde kalın kenarlı –içbükey- camlar kullanılır. Bu mercekler göze gelen ışınların yayılmasını sağlayarak, görüntünün retinada net bir şekilde oluşmasını sağlarlar. Bu amaçla kontakt lensler de kullanılabilir. Aynı optik özelliklere sahip kontakt lensler de kırma kusurunu düzeltmek için kullanılabilir. Kornea üzerine yapılan &lt;a class="new" title="Fotorefraktif keratektomi (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Fotorefraktif_keratektomi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;fotorefraktif keratektomi&lt;/a&gt; (photorefractive keratectomy, &lt;a title="PRK" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/PRK"&gt;PRK&lt;/a&gt;) ve &lt;a class="mw-redirect" title="Lazer eşlikli in situ keratomileusis" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lazer_e%C5%9Flikli_in_situ_keratomileusis"&gt;lazer eşlikli in situ keratomileusis&lt;/a&gt; (Laser Assisted In Situ Keratomileusis, &lt;a title="LASIK" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/LASIK"&gt;LASIK&lt;/a&gt;) son yıllarda popülerlik kazanmış bazı tedavi yöntemleridir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-8851965297247558113?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/8851965297247558113/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=8851965297247558113' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8851965297247558113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8851965297247558113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/miyopigz-kusuru.html' title='MİYOPİ(GÖZ KUSURU)'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SICdQKqUhNI/AAAAAAAACBI/XHfGi4nWUFo/s72-c/250px-Myopia.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-6006239698407047902</id><published>2008-07-17T12:46:00.000-07:00</published><updated>2008-07-18T06:25:50.796-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cilt Hastalıkları'/><title type='text'>AKNE</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Akne&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Akne, yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki &lt;a title="Yağ bezi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C4%9F_bezi"&gt;yağ bezleriyle&lt;/a&gt; ilgili kronik bir &lt;a class="mw-redirect" title="Deri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Deri"&gt;deri&lt;/a&gt; hastalığı. En çok 14-20 yaşlar arasında görülür ve bu hastalığın tipik belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde genellikle &lt;a class="mw-redirect" title="Psikolojik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Psikolojik"&gt;psikolojik&lt;/a&gt; rahatsızlıklara yol açar. Yağ bezlerinin kanalında bir tıkaç oluşur ve bu tıkacın başı sertleşip siyahlaşır. Bazen, kanal tıkalı olduğu halde, bez yağ salgılamaya devam eder ve böylece içi yağ dolu bir kist oluşur. Siyah noktalara tıpta &lt;a title="Komedon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Komedon"&gt;komedon&lt;/a&gt; adı verilir. Komedon oluştuktan sonra, normalde de cildimizde bulunan propionibacterium acnes adlı bakteri buraya yerleşir ve akne oluşumuna katkıda bulunur.&lt;br /&gt;Genellikle akne ergenlik döneminde başlar ve 16 yaşındaki gençlerin %83'ünde farklı klinik derecelerde akne vardır. Akne &lt;a title="İnsidans" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsidans"&gt;insidansı&lt;/a&gt; %30 ile %66 arasında değişmektedir. Kızlarda en sık 14-17 yaşları arası, erkeklerde ise 16-19 yaşları arasında görülmektedir. Gençlerin %15'inde majör akne denilen klinik form, %85'inde ise daha hafif olan minör form görülmektedir. Erken &lt;a class="mw-redirect" title="Ergenlik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenlik"&gt;ergenlik&lt;/a&gt; dönemdeki gençlerin hemen hemen %80'inde komedonlar gözlenmektedir. Aknenin hangi yaştan itibaren kendiliğinden gerilediğine dair fazla yayın yoktur. Ancak genellikle 20'li yaşlardan itibaren gerilemeye başladığı bilinmektedir. Bununla beraber 40 yaşına kadar tedaviye ihtiyacı olan hastalar da mevcuttur. Bu hastaların çoğunu kadınlar oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="Genetik_Fakt.C3.B6rler" name="Genetik_Fakt.C3.B6rler"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Genetik Faktörler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Aknenin kalıtımla ilişkisine sıklıkla değinilmektedir, bununla beraber elde kesin denilecek kanıtlar bulunmamaktadır. Tek yumurta ikizleri ile yapılmış bazı çalışmalarda ikizlerin %97.9'unun her ikisinin de akne şikayeti olduğu saptanmıştır. Ancak ayrı yumurta ikizleri ile aynı çalışma tekrarlandığında bu oranın %45.8'e düştüğü görülmüştür. Ayrıca, tek yumurta ikizlerinin bile &lt;a title="Sebum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sebum"&gt;sebum&lt;/a&gt; salgılama hızları yakın bulunmakla beraber akne lezyonlarının yaygınlık ve derecelerinin aynı olmadığı gösterilmiştir. Bu da genetik bir yatkınlık zemini olmakla beraber akne gelişimi ve yaygınlığını etkileyebilecek dış etkenlerin de önemli olduğunu göstermektedir. Ayrı yumurta ikizlerinde ise sebum salgılama hızları da akne gelişme sıklık ve şiddetleri de farklılıklar göstermektedir.&lt;br /&gt;   Bazı dermatologlar aknenin tek bir hastalık olmadığını, klasik tanımı aşan, geniş spektrumu olan bir durum olduğuna inanmaktadır. Gerçekten de hastaların bir kısmı sadece yüz bölgesindeki lezyonlardan yakınmaktadır, bir kısmının ise yüzünde hiç akne yokken gövdede akne lezyonları mevcuttur. Bazı hastalarda inflame lezyonlar çoğunlukta iken bazılarında ise durum tam tersidir. Bir grup hastada çok yağlı bir cilt ve tek tük lezyonlar görülürken, bir kısmında ciddi akne ve çok daha az yağlanma görülebilmektedir. Bu bulgular hastanın yaşının, aknenin süresinin ve aynı zamanda genetik bir yatkınlığın da bu tabloda etkili olabileceğini göstermektedir.&lt;br /&gt;Akneli hastalarda yapılan çalışmalar, ailede akne öyküsünün çok sık bulunduğunu göstermiştir. Dikkat çekici bir bulgu olarak, bir çalışmada akneli hastalar ve yakınlarında egzama görülme sıklığının normal kontrollere göre anlamlı şekilde düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu, genellikle yağlı cildi olan akneli hastaların, kuru cilde sahip olan atopik hastalara göre egzemadan daha fazla korunduğunu gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Irk_Etkisi" name="Irk_Etkisi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Irk Etkisi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Akne ile ırk arasındaki ilişkileri gösteren çok fazla araştırma olmamakla beraber, A.B.D'de zencilerde beyazlara göre aknenin daha az görüldüğü saptanmıştır. Tokyo ve Yokoham'da yapılan bir çalışmada ise Japonlar'da aknenin beyazlara göre daha az görüldüğü tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Hormonal_Etki_ve_Androjenler" name="Hormonal_Etki_ve_Androjenler"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hormonal Etki ve Androjenler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Androjenlerin sebase bez gelişimi ve sebum üretiminde etkili oldukları bilinmektedir. Ayrıca androjenler aknede görülen foliküler hiperkeratinizasyondan da sorumlu tutulmaktadır ve bunu kanıtlayan bir olgu olarak anti-androjen tedavi görmüş kadın hastalarda foliküler tıkaçların azaldığı gösterilmiştir. Yapılan çalışmalarda ciddi kistik akneli kızlarda yüksek serum androjen düzeyleri görülebildiği ve bunların konjenital adrenal hiperplazi, over ya da adrenal tümörü veya polikistik over sendromu gibi endokrin bozukluklarının da olabildiği tespit edilmiştir. Buna rağmen akne hastalarının büyük çoğunluğunda serum androjenleri normal düzeylerde bulunmaktadır. Normal kontrollerle karşılaştırıldığında akneli hastaların değerleri daha yüksek olabilmektedir ancak normal sınırlar içindeki yerini korumaktadır. Genellikle tedavilere rezistan yaşlı kadın hastalarda yüksek androjen düzeylerinden şüphelenilmesinin doğru olacağına inanılmaktadır, ancak tüm akneli hastalarda hormonal etkiler olacağını düşündürecek yeterli bulgu bulunmamaktadır. Testosteron 5-alfa redüktaz enzimi yardımıyla dihidrotestosterona dönüşmektedir. Bu dönüşümde sorumlu enzimin akne patogenezinde rolü olabileceği son yıllarda düşünülmüştür. Akneli hastalardan alınan cilt biyopsilerinde artmış 5-alfa redüktaz tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Diyet" name="Diyet"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Diyet&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllar boyu dermatologlar aknenin diyetle yakın ilişkisi olduğuna inanmış ve diyet kısıtlamalarını tedavi programlarına eklemişlerdir. Yağlı yiyecekler,çikolata, kuruyemiş sıklıkla suçlanmış olan yiyecekler arasında idi. Son yıllarda yapılan çok sayıda yayın ise bunun yanlış olduğunu göstermiştir. Çikolatanın aknenin ciddiyetini ya da sayısını artırıcı etkisi ispatlanamamıştır.&lt;br /&gt;Deneysel olarak diyetteki ekstrem değişiklikler sebum salgılanmasında değişiklikler yapmaktadır. Örneğin düşük kalorili diyetlerin 7-10 gün içinde sebum salgılanma hızını düşürdüğü gösterilmiştir. Aynı zamanda sebumun yapısında da değişikliklere yol açmış, skualen miktarını artırmış, diğer majör yağ komponentlerinin ise azalmasına yol açmıştır. Yapılmış bir başka çalışmada ise aknenin şiddeti ile alınan total kalori, diyetteki yağ, karbonhidrat, protein, mineral veya vitamin dağılımı arasında bir ilişki gösterilememiştir. Kısacası, akne ile diyet arasında eskiden olduğuna inanılan yakın ilişki kanıtlanamamıştır.&lt;br /&gt;Son yıllarda akneli hastaların diyetlerinde çikolata, tatlı, şeker, süt ve yağlı yiyeceklerin kısıtlanması yeniden gündeme gelmiştir. Hastaların bir kısmının bazı yiyeceklerden sonra aknelerinin arttığını ifade etmesine rağmen bu uygulamaları haklı gösterecek yeterli bilimsel dayanak bulunmamaktadır. Bununla beraber hastaların inançları ciddiye alınarak kendilerinin zararlı hissettiği yiyeceklerden kaçınmaları önerilebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Hava_Ko.C5.9Fullar.C4.B1" name="Hava_Ko.C5.9Fullar.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hava Koşulları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz uzun yıllar boyunca dermatologlar güneş ışığını akne tedavisinde kullanmışlar ve bu amaçla yapay ultraviyole kullanmışlardır. Emin olunan tek nokta güneş ışıklarının akne lezyonları ve izlerini çok iyi kamufle ettiğidir. Bunun dışında güneş ışığının cilt yüzeyindeki bakterileri baskıladığına ve hafif soyulmaya yol açarak gözeneklerdeki tıkaçları da açabildiğine inanılmıştır. Ancak bu iddialar hala kanıtlanamamıştır. Bazı hastalar aknelerinin yazın daha iyi durumda olduğunu söylemektedir ancak bunun nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Ayrıca şikayetleri yazın artan hastalar da bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda &lt;a class="new" title="UVB (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=UVB&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;UVB&lt;/a&gt;'nin komedon oluşumunu artırdığı ve bunun da akne şiddetini artırdığı gösterilmiştir. Ayrıca yazın gidilen sıcak ve nemli bölgelerin foliküler oklüzyonu artırdığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Psikolojik_Fakt.C3.B6rler" name="Psikolojik_Fakt.C3.B6rler"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Psikolojik Faktörler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Akne için, pek çok cilt hastalığında olduğu gibi, stres bir etiyolojik faktör olabilmektedir. Ayrıca hiç şüphesiz akneye bağlı gelişen anksiyete ve depresyon da özellikle hastalık süresi uzadıkça hastalarda bir sosyal uyum sorunu yaratmaktadır.&lt;br /&gt;Yapılan bir çalışmada stresin tek başına akneyi başlatan bir faktör olmadığı gösterilmiştir. Diğer yandan akneye yatkınlığı olan kişilerde stresin aknenin şiddetlenmesine yol açtığı tespit edilmiştir. Tıp öğrencileri ile yapılan bir başka çalışmada sınav dönemi stresinin aknenin şiddetlenmesine ve/veya tekrarlamasına yol açtığı saptanmıştır. Stresin adrenal steroid salınımını stimüle ettiği, bu hormonların da sebase gland aktivitesini artırdığı ve buna bağlı olarak aknenin şiddetlendiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Korunma_ve_Tedavi_Y.C3.B6ntemleri" name="Korunma_ve_Tedavi_Y.C3.B6ntemleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Korunma ve Tedavi Yöntemleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yorgunluk ve stresin; stres hormonlarını ve dolaylı olarak yağ yapımını artırdığı bilinmektedir. Uyku esnasında cilt beslenmekte ve kendini yenilemektedir. Bu yüzden erken yatmaya özen gösterin, yorgunluk ve stresten kaçının.&lt;br /&gt;Egzersiz herşeyden önce genel sağlığınız için çok yararlıdır. Kan dolaşımını hızlandırır ve cildinizin de aralarında bulunduğu hayati organlarınıza daha fazla oksijen gitmesini sağlar. Egzersizden sonra yüzünüzde biriken ve bakteriler için ortam yaratan yağ ve teri mutlaka dikkatlice yıkayın. Aksi takdirde aknelerin artması mümkündür.&lt;br /&gt;Su, vücudumuzdaki ve cildimizdeki hücrelerin içeriğinin önemli bir bölümünü oluşturur, toksinleri vücudumuzdan atmamızı kolaylaştırır ve besinlerin vücutta taşınmasını sağlar. Su içmek aknelerinizi yok etmez ama cildinizin sağlığını korumaya yardımcı olur.&lt;br /&gt;Eğer mümkünse saunalardan ve yağlı yemeklerin pişirildiği sıcak ve havalandırması olmayan mutfaklardan uzak durun. Bu tür ortamlardaki çok miktarda partikül içeren kirli hava ve aşırı terleme cildinizdeki gözeneklerin tıkanmasına neden olarak cilt sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebilir.&lt;br /&gt;Aknelerden etkilenmiş ciltlere gözenekleri tıkayıcı ve tahriş edici yağlar ve kozmetikler sürmeyin.&lt;br /&gt;Akneleri sıkmayın, üzerindeki deriyi ve iltihaplı kısımları koparmayın. Ellerinizi sık sık yıkayın. Zaman zaman çok güçlü bir istek duysanız bile aknelerinizi sıkmamaya çalışın. Okurken, televizyon izlerken ya da ders çalışırken ellerinizi yüzünüzden uzak tutun.&lt;br /&gt;Yüzünüzü günde iki defa dermatoloğunuzun önerdigi bir sabunla yıkayın. Havlunuzu her gün değiştirin. (Nemli havlu bakterilerin üremesi için çok uygun bir ortamdır). Spor yaptıktan hemen sonra mutlaka yıkanın.&lt;br /&gt;Haftada en az iki kez saçınızı yıkayın. Uyurken saçlarınızı yüzünüzden uzak tutmaya çalışın. Gün içinde saçlarınızı yüzünüze değmeyecek şekilde toplayın.&lt;br /&gt;Aşırı güneşlenmeyin. Fazla güneş ışığının cilt sağlığını genel olarak olumsuz etkilediği ve sıklıkla akne lezyonlarını artırdığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;Traş: Krem yerine traş jeli kullanın. Traş makinası kullanmayın, onun yerine iki ya da üç bıçaklı traş bıçakları kullanın. Sakalların büyüdüğü yöne doğru traş olun. Sakalların yumuşamasını sağlamak için duş alırken ya da duştan hemen sonra traş olun.&lt;br /&gt;Sık sık traş olun. Sakal uzamaya başladığında, kıllar, akne iltihabının artmasına neden olabilir. Bu yüzden sık sık traş olmak gerekli.&lt;br /&gt;Traş Sonrası Bakım: Kullandığınız "after shave" parfüm içermemeli. Akneli cilt, "after shave"lerin içerdiği alkole karşı duyarlıdır. Akne kremlerinde az miktarda bulunan alkol, cildin pul pul dökülmesine ve kurumasına neden olabilir. En iyisi alkolsüz tonikleri tercih etmektir.&lt;br /&gt;Spordan Sonra Bakım: Ergenlik çağındakiler genellikle, katıldıkları sportif faaliyetlerin yoğunluğu yüzünden fazla terlerler. Bu bakımdan, hijyene özel bir önem vermeleri şarttır. Terlemenin ardından yüzün mutlaka yıkanması ve akneye karşı özel sabunlar kullanılması gereklidir.&lt;br /&gt;Makyaj: Makyaj için taban oluştururken hafif ve doğal bir zemin yapın. Alerji oluşturmayan, yağsız ve alkolsüz ürünler deneyin. Ağır makyaj, gözenekleri tıkar ve aknenizin daha kötü olmasına neden olur. Onun yerine hafif ve mat bir kapatıcı tercih edin. Cildinizle uyumlu bir tonda kapatıcı kullanın. Böylece cildinizdeki kırmızı lekeleri kapatmış olursunuz. Bu yöntemi sadece çok özel durumlarda deneyin. En doğrusu gözenekleri kapatmamaktır.&lt;br /&gt;Piyasada bulunan pek çok yağlı, komedon yapıcı ürün aknenizi şiddetlendirebilir. Eğer yağlı bir cildiniz varsa komedon oluşturmayan (non-komedojenik) ürünleri seçmeniz gerekir. Özellikle su ve yağ çözeltilerinden oluşan, kaolin ve talk gibi yağları emen maddeler içeren ürünleri kullanmanız çok daha iyi sonuçlar verecektir. Ayrıca aknelerini kapatmak için akne tedavi edici madde içeren renkli kremlerden faydalanabilirsiniz. Akneleri kapatmaya çalışmanın yanı sıra, dikkati cildinizden başka bir yere çekin. Renkli bir maskara, eyeliner ve hafif bir far işe yarayacaktır. Dudaklarınızı belirginleştirmek için de parlatıcı kullanabilirsiniz. Eve döndüğünüzde cildinizi iyice temizleyin ve yüzünüzde makyaj kalmadığından emin olun. Gülümsemeyi unutmayın. Hiçbir akne gülüşünüzdeki güzelliği perdeleyemez.&lt;br /&gt;Dermatoloğunuzla olan randevularınızı düzenli olarak takip edin. Nelerin denendiğini ve nasıl sonuç verdiğini kaydedin. Sakın tedaviyi yarım bırakmayın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-6006239698407047902?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/6006239698407047902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=6006239698407047902' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/6006239698407047902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/6006239698407047902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/akne.html' title='AKNE'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-1224097539784311840</id><published>2008-07-17T12:39:00.000-07:00</published><updated>2008-07-18T06:26:10.708-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saglıklı Yaşam'/><title type='text'>PİLATES</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Pilates&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Pilates Metodu veya Pilates yirminci yüzyılın başlarında &lt;a class="new" title="Joseph Pilates (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Joseph_Pilates&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Joseph Pilates&lt;/a&gt; (1880-1967) tarafından geliştirilmiş fiziksel &lt;a title="Fitness" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fitness"&gt;fitness&lt;/a&gt; sistemi.&lt;br /&gt;Joseph Pilates Pilates metodu üzerine en az iki kitap yazdı: Return to Life through Contrology ve Your Health: A Corrective System of Exercising That Revolutionizes the Entire Field of Physical Education.&lt;br /&gt;Pilates metodunun zihnin kaslar üzerindeki kullanımını desteklediği için Contrology (Kontrol bilimi) olarak adlandı. Pilates, bedenin dengeli tutulmasına yardımcı olan ve omurgayı desteklemekte önemli işlevi olan temel kaslar üzerine yoğunlaşılan bir egzersiz programıdır. Nefes egzersizi teknikleri de yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Tarihi" name="Tarihi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tarihi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yunan asıllı bir alman olan ve 1880'de Almanya, Mönchengladbach'da doğan Joseph Pilates kayak, jimnastik, su dalgıçlığı, savaş sanatları gibi pek çok egzersize ilgi duymuş ve bedeninin koşullarını üst düzeyde geliştirmişti. Gençliğinde fitness kartlarında modellik yapardı. I. Dünya Savaşından önce İngiltere'ye seyahati sonrasında boksörlük yaptı ve sirklerde çalıştı. Savaş sırasında POWlara katıldı. Ülkesinde bakım eğitimi aldığından savaş sırasındaki bazı kurbanların rehabilitasyonunda çalıştı ve onların iyileşmesi için çeşitli yolları araştırmaya başladı. Böylelikle kontrollü bir çevre içinde uygulanabilecek bir seri hareket geliştirdi. Uygulayıcı hastane yatağında bu hareketleri yapmaktaydı. Savaş sonrası Almanya'ya döndükten sonra Pilates, profesyonel borsörleri, ağırsiklet şampiyonu Max Schmelling ve polis memurlarını eğitmeye başladı. Daha sonra Amerika'ya hareket ettiği ve 1926'da karısı Clara ile New York şehrinde kendi eğitim stüdyosunu açtı. Joseph Pilates 1967'de öldü.&lt;br /&gt;&lt;a id="Egzersiz_sistemi" name="Egzersiz_sistemi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Egzersiz sistemi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;    Pilates'de her bir egzersizin çok kez tekrarı yerine daha az sayıda, tam, kontrol ve belirli bir biçim içinde uygulanması tercih edilir. Joseph Pilates 500 belirli egzersiz tasarladı. Ona göre zihinsel ve fiziksel sağlık birbiri için gerekliydi. Hareketler akıcıydı ve nefes, kontrol ve konsantrasyonla birleştirilmişti. Sonuç artan esneklik, güç, beden farkındalığı, enerji ve gelişmiş zihinsel konsantrasyondur. Pilates ayrıca daha iyi sonuçlar alabilmek için egzersizinin beş ana aletini de tasarlamıştı. Karın, alt sırt ve kaba etler vücudun geri kalanının özgürce hareket etmesi için destekleniyor ve güçlendiriliyor Pilates programında.&lt;br /&gt;Pilates uygulayıcıları eğitimlerinde, güç ve esneklik inşa edebilmek için kendi vücut ağırlıklarını kullanmaktadırlar. Bunu yüksek düzeyde kardiovasküler egzersiz üzerine yoğunlaşmadan gerçekleştirmeyi hedeflerler. Günümüzde Pilates pek çok fizyoterapist tarafından rehabilitasyon sürecinin bir parçası olarak kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Faydalar.C4.B1" name="Faydalar.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Faydaları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;   Vücudun duruşunu düzeltir. Daha doğru nefes tekniği öğrenmeye yardımcı olur. Bayanlarda hamilelik sonrasında mide bölgesinin düzelmesi için iyi sonuçlar verir. Bel ve sırt ağrılarının oluşmasını önlemeye katkısı bulunmaktadır. Vücuda faydasından başka stresten uzaklaşma için idealdir.&lt;br /&gt;   Pilates egzersizlerinin amacı; karın ve sırt bölgelerini eşit oranda güçlendirip, vücudumuzun üst kısmında sağlam bir iskelet oluşturmaktır. Pilatese göre vücut merkezi, derindeki kaslarla bel kemiğine en yakın kaslardan oluşur. Klasik egzersizlerde zayıf kaslar zayıflama, güçlü kaslar güçlenme eğilimindedir. Bu da dengesiz adale yapısına, kronik bel ağrısı ve sakatlıklara yol açabilir. Pilates’te kas yapısı bir bütün haline getirilir. Kilo vermeseniz de ince görünürsünüz. Sakatlanmaları zorlaşır. Dayanıklılık artar, metabolizma hızlanır..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-1224097539784311840?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/1224097539784311840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=1224097539784311840' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/1224097539784311840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/1224097539784311840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/pilates.html' title='PİLATES'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-400760527134264265</id><published>2008-07-13T14:51:00.000-07:00</published><updated>2008-07-13T14:53:09.440-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol'/><title type='text'>DOĞUM KONTROL HAPLARI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;DOĞUM KONTROL HAPLARI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hap veya iğne şeklinde kullanılabilen formları vardır.&lt;br /&gt;Günümüzde sıklıkla estrojen ve progesteron kombinasyonu kullanılır (kombine preparatlar). Sıklıkla 3 hafta süreyle günlük ve 1 hafta süreyle ara verilerek kullanılırlar. En önemli etkileri ovülasyonu (yumurtlamayı) engellemeleridir.&lt;br /&gt;Başarısızlık oranı düşüktür (%1-1,5). Kombine preparatlar en etkili, geri dönüşü mümkün olan, korunma yöntemidir. Adet kanaması, adet ağrısı azalır. Endometriyum ve meme kanseri daha nadir görülür. HDL kolesterolü arttırır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kullanımı :&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; 1. gün veya 5. gün ilaca başlanır, 21 gün süresince devam edilir ve kutunun bitiminde 1 hafta ara verilir. Daha sonra yine devam edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Kanser oluşturmaları konusundaki düşünceler farklıdır, bazı çalışmalar artış gösterirken bazı çalışmalar azalma göstermiştir. Akciğer damarlarında ve derin toplar damarlarda tıkanma, ilacı kullanmayanlara göre daha sık gözlenir (3-11 kat). Bazı kadınlarda bu ilaçların alımını takiben tansiyonda artış meydana gelir. Migren ataklarını ve şiddetini arttırabilir. Sistemik ve kronik hastalığı olanlarda kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;İlaç kesildikten 1-3 ay sonra kanamalar başlar, ancak kanama düzensizlikleri olabilir. Doğumdan sonra 6-12 hafta kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Aşağıdaki durumlarda doğum kontrol hapları KULLANILMAMALIDIR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;- tromboflebit ve tromboembolik hastalık&lt;br /&gt;- serebral damar hastalıkları&lt;br /&gt;- koroner arter hastalıkları&lt;br /&gt;- karaciğer fonksiyon testlerinde bozukluk&lt;br /&gt;- meme kanseri&lt;br /&gt;- estrojene bağlı olduğu düşünülen tümörler&lt;br /&gt;- teşhis konulamayan anormal vajinal kanama&lt;br /&gt;- gebelikte tıkanma sarılığı geçirenler&lt;br /&gt;- doğumsal hiperlipidemi&lt;br /&gt;- şişmanlık&lt;br /&gt;- sigara içen 35 yaş üzerindeki bayanlar kesinlikle kullanmamalıdırlar,&lt;br /&gt;bununla birlikte; şeker hastaları, hipertansiyon, miyom, epilepsi, orak hücreli anemi durumunda hekim kararı ile ve kontrol altında kullanılabilirler.&lt;br /&gt;İğne şeklindeki doğum kontrol hapları (medroksiprogesteron asetat) yılda 2-4 kez kullanılarak koruma sağlarlar. Uzun süreli kanamalar, uzun süreli adet görmeme, kestikten sonra uzun süre yumurtasız kanama görülebilir. Kansere neden olduğu iddiaları vardır.&lt;br /&gt;Norplant denilen ve deri altına yerleştirilen doğum kontrol ilaçları üzerinde yoğun olarak çalışılmaktadır.&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapı kullanıldığı sürece yumurtlama ve adet olmaz, bu nedenle adeti geciktirmek için hap kullanılabilir.&lt;br /&gt;Eğer kişi, bir gün hap almayı unutursa ertesi gün iki adet birden almalıdır, ancak bu sık sık yapılırsa ara kanamalar meydana gelebilir.&lt;br /&gt;Cinsel ilişki sonrasında hamilelik engellenmek isteniyorsa: 30 mg konjuge estrojen veya 5 mg etinil estradiol 5 gün süreyle kullanılmaktadır. Yine aynı amaçla 12 saat ara ile iki kez 4 tablet (toplam 8 tablet) alınır. Bulantı kusma çok sık görülen bir yan etkidir v eönerilen bir yöntem değildir. Yine cinsel ilişkiden sonraki 12-24 saat içinde spiral takılarak hamilelik önlenebilir.&lt;br /&gt;Kaynak : Kadın Hastalıkları ve Doğum Bilgisi, 4. Baskı. Türkiye Klinikleri Yayınevi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-400760527134264265?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/400760527134264265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=400760527134264265' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/400760527134264265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/400760527134264265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/doum-kontrol-haplari.html' title='DOĞUM KONTROL HAPLARI'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-2634114967848746578</id><published>2008-07-13T14:49:00.000-07:00</published><updated>2008-07-13T14:53:09.440-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol'/><title type='text'>AİLE PLANLAMASI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;AİLE PLANLAMASI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;    Aile Planlaması sadece gebelikleri önlemek değil aynı zamanda çocuk sahibi olamayanlara da hizmet vermek, yol göstermektir. Aileler çocuk yapıp yapmamakta serbestirler. İstedikleri kadar çocuk sahibi olabilirler. Ancak aileler çocuk sahibi olmak istemiyorsa onlara yol göstermek Aile Planlaması Hizmetinin görevidir.&lt;br /&gt;      Ailelerin İstedikleri zaman İstedikleri sayıda çocuk sahibi olmalarıdır.&lt;br /&gt;Aile Planlamasında zorunluluk yoktur. Katılım gönüllüdür. Aileler eğitilir ve isteyene çocuk sahibi olabilmesi için isteyene gebelikten korunmak için hizmet verilerek yardımcı olunur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-2634114967848746578?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/2634114967848746578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=2634114967848746578' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2634114967848746578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2634114967848746578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/aile-planlamasi.html' title='AİLE PLANLAMASI'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-9031545309320675583</id><published>2008-07-13T14:44:00.000-07:00</published><updated>2008-07-13T14:47:32.456-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çocuk Saglıgı'/><title type='text'>ALTINI ISLATMA (ÇOCUKLARDA)</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ALTINI ISLATMA (ÇOCUKLARDA)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;     Geceleri altını ıslatan çocuklar psikolojik olarak içe dönük ve eziklik hissine kapılırken, bu sorun ailelere bıkkınlık veriyor. Yatağını ıslatan çocuğun kişilik gelişimi olumsuz etkileniyor. Çocuk bunu bir sır gibi saklıyor, arkadaş evinde kalamıyor, yaz kampları, okul gezileri, spor turnuvalarına katılamıyor ve ülkemizdeki her 7 çocuktan birisi geceleri yatağını ıslatıyor.&lt;br /&gt;      Çocuklarda gece işemeleri konusunda bugüne kadar sayısız araştırmaları bulunan Danimarka Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Norgaard dün ülkemize bir ziyarette bulundu. Çocuklarda uykuda işeme durumunun 2-3 yaşlarına kadar normal olduğunu, ondan sonra gece işemelerinin mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini ve bu durumun çocukların kendilerine olan güvenlerini azalttığını söyledi;" Yaptığımız araştırmalar çocuklardaki bu rahatsızlığın psikolojik herhangi bir yönünün bulunmadığını, tamamiyle fizyolojik bir rahatsızlık olduğunu gösteriyor. Çocuklarda "ADH" adı verilen bir tür su tutucu hormon, geceleri gündüze nazaran iki misli seviyeye çıkar. Bu da idrar kesesinde biriken sıvı miktarını azaltır. Ancak çocukta bu hormon eksik olduğunda çocuk idrarını kontrol edemez ve gece tam işeme yapar. Çoğu aile bunu bilmiyor, çocuğun sorununu psikolojik zannediyor, halbuki basit bir ilaç tedavisi ile sorun kolayca hallolur" dedi.&lt;br /&gt;Ülkemizde ilkokul çağındaki 7 çocuktan birisi "enüretik" yani geceleri altı işiyor. Bazen bu durum yetişkin çağı dediğimiz 17-18 yaşlarına kadar devam edebiliyor. Yine araştırmalar daha çok erkek çocukların gece altlarına işediğini gösteriyor. Burundan günde 1 kez kullanılan sprey ise, hormon eksikliğine bağlı gece işeme sorunu olan çocuklara çare oluyor. 6 ay düzenli olarak kullanılması tavsiye ediliyor, ilk kullanımından itibaren yatak kuruluğunu sağlıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-9031545309320675583?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/9031545309320675583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=9031545309320675583' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/9031545309320675583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/9031545309320675583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/altini-islatma-ocuklarda.html' title='ALTINI ISLATMA (ÇOCUKLARDA)'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-2038573356104748336</id><published>2008-07-13T14:42:00.000-07:00</published><updated>2008-07-13T14:47:20.912-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ağız ve Diş Sağlığı'/><title type='text'>AFT (AĞIZDA YARA)</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;AFT (AĞIZDA YARA)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;En sık rastlanan tekrarlayici agiz yaralarindan birisi aft (aftöz ulser) dir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Aft nedir?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Aft dilde, yumuSak damakta, dudak ve yanaklarin iç kisimlarinda görulen kuçuk, yuzeysel ulserlerdir. cok agrilidirlar ve 5-10 gun surerler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Nedenleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Neden olabilecek etkenler arasinda stres, travma, asitli yiyecekler (domates, turunçgiller, vs.) gibi lokal tahriş edici maddelere sayilabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Aft baSkasina bulaşir mi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Hayir. Bölgesel yayilimi veya bir başkasina bulaşmasi söz konusu degildir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tedavi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Tedavi direkt olarak az önce bahsedilen rahatsizlik verici durumlarin ortadan kaldirilmasi ve enfeksiyondan korunma ile olur.&lt;br /&gt;Kenacort-A orabase gibi haricen kullanilan bir kortikosteroid veya pyralvex solusyon gibi ilaçlar tedavide kullanilmaktadir. Ayrica aşiri agri duyuluyorsa aft in uzerine kisa sure için (7-10 dakika) bir adet aspirin koymak (emmeyin veya yutmayin) faydali olacaktir. Sik olarak meydana gelen veya uzun sureli devam eden aft durumunda bir hekime görunmeniz gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-2038573356104748336?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/2038573356104748336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=2038573356104748336' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2038573356104748336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2038573356104748336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/aft-aizda-yara.html' title='AFT (AĞIZDA YARA)'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-3141600511724864288</id><published>2008-07-13T14:37:00.000-07:00</published><updated>2008-07-13T14:41:05.361-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saglıklı Yaşam'/><title type='text'>BASİT EGZERSİZLERLE BOYUN VE OMUZ AĞRILARINDAN KURTULUN</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SHp11NR-aPI/AAAAAAAAB6I/RDzYKbWmL0Y/s1600-h/diet17.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5222616274848082162" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SHp11NR-aPI/AAAAAAAAB6I/RDzYKbWmL0Y/s320/diet17.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;BASİT EGZERSİZLERLE BOYUN VE OMUZ AĞRILARINDAN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;KURTULUN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;   Günlük yoğunluk ve strese bağlı kas ağrılarından birkaç dakikalık egzersizle kurtulabilirsiniz. Her tür ortamda yapabileceğiniz bu egzersizler günlerinizin daha verimli geçmesinde size destek olabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Omuz ve boyun kasları için gevşeme egzersizleri Birinci adım:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Başlangıç pozisyonunuzu alın. Boynunuzu uzatın ve ellerinizi başınızın arkasında birleştirin. Bu sırada ellerinizi öne doğru, başınızı da ellerinize yani arkaya doğru itin. Ellerinizi gevşetmeyin. Gergin halde kalın ve üç kere yavaşça nefes alıp verin. Rahat bırakın. Yeniden başlayın.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İkinci adım:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Başlangıç pozisyonunuzu alın. Ellerinizi başınızın arkasında birleştirin. Başınızı öne doğru ittirin ve ellerinizle hafifçe bastırarak baskıyı artırın. Üç kere yavaşça nefes alıp verin. Ardından rahat bırakın.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Üçüncü adım:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Başlangıç pozisyonunuzu alın. İki kolunuzu da uzatarak yukarı doğru kaldırın. Bu şekilde gergin halde beklerken 3 kere nefes alıp verin. Ardından kolları gevşeterek bırakın.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dördüncü adım&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Başlangıç pozisyonunuzu alın. Sağ elinizle başınızın sağ tarafına bastırın. Bu sırada başınızla da aynı güçle elinize doğru baskı uygulayın. İki taraftan da aynı gücü uygulayın ki herhangi bir tarafa doğru hareket olmasın. Bu gergin halde 3 kere nefes alıp verin. Başlangıç posizyonuna geri dönün. Alıştırmayı bu sefer sol elinizle yapın. İki versiyonu da dört ya da beş kere yineleyin.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bacaklar için gevşeme egzersizleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Birinci adım:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Bir sandalyenin ön kenarına rahatça oturun. Ayak ucunuzu gererek sağ ayağınızı yavaşça yukarı-aşağı oynatmaya başlayın. Ardından yavaş yavaş tenpoyu artırın. Bu hareketi ardından sol ayağınızla yineleyin. Günde bir çok kez yapabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İkinci adım:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Bir sandalyenin ön kenarına rahatça oturun. Ellerinizden destek alın ve yavaşça ayaklarınızı daire şeklinde hareket ettirmeye başlayın:&lt;br /&gt;a) Ters yönde&lt;br /&gt;b) İkisini de saatin tersi yönde parelel&lt;br /&gt;c) İkisini de saat yönünde paralel&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Üçüncü adım:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Ayakta ya da oturarak yapabileceğiniz bir alıştırma. Bir sandalyeye rahatça oturun ya da gevşek bir şekilde ayakta durun. Ayak parmaklarınızı iyice bastırın ve ardından ters yönde yukarı doğru iyice uzatın. Ayakkabılarınız fazla hareket şansı tanımıyorsa, çıkartabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dördüncü adım&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu alıştırmayı ayakta alçak tabanlı ayakkabı ile ya da çıplak ayakla yapmalısınız. Parmak uçlarınız üzerinde yükselin. Sonra da yavaşça topuğa geçiş yapın. Yani bir parmak uçlarınız, bir topuklarınız üzerinde yükselmelisiniz. Bu alıştırmanın zorluk derecesini de artırabilirsiniz. İki ayağınızı da ters yönde hareket ettirmeyi deneyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-3141600511724864288?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/3141600511724864288/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=3141600511724864288' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/3141600511724864288'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/3141600511724864288'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/basit-egzersizlerle-boyun-ve-omuz.html' title='BASİT EGZERSİZLERLE BOYUN VE OMUZ AĞRILARINDAN KURTULUN'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SHp11NR-aPI/AAAAAAAAB6I/RDzYKbWmL0Y/s72-c/diet17.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-2224184343529845628</id><published>2008-07-13T14:35:00.001-07:00</published><updated>2008-07-13T14:40:58.513-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saglıklı Yaşam'/><title type='text'>BAKIMLI YAŞAM İÇİN ÖNERİLER</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SHp1OVQiAJI/AAAAAAAAB6A/8jM1dmyu5eQ/s1600-h/diet27.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5222615606974611602" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SHp1OVQiAJI/AAAAAAAAB6A/8jM1dmyu5eQ/s320/diet27.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;BAKIMLI YAŞAM İÇİN ÖNERİLER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havalar ısındı diye sevindik, şimdi de nem yüzünden nefes alamıyor, terliyoruz diye şikayet etmeye başladık. Aslında doğa her şeyi okadar güzel düzenlemiş ki.. Terlemekle vücudumuzun serinlemesi sağlanıyor. Biliyor musunuz, vücudumuzdan terleme yoluyla attığımız sıvının miktarı bazen 12 litreye kadar çıkabiliyor. Bu arada terin vücudu enfeksiyonlardan koruyan bir tür antibiyotik içerdiği de ileri sürülüyor. Terleyince, vücuttan yayılan koku büyük bir problem yaratıyor. Aslında kokuyu yapan terin kendisi değil, vücuttaki bakteriler. Vücudun ter kokmasını önlemek için sık sık duş yapmak gerekir. Ama bazı durumlarda duş yapmanın da terlemeye pek faydası olmuyor. Allahtan terlemeyi önleyen, ter kokusunu gideren kozmetik ürünleri var. Bunların sayesinde vücudumuzdan iğrenç kokuların yayılmasını önleyebiliyoruz. Terlmemeye karşı kullanılan ürünlerin kanserojen madde taşıdıkları iddiası ortalığı biraz karıştırdı. Bunların özellikle meme kanserine neden oldukları söylentisi hepimizi korkuttu. Ancak bu konuda çalışmalar, araştırmalar sürüyor. Şimdilik ter önleyicilerinizi kullanmanızda bir sakınca yok.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;GÖZLERİN DİLİ YOK Kİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Göz sağlığı konusunda ortaya atılan iddiaların hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu biz bilemeyiz. Her zaman göz doktoruna danışmanızda elbette yarar var. Çok yaygın bazı iddialar konusunda uzmanların açıklamalarını aktaralım. Sürekli gözlük kullanmanın gözleri tembelleştirdiği iddia edilir. Gözlük camları, gözlerin iç yapısını değiştirmez. Gözlük kullanıyorsunuz diye gözleriniz zayıflamaz ve de gözlük kullanmazsanız, gözler güçlenmez. Loş ışıkta okumanın gözlere zarar verdiği hep iddia edilir. Aslında loş ışıkta ya da yarı karanlıkta okumaya çalışmak insanı huzursuz eder, bazen başağrısından yakınırsınız. Fakat boşuna endişelenmeyin, göz sağlığınız bu durumdan etkilenmez. Aynı şekilde TV ekranına fazla yakından bakmanın da gözlere zarar verdiği söylenir. Uzmanlar, bu durumun sadece rahatsızlık yarattığını başağrısına neden olabileceğini söylüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ÇALIŞAN ELLER BAKIM İSTER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bulaşıkların yıkanması, ev temizliği, çiçeklerin bakımı derken ellerinizi çok fazla yıpratıyorsunuz. Bu hor kullanmaya karşılık da ellerinize verdiğiniz zararı gidermek için bakım uygulamak pek aklınıza gelmiyor. Hele mesleğinizin gereği kimyasal maddelerle çalışıyorsanız, ellerinizin sağlığı öncelik kazanır. Bir süre sonra ellerinizin derisinde çatlamalar, buruşmalar başlar. Nemlendirici ve besleyici el kremlerini kullanmayı sakın ihmal etmeyin. Genç yaşta, yaşlı bir ninenin elylerine sahip olmayı elbette istemezsiniz. O halde ellerinizi korumayı ihmal etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;BOĞAZIMDA NE VAR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman yutkunmakta zorlanıyor musunuz? Ya da yutkunmak size acı mı veriyor? Durun, hemen aklınıza en kötü ihtimalleri getirmeyin. Basit bir boğaz sorunuyla karşı karşıya olabilirsiniz. Ağrı kesici ilaçlar boğaz ağrısına iyi gelebilir. Ayrıca sıcak tuzlu suyla gargara yaparsanız, boğazınızdaki mikroplardan kurtulabilirsiniz. Şimdi kendi kendinizin doktoru olup, kısa bir araştırma yapın. Boğazınızdaki acıyı yutkunurken mi, yoksa yutkunduktan kısa bir süre sonra mı hissediyorsunuz? Eğer bu soruya evet cevabını verirseniz, bir kulak- burun- boğaz uzmanına başvurun. Öfkelendiğiniz ya da üzüldüğünüz zamanlar yutkunmakta zorluk çekiyorsanız, bu sorun kas spazmının habercisi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ÇİKOLATA KOYU RENK OLMALI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kalp sağlığını korumanın yolları belli. Sigara, alkollü içki içmeyeceksiniz, yağlı besinlerden uzak duracaksınız, egzersiz yapacaksınız. Liste böylece uzayıp gidiyor. Ve de size bir iyi haber: ‘bitter’ dediğimiz koyu renkli çikolata kalbin çok iyi bir dostu. Bitter çikolata, damarlarda kanakışını hızlandırıyor. Ayrıca çikolata, kalbin en güçlü koruyucusu sayılan fleavanoid’leri de içeriyor. Eğer kilo sorununuz yok ise, diyabet hastalığı sizi etkisi altına almamışsa, kalbinizi korumak için bol bitter çikolata yiyin.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;DİŞ BAKIMININ ABC’Sİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Belki biraz şaşıracaksınız ama dişlerinizi yemeklerden sonra değil, yemek öncesi fırçalamanız doğru olur. Hele sabah kahvaltılarından sonra diş fırçalamayı aklınızdan çıkarın. Meyve suları ve asitli yiyecekler dişlerin minesini yumuşatır. Yemek üstüne diş fırçalamaya kalkışınca da mineleri zedelersiniz. Dişlerinizi beyazlatmak uğruna fırçayı dişlere bastıra bastıra ve de hızlı hızlı fırçalamanız dişlerinize zarar verir. Dişlerinizi fırçaladıktan sonra ağzınızı uzun uzun çalkalamayın. Çürümeyi önleyen fluorid maddesini yok etmekten kaçınmak zorundasınız. O zaman ağız çalkalamayı da fazla abartmayın.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-2224184343529845628?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/2224184343529845628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=2224184343529845628' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2224184343529845628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2224184343529845628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/bakimli-yaam-iin-neriler.html' title='BAKIMLI YAŞAM İÇİN ÖNERİLER'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SHp1OVQiAJI/AAAAAAAAB6A/8jM1dmyu5eQ/s72-c/diet27.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-4026528161189542725</id><published>2008-07-13T14:31:00.001-07:00</published><updated>2008-07-13T14:40:48.876-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saglıklı Yaşam'/><title type='text'>AEROBIK EGZERSIZ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SHp0RRkXq4I/AAAAAAAAB54/9GBdznhdJc4/s1600-h/aerobik_egzersiz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5222614558012058498" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SHp0RRkXq4I/AAAAAAAAB54/9GBdznhdJc4/s320/aerobik_egzersiz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;AEROBIK EGZERSIZ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;   Aerobik egzersizi, geniş kas guruplarını kullanarak, düşük şiddetli uzun süreli aktivite olarak düşünün.&lt;br /&gt;    Aerobik aktivite; yürüyüş, bisiklet, jog, yüzme gibi aktiviteleri içerir. Anaerobik aktivite kısa süreli yüksek şiddetli çalışmalardır. Tenis, ağırlık kaldırma, kısa süreli hızlı koşular, futbol, basketbol, henbol gibi aktivitelerde anaerobi hakimdir.&lt;br /&gt;Şayet bu tür çalışmalara yeni başlıyor iseniz, yürüyüş-hızlı yürüyüş başlanmak önerilir, bu tür aktivite haftada 5-6 kere 1 saatten az olmamak kaydıyla uygulanmalıdır. Bir hafta sonra çok düşük tempoda koşuları programınıza alabilirsiniz. Koşuların tempo ayarlamasının önemli olduğunu belirtmiştik. Diğer yöntemlerin yanında, koşu hızını ayarlamak için; solunum sıklığından yararlanılır, şöyle ki; koşu, rahatça soluk alıp verebileceğimiz bir tempoda gerçekleşmelidir. En kolay tempo ayarlama adım sayısı ile yapılır, 4-5 adımda yavaş yavaş soluk alınır, göğüs kafesi şişirilir, yine 4-5 adımda yavaş yavaş karın kasları kasılarak soluk verilir. Bu davranış solunum kaslarının güçlenmesine ve daha etkili solunuma olanak sağlar. Bu davranış biçimi ayni zamanda "solunum eğitimi" çalışmasıdır. Akciğerlerdeki havayı çok az yenileyebildiği için, kısa süreli sık solunum yapmak önerilmez.&lt;br /&gt;          Çalışmalar bu şekilde mi devam edecek? İnsan organizması mükemmel bir yapıya ve eşi benzeri olmayan sistemlere sahiptir. Bilinçli ve düzenli yüklenmeler ile onun kapasitelerini artırabilirsiniz, aşırı yüklenmeler ile tüm sistemleri felçe uğratabilirsiniz. Satın aldığınız bir araba saatte 200 km sürat yapıyorsa, 5 sene sonra saatte 201 km hız yapmaz, belki de daha düşük bir hız yapacaktır. Oysa ki, spor branşlarında dünya rekorları devamlı yenilenmektedir. Bu bilimsel ve düzenli çalışmalar ile sağlanmaktadır. Kısaca, sağlıklı gelişim için uygulanacak yüklenmeler azar azar giderek artan yoğunlukta olmalı, organizma yükleri "sindirmeli" dir.&lt;br /&gt;İlerleyen çalışmalarda, hızınızı, azar azar, eforunuzun sınırlarına kadar, derin ve hızlı nefes alacak duruma gelinceye kadar ya da bu durumu sürdüremeyeceğinizi düşünene kadar artırın. Bu noktaya kadar her şey aerobiktir ki onun anlamı; enerji eldesi oksijenin varlığında gerçekleşiyor demektir. Eğer egzersiz yoğunluğunu arttırmayı sürdürürseniz, anaerobik enerji üretimine baş vurursunuz, bu anda solunum sıklığı artar ve kanda laktik asit birikimi başlar. Bu durumda egzersizi kesmek zorunda kalabilirsiniz. Laktik asit hem bir enerji taşıyıcı ve hem de şiddetli eforun ürettiği, artan çalışma yoğunluğunu gösteren bir işarettir.&lt;br /&gt;Aşırı eforun ürettiği laktik asit ve yüksek düzeydeki karbondioksitle beraber yüksek solunum, genel rahatsızlık ve stres duygusu oluşur. Aerobik egzersiz, çok sözü geçen anaerobi eşiğin altındaki egzersiz olarak tanımlanabilir.&lt;br /&gt;        Glikoz molekülünün aerobik metabolizması anaerobikten çok daha verimlidir; aerobik metabolizma, 1 mol glikozdan 38 yüksek enerji bileşimli adenosine trifosfat (ATP) adlı moleküller üretirken, anaerobik metabolizma sadece 2 molekül üretilir ve aerobik metabolizma daha az laktik asit üretir. Yani aerobik egzersiz daha hoş ve dinlendiricidir, sıkmaz ve aşırı yormaz. Birikmiş yağların aerobik kullanımı ilerleyen efor periyotlarında gerekli enerji için uygun bir rezerv oluştur. Aerobik egzersiz, uygun bir şekilde birkaç dakikadan saatlerce uzatılabilir. Orta düzeyde aerobik egzersiz esnasında, bir söyleşi de yapılabilir.&lt;br /&gt;Kaynak : www.sporum.gov.tr&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-4026528161189542725?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/4026528161189542725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=4026528161189542725' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/4026528161189542725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/4026528161189542725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/aerobik-egzersiz.html' title='AEROBIK EGZERSIZ'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SHp0RRkXq4I/AAAAAAAAB54/9GBdznhdJc4/s72-c/aerobik_egzersiz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-8114564830470314536</id><published>2008-07-07T05:05:00.001-07:00</published><updated>2008-07-07T05:10:42.456-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meditasyon'/><title type='text'>YOGA</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SHIGnCT1nAI/AAAAAAAABrA/CLS_pJZlwhA/s1600-h/180px-Yogisculpture.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220242185780567042" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SHIGnCT1nAI/AAAAAAAABrA/CLS_pJZlwhA/s320/180px-Yogisculpture.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yoga sözcüğü, &lt;a class="mw-redirect" title="Sanskrit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sanskrit"&gt;Sanskrit&lt;/a&gt; dilinde "yuj" sözcüğünden türemiştir ve birleşmek, bağlamak, bir araya getirmek anlamına gelir (İzer, Müheyya; Çağdaş Yoga). Yoga’nın farklı bakış açılarıyla yapılmış, birbiriyle çelişmeyen farklı tanımları şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="Yogan.C4.B1n_tan.C4.B1mlar.C4.B1" name="Yogan.C4.B1n_tan.C4.B1mlar.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yoganın tanımları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yoga bir çok farlı dalları olan bir bilimdir (İzer, Müheyya; Çağdaş Yoga).&lt;br /&gt;Yoga çeşitli din mensuplarınca uygulanmakla birlikte, hiçbir dinsel unsuru konu edinmeyen, çeşitli derinliklerde trans hallerinin, içe dönme halinin, “değişik şuur hallerinin sözkonusu olduğu bir nefsini denetleme sistemidir.&lt;br /&gt;Yoga &lt;a title="Maya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Maya"&gt;maya&lt;/a&gt; aleminin (yaşadığımız, aldatıcı illüzyonlardan ibaret olan dünya) ötesindeki birtakım hakikatlere ulaşmayı amaçlayan ve bu nedenle maya aleminden duyumlarımla gelen aldatıcı etkilere kapıları kapatarak duyum sınırları ötesindeki aşkın realitelere ulaşmaya çalışan mistik bir yoldur.&lt;br /&gt;Yoga eşyayı (nesneleri) göründükleri gibi değil de, oldukları gibi görebilmeyi amaçlayan, bu amaçla aşama aşama yükselen şuur hallerinin deneyimlendiği spiritüel bir eğitimdir ki, bu aşamalar şuurun iç realiteye yönelmesinden yüksek şuur haline (samadhi) varıncaya değin 7 aşamadan oluşurlar.&lt;br /&gt;&lt;a id="Yoga-Sutra.E2.80.99lar_ve_yedi_a.C5.9Fama" name="Yoga-Sutra.E2.80.99lar_ve_yedi_a.C5.9Fama"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yoga-Sutra’lar ve yedi aşama&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yoga hakkındaki en eski metinler Patanjali adlı yoginin yazdığı &lt;a class="new" title="Yoga-sutra (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Yoga-sutra&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Yoga-sutra&lt;/a&gt;'lardır. Patanjali’nin kim olduğu ve bu metinlerin ne zaman yazılmış olduğu halen tartışmalı bir konudur. Yoga-sutralar 4 bölümden oluşur:&lt;br /&gt;Samadhi halini ve ilkelerini açıklayan bölüm.&lt;br /&gt;Samadhi haline ulaşma araçlarını ve disiplinlerini açıklayan bölüm.&lt;br /&gt;Psişik (paranormal) yetenekleri (siddhis) açıklayan bölüm.&lt;br /&gt;Kurtuluştan (aydınlanma) söz eden bölüm.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Patanjali’ye göre, sekizinci aşama olan Samadhi’ye ulaşabilme yolundaki 7 aşama şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;1- Yama: Ahimsa, Satya, Asteya, Brahmacarya, Aparigraha olmak üzere beş bölümden oluşur.&lt;br /&gt;2- Niyama: Sauca, Santosa, Tapa, Svadhyaya, Isvarapranidhanat olarak beş bölümdür.&lt;br /&gt;3- Asana: Bedensel dururuşları içerir.&lt;br /&gt;4- Pranayama: Çeşitli, solunumu denetleme yöntemlerini içerir.&lt;br /&gt;5- Pratyahara: Algıların denetlenmesi demektir.&lt;br /&gt;6- Dharana: Meditasyon nesnesine odaklanmayı belirtir.&lt;br /&gt;7- Dhyana: Zihnin tam olarak denetim altına alınması demektir.&lt;br /&gt;SAMADHİ ise,özne ile nesnenin ya da, gözleyen ile gözlenenin bir olması demektir. Samadhiye varınca Y O G A tamamlanmış olur.&lt;br /&gt;&lt;a id="Yoga_Bi.C3.A7imleri" name="Yoga_Bi.C3.A7imleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yoga Biçimleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hindistan'ın kutsal kitabı Bhagavad Gita'ya göre yoganın çeşitli uygulamaları vardır. En çok ilgi toplayanlar: Jhana Yoga, Karma Yoga, Bhakti Yoga, Mantra Yoga, Raja Yoga, Tantra Yoga, Kriya Yoga, Swara Yoga ve Hatha Yoga (İzer, Müheyya; Çağdaş Yoga).&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Başlıca Yoga biçimlerinin Tanımları:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Bhakti-Yoga (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bhakti-Yoga&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Bhakti-Yoga&lt;/a&gt;: İlahiliğe sevgi ve tapınmayla erişmeyi önerir.&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Hatha-Yoga (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Hatha-Yoga&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Hatha-Yoga&lt;/a&gt;: Aslında bir yoga biçimi değildir. Batı’da yanlış algılanmıştır. Yalnızca Raja-Yoga’nın bir tekniğidir. Üstün şuur hallerine hazırlık uygulamalarından ibarettir. Çeşitli arınma egzersizlerine ve bedensel pozisyonlara dayalı bir tekniktir. Batı’da daha ziyade fiziksel sağlık amacıyla uygulanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Jnana-Yoga (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Jnana-Yoga&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Jnana-Yoga&lt;/a&gt;: Bilgi yolu olarak kabul edilen Jnana-Yoga, aşkın realitelere, aydınlanmaya bilgi ve zihinsel analiz yoluyla ulaşmayı önerir. Bu sistemde gözlem, çalışma ve deneyim yoluyla kazanılmış bilgiler hakkında meditasyon yapılır.&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Karma-Yoga (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Karma-Yoga&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Karma-Yoga&lt;/a&gt;: Diğerkamca hizmet yolu olarak kabul edilir. Karma-Yoga kişinin görevlerini yerine getirmesini, bununla birlikte yerine getirdiği görevlerden bir karşılık beklememesini, yani yaptığı hareketlere ve sonuçlarına ilgisiz kalmasını önerir.&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Mantra-Yoga (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Mantra-Yoga&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Mantra-Yoga&lt;/a&gt;: Mantralar kullanan bir sistemdir, dua ve ses yolu olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Raja-Yoga (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Raja-Yoga&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Raja-Yoga&lt;/a&gt;: En metafizik yoga olarak kabul edilir. Kimilerince bu, aydınlanma yolundaki diğer bütün yoga yollarını kapsar. Konsantrasyon, nefes denetimi, bedensel pozisyon, meditasyon ve kontamplasyon aracılığıyla zihni denetleme olarak tanımlanır.&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Kundalini-Yoga (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kundalini-Yoga&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Kundalini-Yoga&lt;/a&gt;: Kundalini gücünü uyandırmaya ağırlık verir. Bu amaçla bedensel pozisyonlardan ve mantralardan yararlanır.&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Laya-Yoga (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Laya-Yoga&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Laya-Yoga&lt;/a&gt;: Kundalini gücünü uyandırmak amacıyla, meditasyon, nefes denetlemesi, mantralar, vizüalizasyon ve bedensel pozisyonlar kullanan yol olarak tanımlanır.&lt;br /&gt;Ölüm Yoga’sı: Tibet’te uygulanan bir yoga biçimidir. Kişinin imajinasyonunu,duygu ve düşüncülerini denetleyebilmesi amacına yönelik bir disiplin içerir. Bu yogada yapılan deneyimler, Tibet yogilerine göre kişiyi ölüm-ötesine de hazırlar, yani kişiye ölüm sonrası yaşamında büyük kolaylık sağlar.&lt;br /&gt;&lt;a id="Yoga.27n.C4.B1n_Amac.C4.B1" name="Yoga.27n.C4.B1n_Amac.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yoga'nın Amacı Farklı yoga türlerinin amaçları hemen hemen birbirinin aynıdır: İnsanı "esir" eden duygu ve düşüncelerden kurtararak yücelmesine yardımcı olmak (İzer, Müheyya; Çağdaş Yoga).&lt;br /&gt;&lt;a id="Ger.C3.A7ek_Yogiler" name="Ger.C3.A7ek_Yogiler"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gerçek Yogiler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Batı’da yoga biçimlerinin oluşmasında ve yayılmasında en büyük etki &lt;a title="Teozofi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Teozofi"&gt;Teozofi&lt;/a&gt; Cemiyeti’nin yanı sıra, &lt;a class="mw-redirect" title="Ramakrishna" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ramakrishna"&gt;Ramakrishna&lt;/a&gt;, &lt;a class="new" title="Sri Aurobindo (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Sri_Aurobindo&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Sri Aurobindo&lt;/a&gt;, &lt;a class="new" title="Ramana Maharishi (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ramana_Maharishi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Ramana Maharishi&lt;/a&gt; ve &lt;a class="new" title="Yogananda (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Yogananda&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Yogananda&lt;/a&gt; adlı Hintli mistiklerden gelmiştir. Yoga felsefesinde psişik yetenekler elde etmek gibi bir amaç yoktur. Yani psişik yetenekler amaç değil, sonuçtur. Yogi sözcüğü yoganın Batı’da ilk geçişi sırasında yanlış kavranmış bir sözcüktür. Batı’da yogi denildiğinde ilk zamanlarda, genellikle vücuduna garip şekiller verebilen, birtakım gösteriler yapan, saçı sakalı ve tırnakları uzamış, temiz olmayan insanlar akla gelmekteydi. Kimilerine göre bu imajın yaygınlaşmasına neden olanlar yoganın şarlatanlarıdır. Aslında Yogi adı Asya’da hazırlık aşamalarını çoktan geçmiş, zihinsel deneyimin ileri aşamalarına başlamış kimselere verilen bir addır. Asya’nın çeşitli ülkelerinde rastlanan bu gerçek yogiler, ıssız dağlarda ve ormanlarda inzivaya çekilmiş, dinle ilgilenmeyen, mal mülk edinme ve evlenme gibi hedefleri olmayan, az yiyen, az konuşan, az hareket eden, çeşitli uygulamalarla nefsini terbiye etmeye çalışan, şiddete karşı olan kimselerdir. Uzmanlar yoganın yanlış tanıtılmasının halen sürdüğüne, günümüzde, Hint’te değerli biri olamayacaklarını anlayan ve bu yolu gereğince bilmeyen pek çok Hintli’nin farklı ülkelere göç edip mürit grupları edindiklerine ve yoganın çıkar amaçlı olarak kullanılabildiğine dikkat çekmekteler. Oysa Asya’daki gerçek yogiler mala mülke değer vermeyen, henüz kendisinin kurtuluşa ermemiş olduğunu bildiğinden öğrenci edinmek için de bir çaba göstermeyen kimselerdir.&lt;br /&gt;&lt;a id="K.C3.B6kenleri_ve_Tarihi" name="K.C3.B6kenleri_ve_Tarihi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kökenleri ve Tarihi ,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçmişi, genellikle 4000 yıla tarihlenen yoga, Alman Profesör Max Mueller'e göre 6000 yıla dayanmaktadır. Faklı kaynaklar yoganın çıkışını daha bile eskiye tarihlemektedirler. Avrupa'da ise yoga, 40-50 yıldan bu yana ciddi anlamda tanınmaktadır. Bunun nedeni bilimin, yogilerin (yogayı uygulayanların) binlerce yıl önceki bulgularının doğruluğunu ancak bugün kanıtlamakta olmasıdır. Yogayı ilk kimin uyguladığı tam olarak bilinmiyor. Yoga, geçmişte, kulaktan kulağa, üstaddan öğrenciye aktarılan bir bilimdi (İzer, Müheyya; Çağdaş Yoga).&lt;br /&gt;Meditasyon halindeki ilk Yogi imajları yapılan kazılarda 6-7 bin yıl önce yaşandığı düşünülen Indus Vadisi Uygarlığında tespit edilmiştir. Yoga'nın yer aldığı ilk yazılı kayıtlar M.Ö. 1500-1200 yılları arasında kodifiye edilen Rig Veda'da yer almaktadır. Rig Vedalar şifahen aktarıldığından Yoga'nın ortaya çıktığı zaman dilimini kesin olarak tayin etmek imkansızdır. İlk yoga metini yoganın babası Patanjali tarafından yaklaşık M.Ö. 200 yılında yazılmış, bu yoganın ilk üstadıdır ve metinde kişinin zihnini sükunete kavuşturması ve sonsuza katılması için gereken "sekiz kol/basamak" ile Yoga tarif edilmiştir.&lt;br /&gt;Yoga'nın ilkeleri ve hedeflerinin ilk kez tam tarifi M.Ö. 8 ve 4. yüzyıllar arasında derlenen Upanişadlarda bulunmaktadır. Upanişadlarda harici tanrılara sunulan kurbanlar ve seremoniler yerini dahili kurban ve Yüce Varlıkla (Brahman veya Mahatman olarak işaret edilir) ahlaklı olmak, nefsi zapt etme ve zihnin talimi yoluyla bir olma haline bırakan bir anlayışa bırakmıştır.&lt;br /&gt;Patanjali'nin Yoga Sutralarındaki klasik yoga, altı "orthodox" (Bu ifadeyle Vedaların otoritesinin kabulü anlaşılır) darshana (Hindu felsefe okulları)'dan biridir. "Yoga" olarak bilinen Hindu felsefe okulunun kökeni yine Hindu felsefe okullarından olan Samkhya ile Upanişadlardadır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Yoga_ve_Din" name="Yoga_ve_Din"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yoga ve Din&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yoga bir Din değildir, kişinin bedeni, zihni ve ruhunu birleştirmesine yarayan eski bir bilimdir; yoga sözcüğü de zaten birlik anlamına gelir. Batılılar birlik kavramının yerine bütünlük sözcüğünü kullanabilirler. Yoga duruşları bedeni iyileştirmek ve gençleştirmek, güçlü duyguları sakinleştirmek ve zihni berak bir hale getirmek için geliştirilmiştir, duruşlar yanlızca bu amaçla yapılabilir. Bununla birlikte, çalışmanın gerçek ürünü meditasyon olduğu kabul edilir (Kelder, Peter; Tibet'in Gençlik Pınarı, ikinci kitap)&lt;br /&gt;Hindu, Budist ve Jain geleneklerinde yoganın manevi/ruhsal hedefleri yoganın bir parçasını oluşturduğu dinlerden ayrılabilir görülmektedir. Bazı yogiler dini daha çok kültür, değerler, inançlar ve ritüeller, yogayı da daha çok kendi kendini gerçekleştirmek (self-realization)yani yüce hakikatin doğrudan deneyimi olarak görerek din ile yoga arasında süptil bir ayırım yaparlar. &lt;a title="Sri Ramakrishna" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sri_Ramakrishna"&gt;Sri Ramakrishna&lt;/a&gt; dini kabuk doğrudan deneyimi ise öze benzetmektedir. Her ikisine de ihtiyaç vardır "fakat eğer kişi öze ulaşmak istiyorsa kabuğu aşmalıdır".&lt;br /&gt;&lt;a id="Yoga.3B_geli.C5.9Fimi_ve_t.C3.BCrleri" name="Yoga.3B_geli.C5.9Fimi_ve_t.C3.BCrleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yoga; gelişimi ve türleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İndus vadisinde yapılan kazılarda ortaya çıkartılan bazı taş mühürlerde yoga duruşlarını gösteren figürlere rastlanmıştır. Yogaya ilişkin ilk yazılı kaynaklar ise Veda’lardır (Rig-Veda, Sama-Veda, Yajur-Veda, Atharva-Veda). Vedaların ardından Brahmana, Aranyaka ve Upanişad'lar yazılmıştır. Tahminen 2 bin yıl önce Patanjali tarafından Yoga öğretimi çok kısa bir şekilde Yoga-Sutra kitabında anlatılmıştır.&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt; Yoga- Sutra’da anlatılana göre Raja Yoganın, yani orijinal yoganın, sekiz basamağı şunlardır;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;1. Yama - Ahlaksal kurallara uymayı öğretir. Şiddeti, hırsızlığı, açgözlülüğü, kişinin kendi nefsine hakim olamayışını yasaklar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; 2. Niyama - Öz disiplini öğretir. Saflığı, sadeliği ve çalışmayı hedefler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;3. Asana - Belirli pozisyonlardaki vücut egzersizleridir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;4. Pranayama - Belirli ritimlerde nefes alıp vermeyi öğretir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;5. Pratyahara - Duyguları kontrol etmeyi sağlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;6. Dharana - Belli bir fikir üzerinde konsantre olmayı öğretir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;7. Dhayana – Meditasyon çalışmalarıdır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;8. Samadhi - Meditasyonun ulaşacağı son hedef olup; beden ve duyular dinlenirken, aklın ve ruhun uyanık kalması, üstün bilince erişme halidir.&lt;br /&gt;Zaman içerisinde yoga farklı uygulamalar ile farklı ekollere ayrılmıştır. MÖ 300 yılında yazılan ve Hint destanının önemli bir bölümünü oluşturan Bhagavad Gita da, yoga, birer yaşam disiplini olarak Karma Yoga, Bhakti Yoga ve Jnana Yoga olmak üzere üç temel bölümde incelenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Karma Yoga:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Sanskrit bir sözcük olan “karma”, davranış/ eylem demektir. Karma yasasına göre her hareketin bir sebebi ve bir de sonucu vardır ve bunlar bağıldır. Karma yoga bireyin hareketlerinin neden ve sonuçlarına odaklanan doğru hareket ve kendini düşünmeden yardım yoluyla, Tanrı’yla bütünleşmeyi sağlayan bir yaşam tarzı uygulamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bhakti Yoga:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Sevmek ve kalbini kutsal olana açmak, kişisel adanmanın mistik bir yolu olan bhaktinin amacıdır. Bhakti, “Kutsal olana hizmet etmek” demektir. Sevgi ve tam bir teslim oluşla, tüm yaratılmışlarda mevcut olan ilahi öze yol almaktır. Bu yolun İslam sufizmi uygulamaları ile benzerlik gösterdiği ve Mevlana’nın aşk yolu ile yaratana kavuştuğu söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Jnana Yoga:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Bilgelik yoludur ve en zor yol olarak düşünülür, çünkü anlama ve sezgi yeteneğinde radikal bir değişiklik gerektirmektedir. Amaç, hepimizin içinde olan bilgiyi sorarak, meditasyon yoluyla ve düşünerek araştırmaktır. Jnana öğrencisi zihnini kendi doğasını araştırmak ve Tanrı yoluyla bilgiye ulaşmak için kullanır. Zaman içinde meditasyonda verimi ve etkinliği artırmak için çeşitli uygulamalar bu ekol altında geliştirilmiştir. Bunlardan bir tanesi de bugün Batı’da dahi yaygın bir uygulama alanı bulan “Hatha Yoga” dır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hatha Yoga:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Fiziksel ve zihinsel mükemmelliğin yolu olan Hatha Yoga, modern batı yaklaşımına göre öncellikle bir fiziksel terapi formudur. Ancak Hatha Yoganın temel kitabı “Hatha Yoga Pradipika” Hatha Yogayı Raja Yogaya başlamanın bir yolu olarak gösterir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Hatha_Yoga_Felsefesi_ve_Egzersiz_Sistemi" name="Hatha_Yoga_Felsefesi_ve_Egzersiz_Sistemi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hatha Yoga Felsefesi ve Egzersiz Sistemi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="Sanskrit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sanskrit"&gt;Sanskrit&lt;/a&gt; dilinde "Ha" sözcüğü hem olumlu akım(pozitif), hem de güneş, "Tha" sözcüğü ise olumsuz akım (negatif) ve ay anlamına gelmektedir. "Hatha Yoga" bu iki akımın ya da enerjinin uyumlu birleşimi anlamak amacıyla verilmiş bir addır. Yogilere göre insanın sağlığı bu iki enerjinin bedende dengeli bir biçimde seyrine, dolaşımına dayanır. Bu enerjilerden biri dengesini yitirdiğinde bir hastalığın belireceğine inanılır. Hatha Yoga sağlıklı yaşamın yolunu gösteren bir yöntemdir (İzer, Müheyya; Çağdaş Yoga).&lt;br /&gt;Hatha Yoga çalışmaları 3 temel temrin üzerinde durur; Pranayama (Nefes Egzersizleri), Asana(yoga postürleri) ve meditasyon.&lt;br /&gt;Pranayama / Nefes Egzersizleri: Sanskritçeden incelendiğinde Prana; hava ve havadaki yasam enerjisi, Yama; kontrol etme ve yönlendirme ve Pranayama; hayat enerjisinin kontrol edilerek yönlendirilmesi olarak ifade edilebilir.&lt;br /&gt;Yine, Sanskrit kök prana, “nefes” sözcüğünü de karşılamaktadır, ancak yogada Prana salt nefes demek değildir. Yoga felsefesi evrende görülen her oluşun Prana'nın tezahürü olduğunu ve evrende tezahür eden enerjinin bütününe Prana adı verildiğini ifade etmektedir.Prana solunum hareketine neden olan güçtür, nefesteki canlılıktır ancak onu salt güç diye adlandırmak yanlış olacaktır, zira güç sadece onun bir tezahürüdür.&lt;br /&gt;Nefes yoluyla pranayı alış veriş Pranayama'dır. Yoga felsefesinin babası Patanjali, Pranayama' hakkında ayrıntılı bilgi vermemektedir, ama daha sonraları başka yogiler konu üzerinde gelişmeler kaydetmişler, buluntularını bilimsel hale getirmişlerdir. Yoga Sutra’da Patanjali, Pranayamayı bir yöntem olarak kabul etmekle birlikte buna takılıp kalmamıştır. " Nefesle havayı dışarı atın, sonra ciğerlerinize çekip bir müddet tutun, böyle yapınca varlığınız biraz daha sakinleşecektir." bu bilgi ile başlayan akım daha sonra Pranayama adı ile başlı başına bir bilim olmuştur.&lt;br /&gt;Düzgün nefes alıp verme vücuttaki pek çok fonksiyonun düzgün işlemesini sağlamaktadır. Pranayama çalışmalarında doğru nefes tekniği ile ; Kanın temizlenmesi, vücuttaki zehirli maddelerin atılması, Solunum esnasında akciğerlerin genişleyip daralması ile karın bölgesine yapılan masajın sindirim organları, karaciğer, böbrekler vb organların olumlu etkilemesi Göğüs kafesinin daralması ve genişlemesi sayesinde koroner damarlardaki tıkanmaların önlenmesi, Kronik soğuk algınlığı, sinüzit, alerji, horlama vs gibi rahatsızlıkların hafiflemesi söz konusudur.&lt;br /&gt;Solunum tekniklerini uygulayıp tam verim alabilmek için; düzenli pratik yapmak, çalışmaları dik duruşta (oturarak, ayakta yaslanarak) ve temiz havada yapmak gerekebilir. Burun kanatlarının kontrollü değişimiyle solunum (Anuloma Viloma), diyafram kullanımıyla gerçekleşen solunum (Kapalabathi), karın solunumu, göğüs solunumu gibi çeşitli uygulama biçimleri mevcuttur.&lt;br /&gt;Asana / Yoga Postürleri: “Asana” Hatha Yoga duruşlarına verilen ad olup, kelime anlamı itibarı ile "rahat duruş, hoş duruş, latif poz" olarak ifade edilmektedir. Hatha Yoga asanaları koordine edilmiş beden pozları ve nefes tekniklerinin fizik beden, zihinsel yapı ve ruh varlığı üzerindeki tesirlerini belirli konsantrasyonlar ile deneyimlemektir.&lt;br /&gt;Daha önceden de belirtildiği gibi Hatha Yoga, Raja Yoga için bir hazırlıktır. Hatha Yoga'da birçok Asana varken, Raja Yoga'da sadece birkaç tane Asana vardır ve nihai olarak tek bir Asana'ya varılmaktadır ki buna Dhyana Asana ya da meditatif poz denir.&lt;br /&gt;Bunun yanında her bir asana, kendi grubuna göre fizik yapıyı dengelemekte, esnetmekte, katı ve sert haldeki kas yapılarını gerektiği zaman sertleşecek şekilde uzun ve esnek hale getirmektedir. Hatha Yoga çalışmaları bir zayıflama yöntemi olmamakla birlikte vücudun bu şekilde esnetilmesi onun gereksiz dokulardan kurtulmasını ve böylece form almasını temin eder. “Asana'lar, Hatha-Yoga'nın ilk adımını oluşturduklarından uygulayıcıya ilk aşamada açıklanır. Asana'lar kişiyi dayanıklı, hastalıklardan uzak, eklemlere bağlı uzuvları da hafif kılar” Asanalar beden sağlığı için önemli egzersizlerdir ve günlük yaşantıda bedeni zorlamadan rahatlıkla uygulanabilir. Yüksek ya da orta şiddetli sportif egzersizlerde kaslar kasıldığında depolanmış şeker parçalanarak laktik aside dönüşür ve bir enerji açığa çıkarır. Laktik asidin daha sonra su ve karbondioksite dönüşmesi gerekir, bunun için de oksijene ihtiyaç vardır. Egzersiz sonrası kaslarda laktik asit birikmesi beraberinde yorgunluğun azalmasını sağlayan bir toparlanma sürecini getirir. Oysa Hatha Yoga duruşlarında oksijen alımı fazla olduğundan oksijen borçlanması daha az, toparlanma süreci daha kısa olacaktır. Yogik asanalar sinerjik ve antagonist kasların düzgünlüğünü, esnekliğini ve dayanıklılığını geliştiren izometrik egzersizlerdir ve araştırma sonuçları asanaların statik motor performansı, el-göz koordinasyonunu, kardiovasküler dayanıklılığı, anareobik gücü geliştirdiği, 6-12 aylık çalışmanın esneklik süresi ve dayanıklılık performansında artış, aşırı bitkinlik hallerinde azalış sağladığını göstermiştir. Meditasyon: Meditasyon, Raja Yoga'nın yedinci basamağı Hatha Yoga çalışmalarının son basamağındaki uygulamadır. Meditasyon bir şuur akışıdır, şuurun bir sıçrayışı, bir çekişi ya da itimi değildir. Meditasyon, benlik-analizi veya yaşamın ideallerine olan adanma denilebilecek kişinin kendi Özben'ini samimi olarak araştırması yoludur. Hatha Yoga Pradipika’ da meditasyon “aklın doğal durumu” olarak ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;Meditasyon, yoganın temel taşlarından biridir. Yoga ile ulaşılacak, evrenle birleşip bütünleşme haline meditasyon uygulaması olmadan gelmek mümkün değildir. Örneğin, İslam Sufizminde benzer uygulamalara sıklıkla rastlanmaktadır ki, en bilinen örnek “sema” meditatif hal sağlanmadan uygulamada devamlılığın kolay kolay gerçekleşmeyeceği bir çalışmadır. Yogada uygulanan mantraları, yani kutsal sözleri tekrarlayarak gerçekleştirilen meditasyonun sufizmdeki karşılığı “zikir”dir. Uygulamada solunuma ya da sema veya duaya odaklanma gibi farklılıklar olsa da, meditatif hale geçildiğinde karşılaşılan fizyolojik değişimler aynıdır. Bunu yanında her iki meditasyon esnasında da kişilerin neşeli, güçlü duygular, zamansızlık hissi, farkındalıkta artış, zihinsel dinçlik, iyi olma hissi ve genel gevşeme hissettiklerini ifade ettikleri görülmektedir.&lt;br /&gt;Meditasyon teolojik felsefedeki görüntüsünün dışında gündelik yaşamda kolaylıkla yer alabilmiş bir mental aktivitedir. Duyulardan kaynaklanan düşüncelerin artık söz konusu olmadığı bir bilinç durumudur ki buna göre, meditasyon düşüncenin konsantre olunan konuda doğru ve düzenli akışı olup konsantrasyonun hemen arkasından ortaya çıkan hal olarak ifade edilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-8114564830470314536?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/8114564830470314536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=8114564830470314536' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8114564830470314536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8114564830470314536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/yoga.html' title='YOGA'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SHIGnCT1nAI/AAAAAAAABrA/CLS_pJZlwhA/s72-c/180px-Yogisculpture.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-8194255657711308700</id><published>2008-07-07T04:57:00.000-07:00</published><updated>2008-07-07T05:02:36.877-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genetik Hastalıklar'/><title type='text'>DOWN SENDROMU</title><content type='html'>Down sendromu, Trizomi 21 ya da Mongolizm; &lt;a class="mw-redirect" title="Genetik düzensizlikler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Genetik_d%C3%BCzensizlikler"&gt;genetik düzensizlik&lt;/a&gt; sonucu &lt;a title="İnsan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsan"&gt;insanda&lt;/a&gt; fazladan bir &lt;a class="mw-redirect" title="21. kromozom" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/21._kromozom"&gt;21. kromozomun&lt;/a&gt; bulunması durumu ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan tabloya verilen isimdir.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Down_sendromu#cite_note-0"&gt;[1]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Down sendromu vücutta yapısal ve fonksiyonel değişiklikler ile karakterize edilir. Vücuttaki küçük ve büyük farklılıkların kombinasyonu yapısal olarak sergilenir.&lt;br /&gt;Down sendromu sık sık zihinsel kavramadaki bozukluklar ve fiziksel gelişimin tipik yüz görünümü gibi farklı olmasıyla ilişkilendirilir. Çoğunlukla orta seviyeli öğrenme güçlüğü gibi sorunlar taşır.&lt;br /&gt;Down sendromu &lt;a title="Gebelik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gebelik"&gt;gebelik&lt;/a&gt; sırasında ya da doğumda tanımlanabilen bir rahatsızlıktır. Down sendromuna her 800 ila 1000 &lt;a title="Doğum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fum"&gt;doğumda&lt;/a&gt; 1 oranında rastlanır; istatistikler anne yaşının artışıyla bu oranın yükseldiğini göstermiştir, diğer etkenlerin payı küçüktür.&lt;br /&gt;Down sendromunun tipik yüz siması, normal &lt;a title="Kromozom" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kromozom"&gt;kromozom&lt;/a&gt; sayısında sahip olan bazı insanlar da görülebilir. Ancak Down sendromunda buna ek olarak; el ayasında çift yerine tek derin olarak bulunan avuç içi çizgisi, epikantik katlanmanın neden olduğu badem biçimli göz, &lt;a class="new" title="Palebral yarık (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Palebral_yar%C4%B1k&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;palebral yarık&lt;/a&gt;, çekilmiş kısa dudaklar, düşük &lt;a class="new" title="Kas tonusu (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kas_tonusu&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;kas tonusu&lt;/a&gt;, ayak baş parmağıyla ikinci parmak arası daha büyük bir boşluk ve sarkık &lt;a class="mw-redirect" title="Dil" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dil"&gt;dil&lt;/a&gt; morfolojisi vardır. Down sendromunun sağlığa getirdiği sorunların başında ise konjenital kalp yetmezliği riskleri, gastroözafagal &lt;a title="Reflü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Refl%C3%BC"&gt;reflü&lt;/a&gt; hastalığı, tekrarlayan &lt;a title="Kulak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kulak"&gt;kulak&lt;/a&gt; &lt;a class="mw-redirect" title="Enfeksiyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Enfeksiyon"&gt;enfeksiyonları&lt;/a&gt;, &lt;a class="new" title="Obstürktüf uyku apnesi (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Obst%C3%BCrkt%C3%BCf_uyku_apnesi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;obstürktüf uyku apnesi&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Tiroid" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tiroid"&gt;tiroid&lt;/a&gt; bozuklukları sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;a class="image" title="Annesinin sırtında eğlenen Down sendromlu bir çocuk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Child_piggyback.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="internal" title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Child_piggyback.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Annesinin sırtında eğlenen Down sendromlu bir çocuk&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Çocukluğun erken dönemlerinde sağlanacak olan aile ve tıp desteği ile eğitici özel okullar sayesinde Down sendromlu çocuklar geliştirilebilirler. Bununla beraber, Down sendromunda bazı genetik sınırlamaların getirdiği fiziksel durumlar tam olarak düzeltilemez, eğitim ve ilgiyle sadece yaşam kalitesi yükseltilebilir.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Down_sendromu#cite_note-1"&gt;[2]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="Hastal.C4.B1.C4.9F.C4.B1n_tan.C4.B1mlan.C4.B1.C5.9F.C4.B1" name="Hastal.C4.B1.C4.9F.C4.B1n_tan.C4.B1mlan.C4.B1.C5.9F.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hastalığın tanımlanışı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce bu hastalık incelendiğinde doğan bazı çocukların farklı ırklardan olmalarına rağmen &lt;a class="mw-redirect" title="Moğol" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mo%C4%9Fol"&gt;Moğollara&lt;/a&gt; benzediği gözlenmiştir. Üst göz kapaklarının aşırı katlanıp gözlerinin çekik olmasıyla Moğollara yapay olarak benzedikleri için bu hastalığa "Mongolizim", çocuklara da (Moğollara benzeyen anlamında) "Mongoliot" veya "Mongol" denilmiştir. İsim, &lt;a title="İngiliz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngiliz"&gt;İngiliz&lt;/a&gt; hekim &lt;a title="John Langdon Down" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/John_Langdon_Down"&gt;John Langdon Down&lt;/a&gt; tarafından &lt;a title="1866" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1866"&gt;1866&lt;/a&gt;'da konulmuştur. Günümüzde, Asya'lı bilim adamlarının baskısıyla hastalık, doktorun ismi olan "Down sendromu" olarak söylenmeye başlamıştır. &lt;a title="1959" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1959"&gt;1959&lt;/a&gt;'da &lt;a title="Jérôme Lejeune" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/J%C3%A9r%C3%B4me_Lejeune"&gt;Jérôme Lejeune&lt;/a&gt; tarafından &lt;a class="mw-redirect" title="21. kromozom" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/21._kromozom"&gt;21. kromozomun&lt;/a&gt; &lt;a title="Trizomi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Trizomi"&gt;trizomisi&lt;/a&gt; olduğu tanımlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;a id="G.C3.B6r.C3.BCn.C3.BCm" name="G.C3.B6r.C3.BCn.C3.BCm"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Görünüm&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu bebekler doğduklarında farklı bir yüz görünümleri vardır. Başları ufak, artkafa yassı, ense kısa ve geniştir. &lt;a title="Burun" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Burun"&gt;Burun&lt;/a&gt; kökü yassı, kulaklar kafada normalden düşük bir seviyede durur ve &lt;a class="mw-redirect" title="Göz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6z"&gt;gözler&lt;/a&gt; birbirinden ayrık ve çekik görünür. &lt;a class="mw-redirect" title="Dil" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dil"&gt;Dil&lt;/a&gt;, normal konuşmayı önleyecek kadar genişlemiştir. Ensede genellikle boğumlar vardır. Bu bebeklerin tonusları (vücut gerginliği) düşüktür. Geniş el, kısa ve tombul parmak ve sıklıkla avuç içlerinden birinde ya da ikisinde "Simian çizgisi" denilen tek bir çizgi vardır. Ellerin serçe parmakları genellikle içe doğru kıvrımlıdır. Vücut kısa ve tıknazdır. &lt;a class="mw-redirect" title="Zeka" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Zeka"&gt;Zeka&lt;/a&gt; seviyeleri geridir. Çocukluk dönemlerinde solunum hastalıkları, &lt;a title="Kalp" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalp"&gt;kalp&lt;/a&gt; bozuklukları nedeniyle &lt;a title="Ölüm" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96l%C3%BCm"&gt;ölümlere&lt;/a&gt; rastlanabilir. Yaşam süreleri geçmiş yüzyılda yirmili yaşlarına seyrek olarak ulaşabilirlerken, günümüzde iyi bakım sonucunda bu yaş oldukça yükselmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a class="image" title="İriste görülen beyaz noktalar - Fırça izi benekleri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Brushfield.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="internal" title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Brushfield.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a title="İris" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ris"&gt;İriste&lt;/a&gt; görülen beyaz noktalar&lt;br /&gt;Down sendromunun getirdiği fiziksel özelliklerin bir kısmı ya da tamamı şöyledir:&lt;br /&gt;Epikantik deri katlanmasıyla gözlerin kenarlarında eğik göz çizgileri, kas tonusu düşüklüğü (kas hipotonisi), basık burun kemeri, tekli el çigisi, küçük ağız boşluğundan dolayı sarkan ve genişlemiş dil, kısa boyun, gözün &lt;a title="İris" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ris"&gt;irisinde&lt;/a&gt; &lt;a class="new" title="Fırça izi benekleri (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=F%C4%B1r%C3%A7a_izi_benekleri&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;fırça izi benekleri&lt;/a&gt; olarak bilinen beyaz noktalar,&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Down_sendromu#cite_note-2"&gt;[3]&lt;/a&gt; &lt;a class="new" title="Konjenital kalp defekti (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Konjenital_kalp_defekti&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;konjenital kalp defektleri&lt;/a&gt;, ayak başparmağı ile ikinci parmak arasında fazla boşluk, beşinci el parmağında esneklik ve dirsekte yüksek döngü.&lt;br /&gt;Down sendromunun getirilerinden biri de orta düzeyli 50–70 ile 35–50 &lt;a title="IQ" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/IQ"&gt;IQ&lt;/a&gt; arasında değişebilen &lt;a class="new" title="Zeka geriliği (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Zeka_gerili%C4%9Fi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;zeka geriliğidir&lt;/a&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Down_sendromu#cite_note-3"&gt;[4]&lt;/a&gt;; bu oran Mozaik Down sendromunda (açıklaması aşağıda) 10-30 oranında yukarıdadır.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Down_sendromu#cite_note-4"&gt;[5]&lt;/a&gt; Down sendromunun getirilerine ek olarak, vücut sistemini etkileyen ciddi anomaliler de bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Geli.C5.9Fimleri" name="Geli.C5.9Fimleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gelişimleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Down sendromlu çocuklar genelde boy ve kilo açısından daha yavaş büyürler, daha yavaş öğrenirler, problem çözmede ve karar vermede diğer çocuklardan daha çok zorlanırlar. Zeka seviyeleri normalden düşük olarak kalır. Ancak iyi ve erken başlanan eğitimle zeka seviyelerinde anlamlı yükselmeye rastlanır. Down Sendromlu çocuklar iyi bir eğitimle normal birey şeklinde hayatlarını sürdürebilirler. İmkan tanındığında meslek edinebilirler. Kendi yaşamları idame ettirebilecek seviyeye ulaşabilirler. Fizik tedavi, özel eğitim ve dil terapisine ihtiyaç duyulur. Bunlar için planlı ve programlı bir şekilde profesyonel yardım almak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;a name=".C3.96zel_E.C4.9Fitim"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Özel Eğitim &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="image" title="Down sendromlu çocuklar normal hayatlarını sürdürmek için gerekenleri öğrenebilirler." href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Drill.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="internal" title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Drill.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Down sendromlu çocuklar normal hayatlarını sürdürmek için gerekenleri öğrenebilirler.&lt;br /&gt;Down Sendromlu çocuklar kendi aralarında farklılıklar gösterebilirler, bu yüzden çocuğun ihtiyaçlarına uygun bir programla özel eğitim, beraberinde sosyal ve duygusal gelişimi, bilişsel gelişimi ve motor gelişimini desteklenir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Fizik_Tedavi" name="Fizik_Tedavi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Fizik Tedavi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Fizik tedaviye Down sendromlu bebeklerde 2 aylıkken başlanmalıdır. Düzenli kontrollerle duruma göre tedavi desteklenir. Çocuklarda yüz kasları gevşektir. Fizik tedavi süresince kas gücü ve motor becerilerinin yanısıra, algılama becerisi de programa dahil edilerek desteklenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Dil_terapisi" name="Dil_terapisi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Dil terapisi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Down Sendromlu çocuklarda konuşma geç gelişir. Erken dönemde başlanan dil terapisi ile ortalama 2-3 yaşında konuşma başlayabilir. Nadir rastlansa da bazıları çok geç konuşurlar.Hiç konuşamayan sayısı ise oldukça azdır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Hastal.C4.B1.C4.9F.C4.B1n_nedenleri" name="Hastal.C4.B1.C4.9F.C4.B1n_nedenleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hastalığın nedenleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Sağlıklı bir insanın vücudundaki her hücrede 46 tane &lt;a title="Kromozom" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kromozom"&gt;kromozom&lt;/a&gt; vardır. Oysa Down sendromlu bebeklerin &lt;a title="Hücre" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BCcre"&gt;hücrelerinde&lt;/a&gt; toplam 47 kromozom bulunur. Karyotipleri 47, XX+21 (dişi) ya da 47, XY+ 21 (erkek) şeklinde gösterilir. Yani fazladan bulunan kromozom &lt;a title="Kromozom 21" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kromozom_21"&gt;kromozom 21&lt;/a&gt;' çiftinin yanında bulunur. Bu kromozom fazlalığının neden kaynaklandığı tam olarak bilinmese de, 35 yaşından sonra doğum yapan kadınların çocuklarında görülme olasılığı yüksektir. Bunun nedeni kromozom ayrılmalarının ileri yaşlarda daha düzensiz olmasından kaynaklanmaktadır. Bununla beraber, &lt;a title="Hücre bölünmesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%BCcre_b%C3%B6l%C3%BCnmesi"&gt;hücre bölünmesi&lt;/a&gt; sırasında meydana gelen ayrılmamalar da bu hastalığın sebeplerinden olabilir.&lt;br /&gt;Down sendromunun &lt;a title="Epidemiyoloji" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Epidemiyoloji"&gt;epidemiyolojisi&lt;/a&gt; her canlı 650-700 doğumda 1 Down sendromlu doğum oran olduğunu göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Down_sendromu_tipleri" name="Down_sendromu_tipleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Down sendromu tipleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;down sendromu trizomi\21 Trizomi 21 (47, XX,+21); &lt;a class="mw-redirect" title="Mayoz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mayoz"&gt;mayoz&lt;/a&gt; bölünme sırasında meydana gelen ayrılmama durumuyla ortaya çıkan fazla &lt;a class="mw-redirect" title="21. kromozom" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/21._kromozom"&gt;21. kromozomun&lt;/a&gt; sebep olduğu Down sendromu tipidir. &lt;a title="Yumurta" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yumurta"&gt;Yumurta&lt;/a&gt; ya da &lt;a title="Sperm" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sperm"&gt;spermde&lt;/a&gt; bulunan fazla 21 ile bir &lt;a class="mw-redirect" title="Gamet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gamet"&gt;gametde&lt;/a&gt; toplam 24 kromozom bulunur. Down sendromunun yaklaşık %95'ini kapsayan en çok görülen tipidir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Mozaizm" name="Mozaizm"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Mozaizm&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Trizomi 21'in vücut hücrelerinin bazılarında görülmesi, bazılarında ise görülmemesi durumudur. Karyotip (46,XX/47,XX,+21) şeklinde gösterilip, hastalık "Mozaik Down Sendromu" olarak adlandırılır. Hastalık, mozaizmin yoğunluğuna göre farklı seyredebilir. Trizomi 21 oranı ne kadar çok ise, çocuk Down sendromu özelliklerini o kadar çok gösterir. Mozaik Down sendromu, %1-2 oranında bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Robertsonian_tip_translokasyon" name="Robertsonian_tip_translokasyon"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Robertsonian tip translokasyon&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Down sendromunda fazla 21. kromozom bazen Robetrsonian tip &lt;a title="Translokasyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Translokasyon"&gt;translokasyon&lt;/a&gt; ile görülür. Burada genellikle &lt;a class="mw-redirect" title="21. kromozom" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/21._kromozom"&gt;21. kromozomun&lt;/a&gt; uzun kolu başka bir kromzoma bağlanır. Bu durumda karyotip 45, XX,t(14;21) şeklinde gösterilmekte fakat &lt;a class="mw-redirect" title="14. kromozom" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/14._kromozom"&gt;14. kromozomda&lt;/a&gt; transloke olmuş bir 21. kromozom bulunmaktadır. Ya da &lt;a title="İzokromozom" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zokromozom"&gt;izokromozom&lt;/a&gt; olarak da iki 21. kromozomun translokasyonu ile de Down sendromu 45, XX,t(21q;21q) şeklinde meydana gelebilir. Robertsonian tip translokasyon ile olan Down sendromları, toplam Down sendromunda %2-3'lük bir paya sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;a name="21._kromozomun_duplikasyonu"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;21. kromozomun duplikasyonu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Nadir olarak, 21. kromozomun &lt;a title="Duplikasyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Duplikasyon"&gt;duplikasyonu&lt;/a&gt; (kendini eşlemesi) ile de Down sendromu görülebilir. Burada 21. kromozom tam olarak bütün &lt;a title="Gen" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gen"&gt;genleri&lt;/a&gt; taşımasa da ,parça şeklinde görülür ve hastalığı tanımlar. Karyotip,(46, XX,dup(21q))şeklindedir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Do.C4.9Fum_.C3.B6ncesi_tan.C4.B1" name="Do.C4.9Fum_.C3.B6ncesi_tan.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Doğum öncesi tanı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Down sendromu gebelikte tanınabilen bir hastalıktır. &lt;a class="mw-redirect" title="İkili tarama testi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kili_tarama_testi"&gt;İkili tarama testi&lt;/a&gt;, &lt;a title="Üçlü tarama testi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9C%C3%A7l%C3%BC_tarama_testi"&gt;üçlü tarama testi&lt;/a&gt;, &lt;a title="Ultrasonografi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ultrasonografi"&gt;ultrasonografi&lt;/a&gt;, &lt;a title="Amniyosentez" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Amniyosentez"&gt;amniyosentez&lt;/a&gt; ve diğer bazı tanı yöntemleri ile Down sendromundan şüphelenilen gebeliklerde kesin tanı konur. Down sendromu saptanmışsa aileye ayrıntılı &lt;a title="Genetik danışma" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Genetik_dan%C4%B1%C5%9Fma"&gt;genetik danışmanlık&lt;/a&gt; verilerek gebeliğin sonlandırılması önerilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-8194255657711308700?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/8194255657711308700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=8194255657711308700' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8194255657711308700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8194255657711308700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/down-sendromu.html' title='DOWN SENDROMU'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-9108924331242703014</id><published>2008-07-05T09:13:00.000-07:00</published><updated>2008-07-05T09:14:52.347-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadın Hastalıkları'/><title type='text'>POLİKİSTİK OVER SENDROMU</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Polikistik over sendromu&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu maddedeki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="image" title="Kızılay" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Flag_of_the_Red_Crescent_reverse.svg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;   Polikistik over sendromu (PCO), yumurtalıklarda bir çok küçük iyi huylu kist oluşmasıyla beliren bir hastalıktır. Aslında bu yumurtalıkdaki kist diye adlandırılan şeyler, yumurtalıkların etrafına yerleşmiş çok sayıda yumurta hücreleridir. Bu hücreler ultrasonda özel bir görüntü oluştururlar.&lt;br /&gt;Genel olarak 30 yaş altı kadınlarda, %3-5 arası sıklıkda görülür. PCO beyinde &lt;a class="new" title="Hipofiz bezi (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Hipofiz_bezi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;hipofiz bezinden&lt;/a&gt; salgılanan &lt;a class="new" title="LH (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=LH&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;LH&lt;/a&gt; ve &lt;a title="FSH" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/FSH"&gt;FSH&lt;/a&gt; hormonlarının anormal şekilde üretilmesinden kaynaklanır. Bu kadınlarda düzenli olarak yumurtlama olmamasına neden olur (bazıları düzenli olarak adet görürken, bazıları ise yılda sadece birkaç kez adet görebilir.). Yumurtlama düzensizliğinin sonucu olaraksa erkeklik hormonunda bir artış gözlenir. "LH'daki artış overde erkeklik hormonu yapımını arttırır, Salgılanan bu erkeklik hormonları (&lt;a title="Androjen" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Androjen"&gt;Androjenler&lt;/a&gt;) yağ dokusunda östrojene dönüşmekte, ve bu &lt;a title="Östrojen" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96strojen"&gt;Östrojen&lt;/a&gt; dönüşte LH üretimini arttırmakta ve bir kısır döngü ortaya çıkmaktadır. Bu kısır döngü kilo kaybı veya yumurtalıkların baskılanması gibi etkenlerle kırılabilir. Yine kilo fazlalaığına bağlı olarak &lt;a title="İnsülin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ns%C3%BClin"&gt;İnsüline&lt;/a&gt; karşı bir direnç ortaya çıkmakta ve neticede hormonal denge bozularak yine bu kısır döngü elde edilebilmektedir."&lt;br /&gt;&lt;a id="Belirtileri" name="Belirtileri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Adet düzensizliği,&lt;br /&gt;Sivilcelenmede artış,&lt;br /&gt;Cilt yağlanması,&lt;br /&gt;Tüylenmede artış,&lt;br /&gt;Kısırlık,&lt;br /&gt;Kilo artışı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-9108924331242703014?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/9108924331242703014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=9108924331242703014' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/9108924331242703014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/9108924331242703014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/polikistik-over-sendromu.html' title='POLİKİSTİK OVER SENDROMU'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-8875978571014847926</id><published>2008-07-05T09:08:00.000-07:00</published><updated>2008-07-05T09:10:59.594-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cilt Hastalıkları'/><title type='text'>GÜL HASTALIĞI</title><content type='html'>Gül hastalığı&lt;br /&gt;Bu maddedeki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Gül hastalığı (Pityriasis Rosea), &lt;a class="new" title="Stres (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Stres&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;stres&lt;/a&gt;, sıkıntı gibi nedenlerle ortaya çıkan bir cilt hastalığıdır.&lt;br /&gt;Başlangıcında öncelikle &lt;a class="mw-redirect" title="Sivilce" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sivilce"&gt;sivilceye&lt;/a&gt; benzeyen bir doku çıkar, sonra bu doku döküntü haline dönüşür ve &lt;a title="Kırmızı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1"&gt;kırmızı&lt;/a&gt; bir halka halini alır. Yüzde çıkmaz. Bu hastalığın görülmesi durumunda tahriş edici kıyafetler giyilmez ve kese cilde uygulanmaz. Hastalığın geçiş süresi bünyeden bünyeye değişiklik gösterir. Geçtiğindede hiçbir iz kalmaz.Sıcaklayıp terlemeden kaçınılmalı, ıslak tutulmamalı temiz tutulup doktora başvurulmalıdır. Ortalama 20-25 gün süren bir cilt hastalığı.&lt;br /&gt;Pityriasis Rosea (Gül Hastalığı) Pityriasis rosea her yaşta görülebilen, fakat sıklıkla 10-35 yaşlara arasında rastlanılan döküntülü bir deri hastalığıdır. Döküntü birkaç hafta veya yıl sürebilir. Genellikle hastalık kalıcı bir iz bırakmaz, fakat esmer kişilerde zaman içinde gerileyen kahve renkli lekeler kalabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hastalığın diğer bulguları nelerdir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; Bu hastalık göğüs veya sırtta geniş pembe bir leke şeklinde başlar. Bu lekeye madalyon belirtisi denir. Sıklıkla bu leke halka şeklini alıp orta kısmı solar, bu nedenle de mantar sanılıp mantar ilaçları uygulanabilir. Bu döküntü mantar enfeksiyonu olmadığı için bu kremler faydalı olmaz. Birkaç hafta içinde çok sayıda pembe döküntü meydana gelir, hatta bazen yüzlerce döküntü gövde kollar ve bacaklarda görülür. Döküntü boyunda, nadiren yüzde görülebilir. Bu döküntüler madalyon döküntüsünden daha küçüktür ve yine mantar hastalığı ile karıştırılabilirler. Döküntüler ovaldir ve sırtta cam ağacına benzer şekilde dağılırlar. Bazen hastalık çok şiddetli ve yaygın olabilir. Hastaların yarısında kaşıntı vardır, özellikle sıcakta kaşıntı artar.&lt;br /&gt;Ara sıra halsizlik ve ağrı gibi diğer bulgular görülebilir. Bu döküntü genellikle 6-8 haftada geriler. Fakat bazen daha uzun da sürebilir. Fiziksel aktiviteler ve sıcak banyo döküntüyü arttırabilir. Bazı olgularda döküntü geriledikten birkaç ay sonra tekrarlayarak birkaç ay sürebilir.&lt;br /&gt;Hastalığın nedeni nedir? Hastalığın nedeni belli değildir. Sebebi bir bakteri veya mantar enfeksiyonu değildir. Ayrıca bir alerjik reaksiyon da değildir. Herhangi bir iç hastalıkla ilişkisi yoktur.&lt;br /&gt;Bir virüsün bu döküntüye neden olabileceği düşünülebilir. Diğer viral enfeksiyonlardaki gibi hastada halsizlik ve yorgunluk bulunabilir. Fakat hastalığın virüs enfeksiyonu sonucunda oluştuğu ispatlanmamıştır. Diğer virüs enfeksiyonlarının aksine Pitriasis rozasea kişiden kişiye bulaşmaz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tanı nasıl konulur?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tanı dermatolojik muayene ile konulur. Pitriasis rosea genellikle sırtı, boynu, göğsü, karnı ve kol ve bacakların üst bölümünü etkiler. Döküntü farklı kişilerde farklı biçimlerde görülebildiğinden bazen tanıda zorluk çekilebilir. Döküntünün sayısı ve boyutları kişiden kişiye değişir, ara sıra döküntü vücudun farklı alanlarında, örneğin vücudun alt kısmı ve yüzde görülebilir. Gövdede ki mantar enfeksiyonu ile karıştırılabilir. Bazı ilaçlara karşı olan döküntülerde pitriasis roseaya benzeyebilir. Dermatoloji Uzmanınız tanı koymak için bazı kan testleri isteyebilir, gerekirse biyopsi yapabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tedavi nasıl yapılır?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kaşıntıyı gidermek için ağızdan alınan veya sürülebilen bir takım ilaçlar kullanılabilir. Nemlendirici losyonlar yazılabilir. Sıcak olmayan ılık banyolar yapılması tavsiye edilir. Döküntüyü arttıracak fiziksel aktivitelerden kaçınılması önerilir.&lt;br /&gt;Bazen kortizon gibi antienflamatuar tedaviler kaşıntıyı baskılamak için verilebilirler. Hastalar bu hastalığın önemli bir hastalık olmadığı konusunda bilgilendirilmelidir.&lt;br /&gt;Unutulmamalıdır ki pitriasis rosea sık rastlanılan bir hastalıktır ve genellikle hafif geçirilir. Bir çok hasta tedavi ihtiyacı duymaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-8875978571014847926?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/8875978571014847926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=8875978571014847926' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8875978571014847926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8875978571014847926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/gl-hastalii.html' title='GÜL HASTALIĞI'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-1187038048800818350</id><published>2008-07-05T09:01:00.000-07:00</published><updated>2008-07-05T09:07:01.392-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kulak Burun ve Bogaz Hastalıkları'/><title type='text'>FARENJİT</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG-bDwey-TI/AAAAAAAABlU/cl-OYozzZxo/s1600-h/230px-Pharyngitis.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219560982001678642" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG-bDwey-TI/AAAAAAAABlU/cl-OYozzZxo/s320/230px-Pharyngitis.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Farenjit&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farenjit, yutağın (farenks) iltihaplanmasına (enflamasyon) yani yutak iltihabına verilen isimdir. Yutağın bazen &lt;a class="new" title="Mikrobik (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Mikrobik&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;mikrobik&lt;/a&gt;, bazen &lt;a class="mw-redirect" title="Metabolik" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Metabolik"&gt;metabolik&lt;/a&gt;, bazen de çalışılan ortamın ısısına, tozuna bağlı olarak reaksiyon göstermesi olan farenjit sıklıkla boğaz ağrısı veya boğaz yangısı olarak anılır. Bademciklerin enfeksiyonu, &lt;a title="Tonsilit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tonsilit"&gt;tonsilit&lt;/a&gt;, de eş zamanlı olarak görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Özellikle 4-7 yaş arasında sıklıkla rastlanan farenjit, bir yaşın altındakilerde nadiren görülürken, semptomatik belirtileri hastalığın sebebine göre değişir&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Farenjit#cite_note-0"&gt;[1]&lt;/a&gt;. Yaklaşık %90'ı &lt;a title="Virüs" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vir%C3%BCs"&gt;viral&lt;/a&gt; (&lt;a class="new" title="Parainfluenza (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Parainfluenza&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;parainfluenza&lt;/a&gt;, &lt;a class="new" title="Rhinovirüs (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Rhinovir%C3%BCs&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;rhinovirüs&lt;/a&gt;, &lt;a class="new" title="Adenovirüs (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Adenovir%C3%BCs&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;adenovirüs&lt;/a&gt;, &lt;a title="Herpes simpleks" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Herpes_simpleks"&gt;Herpes simpleks&lt;/a&gt; gibi) olan &lt;a class="mw-redirect" title="Enfeksiyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Enfeksiyon"&gt;enfeksiyonun&lt;/a&gt;, kalan kısmı genellikle &lt;a title="Bakteri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bakteri"&gt;bakteriyel&lt;/a&gt; nadir olarak &lt;a class="mw-redirect" title="Oral kandidiyaz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Oral_kandidiyaz"&gt;oral kandidiyaz&lt;/a&gt; sebeplidir. Ayrıca bazı farenjit vakaları çeşitli ajanların sebep olduğu tahriş sonucudur. Semptomlar hastalığın sebebinin belirlenmesi açısından, kesin bir şekilde olmasa da (tıbbî literatürde bu tartışmalıdır), belirli bir oranda yardımcı olabilir. Örneğin bakteriyel sebepli farenjitlerde semptomlar genellikle daha ağırdır; bakteriyel sebepli faranjitte ateş 40°C'ye kadar çıkabilirken, viral sebepli farenjitte ateş genellikle çok yüksek seviyelere çıkmaz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Nedenler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a id="Viral" name="Viral"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Viral&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Tüm enfeksiyoz vakaların yaklaşık %90'ını oluştururlar ve birçok farklı viral enfeksiyon tipi gösterebilirler.&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Adenovirüs (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Adenovir%C3%BCs&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Adenovirüs&lt;/a&gt; - viral nedenlerin en yaygın olanı. Tipik olarak boyun &lt;a title="Lenf bezi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lenf_bezi"&gt;lenf bezinin&lt;/a&gt; genişleme derecesi makul, ortalamadır ve boğaz, acı duyulmasına rağmen, pek kırmızı gözükmez.&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Orthomyxoviridae (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Orthomyxoviridae&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Orthomyxoviridae&lt;/a&gt; ki &lt;a class="new" title="Enfluenza (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Enfluenza&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;gribe&lt;/a&gt; de yol açarlar - yüksek sıcaklık, baş ağrısı ve genel olarak ağrı. Boğaz ağrısı da ilişkilendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Enfeksiyöz mononükleoz (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Enfeksiy%C3%B6z_monon%C3%BCkleoz&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Enfeksiyöz mononükleoz&lt;/a&gt; ("glandular fever") caused by the &lt;a class="new" title="Epstein-Barr virüsü (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Epstein-Barr_vir%C3%BCs%C3%BC&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Epstein-Barr virüsü&lt;/a&gt; sebebiyle gerçekleşir. Bu kayda değer oranda lenf bezi şişkinliğine ve boğazın kırmızılaşması ve şişmesiyle belirgenleşen eksüdatif tonsilite sebep olabilir.&lt;br /&gt;&lt;a title="Herpes simpleks" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Herpes_simpleks"&gt;Herpes simpleks&lt;/a&gt; virüsü çoklu &lt;a class="new" title="Ağız ülseri (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=A%C4%9F%C4%B1z_%C3%BClseri&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;ağız ülserine&lt;/a&gt; yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;a title="Kızamık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1zam%C4%B1k"&gt;Kızamık&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Nezle" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nezle"&gt;Nezle&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="Bakteriyel" name="Bakteriyel"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bakteriyel&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a id="A_Grubu_streptokoklar_sebepli" name="A_Grubu_streptokoklar_sebepli"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;A Grubu streptokoklar sebepli&lt;br /&gt;En yaygın bakteriyel ajan &lt;a title="Streptokok" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Streptokok"&gt;streptokoktur&lt;/a&gt;. Adenovirüsten farklı olarak, daha fazla genelleşmiş semptomlar ve saptanacak daha fazla belirti bulunur. Tipik parlak kırmızı renkte ve şişmiş bir boğaz ile genişlemiş ve hassas lenf bezlerinin yanı sıra hasta yüksek sıcaklık, baş ağrısı, kas ve eklem ağrılarına da sahip olabilir. Boğaz ağrısının viral ve bakteriyel sebeplilerini ayrıştırmak mümkün olmayabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazı bağışıklık sistemi dolaylı komplikasyonlar ortaya çıkabilir:&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Kızıl (tıp) (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=K%C4%B1z%C4%B1l_%28t%C4%B1p%29&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kızıl hastalığı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tarihsel olarak en önemli komplikasyon genelleşmiş enflamatuvar &lt;a class="new" title="Romatizmal ateş (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Romatizmal_ate%C5%9F&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;romatizmal ateş&lt;/a&gt; bozukluğudur ki bu daha sonra romatizmal kalp hastalığına yol açabilir. Bu komplikasyonun insidansı antibiyotik kullanımıyla azaltılabilir.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Farenjit#cite_note-pharyngitis-cochrane-3"&gt;[4]&lt;/a&gt;However the incidence of rheumatic fever in developed-regions of the world remains low even though the use of antibiotics has been declining.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Farenjit#cite_note-4"&gt;[5]&lt;/a&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Farenjit#cite_note-5"&gt;[6]&lt;/a&gt;This may be a result of a change in the prevalence of various strains of bacteria. In underdeveloped regions, untreated streptococcal infection can still give rise to rheumatic heart disease and may be due to environmental factors, or reflect a genetic predisposition of the patient to the disease.&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Glomerulonefrit (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Glomerulonefrit&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Post-streptokokal glomerulonefrit&lt;/a&gt; bir böbrek enflamasyonu. Antibiyotiklerin bunun riskini azaltıp azaltamayacağı tartışmalıdır.&lt;br /&gt;Çok nadiren bademciklerin arkasında ikincil enfeksiyonlar gelişebilir ki bu ölümcül septisemiye neden olabilir (&lt;a class="new" title="Lemierre sendromu (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Lemierre_sendromu&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Lemierre sendromu&lt;/a&gt;).&lt;br /&gt;&lt;a id="Difteri" name="Difteri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Difteri &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Difteri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Difteri"&gt;Difteri&lt;/a&gt; potansiyel olarak ölüm tehlikesi barındıran, &lt;a title="Corynebacterium diphtheriae" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Corynebacterium_diphtheriae"&gt;Corynebacterium diphtheriae&lt;/a&gt; sebebiyle oluşan bir üst solunum yolu enfeksiyonudur. Çocuklukta yapılan aşının gelişmiş ülkelerde yaygınlaşmasıyla bu ülkelerde büyük oranda bertaraf edilmişse de &lt;a class="new" title="Üçüncü Dünya (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%9C%C3%A7%C3%BCnc%C3%BC_D%C3%BCnya&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Üçüncü Dünya&lt;/a&gt; ülkelerinde hâlâ rastlanır. Erken devrelerde antibiyotikler etkili olsa da iyileşme süreci genellikle yavaştır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Belirtiler" name="Belirtiler"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Belirtiler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Belirtiler (semptomlar) farenjitin sebebine (bakteriyel veya viral gibi) değişiklik gösterebilir. Genel olarak boğaz ağrısı ve &lt;a class="new" title="Yutkunmak (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Yutkunmak&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;yutkunma&lt;/a&gt; zorluğu belirgindir. Buradan hareketle halk arasında farenjite boğaz ağrısı da dendiği olmuştur. Bunun dışında burun akıntısı, ateş, karın veya baş ağrısı ve ses kısılması görülebilecek belirtilerdendir. Bakteriyel sebepli farenjitlerde durum daha ağır olabilir ve ateş daha yüksek seviyelere çıkabilir. Farenjit tedavileri, özellikle viral sebepli olanlar, sıklıkla semptomatiktir - yani belirtileri gidermeyi hedefler.&lt;br /&gt;&lt;a id="Tedavi" name="Tedavi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Tedavi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tedavi olmaksızın, çoğu farenjit vakaları birkaç gün içinde aniden kesilirler. Bu sebeple tedavinin odağı semptomatiktir (yani belirtileri hedef alır). Farenjitin spesifik tedavisi hastalığın sebebine göre değişiklik gösterir. Bununla birlikte romatizmal ateşe duyarlı olan çocuklarda streptokokal enfeksiyonlar yeterli şekilde tedavi edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="Antibiyotikler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antibiyotikler"&gt;Antibiyotikler&lt;/a&gt; ancak boğaz ağrısının sebebi bakteriyel enfeksiyon olduğunda işe yararlar. Antibiyotiklerin viral boğaz ağrılarında ancak dördüncü gün dolaylarında ağrı seviyesine etki edebildikleri ve ortalama doğal süreci toplamda yaklaşık 16 saat kadar kısaltırlar.&lt;a id="Semptomatik" name="Semptomatik"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Semptomatik&lt;br /&gt;Kontrollü denemelerde boğaz ağrısı için 22 tane antibiyotiksiz yöntem denenmiştir.Kullanılabilecek birçok basit yöntem olsa da, analjezikler en etkililerdendir.&lt;br /&gt;Doğası gereğiyle yüksek oranda asidik olan yiyecek ve içeceklerden uzak durunuz, zira bunlar geçici yoğun ağrılara sebep olabilir.&lt;br /&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="NSAID" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/NSAID"&gt;NSAIDler&lt;/a&gt; gibi analjezikler farenjitle ilişkili ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a class="new" title="Boğaz pastilleri (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bo%C4%9Faz_pastilleri&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Boğaz pastilleri&lt;/a&gt; (&lt;a title="Öksürük ilacı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96ks%C3%BCr%C3%BCk_ilac%C4%B1"&gt;öksürük ilacı&lt;/a&gt;) kısa süreli olarak ağrıyı gidermekte sıklıkla kullanılır.&lt;br /&gt;Ilık tuzlu suyla &lt;a class="new" title="Gargara (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Gargara&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;gargara&lt;/a&gt; yapmak yaygın bir ev reçetesidir. Bununla birlikte bunun veya aspirin gargaralarının kısa süreli rahatlamaya sebep olmasının dışında herhangi bir şekilde yardımcı olduğuna dair sadece anekdot şeklinde (anekdotal) kanıt bulunmaktadır..&lt;br /&gt;&lt;a title="Bal" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bal"&gt;Bal&lt;/a&gt;, antiseptik özellikleri sebebiyle, boğaz ağrısı tedavisinde uzun süredir kullanılmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-1187038048800818350?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/1187038048800818350/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=1187038048800818350' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/1187038048800818350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/1187038048800818350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/farenjit.html' title='FARENJİT'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG-bDwey-TI/AAAAAAAABlU/cl-OYozzZxo/s72-c/230px-Pharyngitis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-4270579867530238653</id><published>2008-07-05T08:54:00.000-07:00</published><updated>2008-07-13T14:47:07.746-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kalp ve Damar Hastalıkları'/><title type='text'>KALP KRİZİ</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG-ZhSjA4iI/AAAAAAAABlE/GdprgzGtXN8/s1600-h/300px-Heart_attack_diagram.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219559290339123746" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG-ZhSjA4iI/AAAAAAAABlE/GdprgzGtXN8/s320/300px-Heart_attack_diagram.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kalp krizi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="internal" title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Heart_attack_diagram.png"&gt;&lt;/a&gt;Bir kalp krizinde koroner arterlerin beslenememesi durumu.&lt;br /&gt;Kalp krizi ya da enfarktüs; &lt;a title="Kalp" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalp"&gt;kalbin&lt;/a&gt; &lt;a class="mw-redirect" title="Koroner arter" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Koroner_arter"&gt;koroner arterlerinde&lt;/a&gt; gerçekleşen bir bozukluk sonrası meydana gelen yetersizlik sonucu şiddetli göğüs ağrısıyla ortaya çıkan ve &lt;a title="Ölüm" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96l%C3%BCm"&gt;ölümle&lt;/a&gt; sonuçlanması olası &lt;a title="Fizyoloji" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fizyoloji"&gt;fizyolojik&lt;/a&gt; durum. Dünyada en başta gelen ölüm sebeplerindendir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Konu başlıkları&lt;/strong&gt; &lt;div&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalp_krizi#Nedenleri"&gt;1 Nedenleri&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalp_krizi#Belirtileri"&gt;2 Belirtileri&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalp_krizi#Korunma"&gt;3 Korunma&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalp_krizi#Haz.C4.B1rlay.C4.B1c.C4.B1_nedenler"&gt;3.1 Hazırlayıcı nedenler&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalp_krizi#Tespiti"&gt;4 Tespiti&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="Nedenleri" name="Nedenleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Nedenleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a title="Kalp" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalp"&gt;Kalp&lt;/a&gt;, insanlarda dinlenme anında dakikada 60-80 kez tüm vücuda &lt;a title="Kan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kan"&gt;kan&lt;/a&gt; pompalayan güçlü bir pompadır. Tüm vücudun &lt;a title="Kan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kan"&gt;kan&lt;/a&gt; ihtiyacını karşılarken kendisinin de beslenmesi için kanı kullanması gerekir. Kalbin kendini besleyen &lt;a title="Damar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Damar"&gt;damarların&lt;/a&gt; ( &lt;a class="mw-redirect" title="Koroner arterler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Koroner_arterler"&gt;koroner arterler&lt;/a&gt; ) dolaşım bozukluğunda koroner yetersizlik meydana gelir. Koroner yetersizlik durumları koroner damarlardaki darlıkların tipine, derecesine ve yerine göre değişir. Bazıları &lt;a class="new" title="Anjina (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Anjina&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;anjina&lt;/a&gt; seviyesinde kalırken bazılari krize dönüşebilir. Kalp krizi aniden oluşur.&lt;br /&gt;Genelde fiziksel aktivite sırasında ortaya çıkan ve dinlenmekle geçen &lt;a title="Göğüs" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6%C4%9F%C3%BCs"&gt;göğüs&lt;/a&gt; ağrıları (&lt;a class="new" title="Anjina (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Anjina&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;anjina&lt;/a&gt;) ilk uyarılardandır. &lt;a class="new" title="Eforlu EKG (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Eforlu_EKG&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Eforlu EKG&lt;/a&gt; ile kalp damarlarının fonksiyonelliği değerlendirilebilinir. Anjinasız da kalp krizleri sık görülmektedir. &lt;a class="new" title="Koroner damarlar (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Koroner_damarlar&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Kalp damarları&lt;/a&gt; ani olarak tıkanırsa kalp krizi ortaya çıkar.&lt;br /&gt;Kalbi veya beyni besleyen damarlar, &lt;a title="Kolesterol" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kolesterol"&gt;kolesterol&lt;/a&gt; (kan yağları), diğer yağlar, &lt;a title="Kalsiyum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalsiyum"&gt;kalsiyum&lt;/a&gt; ve kandaki bazı maddelerin birleşerek oluşturdukları tabakalar (&lt;a title="Plak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Plak"&gt;plaklar&lt;/a&gt;) yüzünden daralabilir. Kalp krizi, bu daralmaların, zaman içinde tam bir tıkanıklığa dönüşmesiyle oluşabilir&lt;br /&gt;&lt;a id="Belirtileri" name="Belirtileri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Bazı belirtileri bulunmakta ve dikkat edildiğinde hayat kurtarıcı olabilmektedir. Bunlardan başlıcaları;&lt;br /&gt;Göğüs kafesinin orta bölgesinde birkaç dakikadan uzun süren baskı, sıkışma, ağırlık, huzursuzluk, &lt;a title="Adrenalin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Adrenalin"&gt;Adrenalin&lt;/a&gt; deşarjı ve ölüm hissi.&lt;br /&gt;&lt;a title="Omuz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Omuz"&gt;Omuzlara&lt;/a&gt;, &lt;a title="Boyun" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Boyun"&gt;boyuna&lt;/a&gt; veya &lt;a title="Kol" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kol"&gt;kollara&lt;/a&gt; yayılan göğüs ağrısı;&lt;br /&gt;&lt;a title="Aritmi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Aritmi"&gt;Aritmiler&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Baş dönmesi, baygınlık, bayılma, bulantı, [[soğuk &lt;a class="mw-redirect" title="Terleme" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Terleme"&gt;terlemeyle&lt;/a&gt; beraber göğüs kafesi şikayetleridir.&lt;br /&gt;nefes kesiltileri.&lt;br /&gt;kalp damarlarında ani daralma.&lt;br /&gt;&lt;a id="Korunma" name="Korunma"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Korunma&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Kalp krizi riskini azaltmak için bazı öneriler; sigara içmemek, varsa &lt;a title="Yüksek tansiyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Y%C3%BCksek_tansiyon"&gt;yüksek tansiyonu&lt;/a&gt; kontrol altında tutmak, &lt;a title="Yağ" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C4%9F"&gt;yağ&lt;/a&gt;, &lt;a title="Tuz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tuz"&gt;tuz&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Kolesterol" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kolesterol"&gt;kolesterolden&lt;/a&gt; uzak kalmak, genellikle &lt;a title="Sebze" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sebze"&gt;sebze&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Meyve" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Meyve"&gt;meyve&lt;/a&gt; yemek, düzenli &lt;a class="new" title="Egzersiz (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Egzersiz&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;egzersiz&lt;/a&gt; yapmak, kiloyu normal sınırlarda tutmak, &lt;a title="Diyabet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Diyabet"&gt;diyabet&lt;/a&gt; varsa diyete uygun kalmak, ve ailede kalp hastalığı hikayesi varsa düzenli kontrol altında bulunmakdır.&lt;br /&gt;&lt;a class="image" title="Koroner arter Anjiyografisi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Ha1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="internal" title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Ha1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Koroner arter &lt;a class="new" title="Anjiyografi (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Anjiyografi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Anjiyografisi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="Haz.C4.B1rlay.C4.B1c.C4.B1_nedenler" name="Haz.C4.B1rlay.C4.B1c.C4.B1_nedenler"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hazırlayıcı nedenler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kanda kolesterol ve diğer kan yağlarının artması, &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG-Z04BIiTI/AAAAAAAABlM/wj9Apzs-Ceg/s1600-h/250px-Ha1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219559626815080754" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG-Z04BIiTI/AAAAAAAABlM/wj9Apzs-Ceg/s320/250px-Ha1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şeker hastalığı,&lt;br /&gt;Yüksek tansiyon,&lt;br /&gt;Sigara,&lt;br /&gt;Fazla hareketsizlik,&lt;br /&gt;Ruhi gerginlik,&lt;br /&gt;Fazla kilo&lt;br /&gt;&lt;a id="Tespiti" name="Tespiti"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tespiti&lt;br /&gt;Kalp &lt;a class="new" title="Anjiyografi (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Anjiyografi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Anjiyografisi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="EKG" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/EKG"&gt;EKG&lt;/a&gt; ve &lt;a class="new" title="Eforlu EKG (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Eforlu_EKG&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Eforlu EKG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Kalp ultrasonografisi (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kalp_ultrasonografisi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Kalp ultrasonografisi&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-4270579867530238653?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/4270579867530238653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=4270579867530238653' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/4270579867530238653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/4270579867530238653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/kalp-krizi.html' title='KALP KRİZİ'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG-ZhSjA4iI/AAAAAAAABlE/GdprgzGtXN8/s72-c/300px-Heart_attack_diagram.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-3532224840829849976</id><published>2008-07-04T00:15:00.000-07:00</published><updated>2008-07-04T00:18:49.479-07:00</updated><title type='text'>İshal</title><content type='html'>Bu maddedeki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır.&lt;br /&gt;&lt;a class="image" title="Kızılay" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Flag_of_the_Red_Crescent_reverse.svg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;    İshal veya diyare (&lt;a class="mw-redirect" title="Rumca" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rumca"&gt;Rumca&lt;/a&gt;: διαρροή = sızıntı, "akıp gitme") dışkının sık olarak sulu veya yumuşak çıkması durumudur. Dünyada ishal beş yaşından küçükler arasında ölümün ikinci büyük nedenidir (pnömoniden sonra), yılda 1,5 milyon bebek bu yolla ölür &lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0shal#cite_note-0"&gt;[1]&lt;/a&gt;. Az gelişmiş ülkelerdeki bu ölümlerin en büyük nedeni yeterince temiz suyun yokluğu ve &lt;a title="Atık su arıtma" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/At%C4%B1k_su_ar%C4%B1tma"&gt;atık su arıtma&lt;/a&gt; kapasitesinin yetersizliğidir; içme suyuna &lt;a title="Kanalizasyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanalizasyon"&gt;kanalizasyon&lt;/a&gt; suyu karışması da önemli bir nedendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Nedenleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;İshal bir belirti, hastalık, alerji, gıda entoleransı, gıdayla bulaşan bir hastalık olabilir. &lt;a title="C vitamini" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/C_vitamini"&gt;C vitamini&lt;/a&gt; veya &lt;a title="Magnezyum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Magnezyum"&gt;magnezyumun&lt;/a&gt; aşırı miktarda alınmasından da kaynaklanabilir. İshalle beraber karın ağrısı, bulantı ve kusma da görülebilir. İshalin bazı özellikleri başka durumlarda da görülebildiği için ishalin tıbbî tanımı günde 200 gramdan fazla dışkı üretimini içerir.&lt;br /&gt;İshal, &lt;a title="Kalın bağırsak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kal%C4%B1n_ba%C4%9F%C4%B1rsak"&gt;kalın bağırsağın&lt;/a&gt; yeterince sıvı emmemesinden meydana gelir. Normalde, hem sindirim sürecinin bir parçası olarak, hem de sıvı içmekten dolayı, yemek bol miktarda suyla karışıktır. Dolasıyla kalın bağırsağa varmadan önce sindirilmiş yemek esas olarak sıvı durumdadır. &lt;a title="Kalın bağırsak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kal%C4%B1n_ba%C4%9F%C4%B1rsak"&gt;Kalın bağırsak&lt;/a&gt; suyu emerek kalan malzemeyi yarı katı bir hale getirir. Kalın bağırsak zarar görmüş veya &lt;a class="mw-redirect" title="Yangı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yang%C4%B1"&gt;yangılıysa&lt;/a&gt; su emilmesi engellenir ve sulu dışkı meydana gelir.&lt;br /&gt;İshalin en sıkça görülen nedeni &lt;a title="Virüs" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vir%C3%BCs"&gt;viral&lt;/a&gt; enfeksiyon veya &lt;a title="Bakteri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bakteri"&gt;bakteriyel&lt;/a&gt; toksinlerdir. Sağlıklı yaşam şartlarında ve bol gıda ve su olduğunda ishallı olmak dışında sağlıklı olan bir kişi viral bir enfeksiyondan birkaç günde, en fazla bir haftada kurtulur. Buna karşın hastalıklı veya kötü beslenen kişilerde ishal ciddî &lt;a title="Dehidrasyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dehidrasyon"&gt;su kaybına&lt;/a&gt; yol açabilir ve tedavi olmadığı takdirde hayati tehlike oluşturabilir.&lt;br /&gt;İshal ayrıca daha ciddî hastalıkların bir belirtisi olabilir; örneğin &lt;a title="Dizanteri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dizanteri"&gt;dizanteri&lt;/a&gt;, &lt;a title="Kolera" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kolera"&gt;kolera&lt;/a&gt;, &lt;a class="new" title="Botulizm (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Botulizm&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;botulizm&lt;/a&gt; veya &lt;a title="Crohn hastalığı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Crohn_hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1"&gt;Crohn hastalığı&lt;/a&gt; gibi kronik bir duruma işaret edebilir. &lt;a title="Apandisit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Apandisit"&gt;Apandisit&lt;/a&gt; hastalarında genelde ishal olmasa da &lt;a title="Apandis" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Apandis"&gt;apandis&lt;/a&gt; patlamasının sık görülen bir belirtisidir. &lt;a class="new" title="Radyasyon hastalığı (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Radyasyon_hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Radyasyon hastalığının&lt;/a&gt; da bir sonucudur.&lt;br /&gt;&lt;a title="Laktoz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Laktoz"&gt;Laktoz&lt;/a&gt; toleranssız olanlarda beslenme ishal nedeni olabilir.&lt;br /&gt;İshalin tedavisi hastanın kaybetmiş olduğu suyun yerini alacak miktarda ona su almasıdır, tercihan suda gerekli &lt;a title="Tuz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tuz"&gt;tuz&lt;/a&gt; ve bazı besinleri de sağlamış olmak için suya &lt;a class="new" title="Elektrolit (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Elektrolit&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;elektrolitler&lt;/a&gt; bulunmalıdır. Çoğu kişi için bundan başka bir tedavi gerekli değildir. Ancak, aşağıdaki tip ishallerde genelde tıbbi gözetim önerilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bebeklerde ishal;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Küçük çocuklarda orta derece veya şiddetli ishal;&lt;br /&gt;Kanla karışık ishal;&lt;br /&gt;İki haftadan uzun süreli ishal;&lt;br /&gt;Kramp yapmayan karın ağrısı, kilo kaybı gibi genel hastalıkla ilintili ishal;&lt;br /&gt;Az gelişmiş ülkelerde seyahat edenlerde ishal, çünkü parazit gibi alışık olmadıkları enfeksiyonları olma olasılıkları daha yüksektir;&lt;br /&gt;Yiyecek hazırlayanlar, çünkü başkalarına bulaştırma olasılığı daha yüksektir.&lt;br /&gt;Hastane, çocuk bakım, geriyatrik veya rehabilitasyon merkezlerinde ishal.&lt;br /&gt;&lt;a id="Mekanizmas.C4.B1" name="Mekanizmas.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Mekanizması&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İshal dört farklı mekanizma sonucu meydana gelebilir:&lt;br /&gt;Osmotik ishal.&lt;/strong&gt; Emilemiyen veya az emilen maddelerin varlığı dışkı ile bağırsak hücreleri arasında bir &lt;a title="Osmotik basınç" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmotik_bas%C4%B1n%C3%A7"&gt;osmotik basınç&lt;/a&gt; oluşturur. Bu basınç farkı yüzünden hücrelerden su çıkar. Osmotik basınca neden olan durumlar &lt;a class="new" title="Emilim bozuklukları (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Emilim_bozukluklar%C4%B1&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;emilim bozuklukları&lt;/a&gt;, bazı &lt;a class="mw-redirect" title="Kabız" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kab%C4%B1z"&gt;kabız&lt;/a&gt; ilaçları ve &lt;a title="Magnezyum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Magnezyum"&gt;magnezyum&lt;/a&gt; içeren antasitlerdir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Salgısal ishal.&lt;/strong&gt; Bu tür ishalde bağırsak epitel hücrelerinin iyon taşıma mekanzmalarında bir bozukluk vardır, bunun sonucu aşırı su salgılaması, yetersiz su emilimi veya ikisi birlikte olur. &lt;a title="Kolera" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kolera"&gt;Kolera&lt;/a&gt; ve &lt;a class="mw-redirect" title="E. coli" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/E._coli"&gt;enterotoksijenik E. coli&lt;/a&gt; enfeksiyonları böyledir. &lt;a class="new" title="Hipertiroidizm (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Hipertiroidizm&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Hipertiroidizm&lt;/a&gt;, &lt;a title="Çölyak hastalığı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C3%B6lyak_hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1"&gt;çölyak hastalığı&lt;/a&gt;, &lt;a class="new" title="Kolajenli kolit (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kolajenli_kolit&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;kolajenli kolit&lt;/a&gt; gibi hastalıklarda da bu mekanizma hakimdir. Bazı kabız ilaçları da bu yolla etki eder.&lt;br /&gt;Hareketlilik değişmeleri. Bu iki farklı yoldan etki edebilir:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fazla hareketlilik:&lt;/strong&gt; dışkı, hücrelerle yeterince uzun süre temas edemeden bağırsaktan geçtiği için taşıdığı su vücut tarafından emilemez. Bunun nedenleri arasında hipertiroidizm, &lt;a class="new" title="Spastik kolon sendromu (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Spastik_kolon_sendromu&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;spastik kolon sendromu&lt;/a&gt;, &lt;a class="new" title="Karsinoid sendrom (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Karsinoid_sendrom&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;karsinoid sendrom&lt;/a&gt;, &lt;a title="Gastrektomi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gastrektomi"&gt;gastrektomi&lt;/a&gt; sonrası ve &lt;a class="new" title="Vagotomi (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Vagotomi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;vagotomi&lt;/a&gt; sonrası sayılabilir.&lt;br /&gt;Az hareketlilik. Aşırı bakteri büyümesi olur, bu yüzden safra tuzları parçalanır bu da yağlı dışkı ve ishale yol açar.&lt;br /&gt;Genelde hareket bozukluklarının tanısını koymak zor olduğu için diğer mekanizmalar dışlandıktan sonra kalan tek seçenek olmasıyla varlığına hükmedilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eksuda ishali.&lt;/strong&gt; İnce veya kalın bağırsağa hasar görmesi sonucu, kanda bulunan su, çözünenler ve proteinler bağırsağa geçer. İnvazif bakteri enfeksiyonları (&lt;a title="Shigella" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Shigella"&gt;Shigella&lt;/a&gt;, &lt;a title="Salmonella" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Salmonella"&gt;Salmonella&lt;/a&gt;) ve enflamatuar bağırsak hastalıkları bunun nedenleri arasındadır.&lt;br /&gt;Bu yukarda belirtilen mekanizmalar her zaman tek başlarına çalışmazlar. Örneğin enfeksiyonlu ve enflamatuar ishalde emilim bozuklukları hem osmotik ishale hem de aktif su salgılanmasına yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Akut_ishal" name="Akut_ishal"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Akut ishal&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu, iki haftadan kısa süren ishaller olarak tanımlanır ve &lt;a class="new" title="Enterit (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Enterit&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;enterit&lt;/a&gt; olarak da adlandırılır. Hemen her zaman enfeksiyondan kaynaklanır.&lt;br /&gt;Akut ishalde hastaya güven vermek, yeterince sıvı almasını sağlamak ve beklemek yeterlidir. Ağır vakalarda veya hastalığın nedeninin anlaşılmasının önemli olduğu durumlarda dışkı kültürleri alınır.&lt;br /&gt;En sık görülen organizmalar &lt;a class="new" title="Campylobacter (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Campylobacter&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Campylobacter&lt;/a&gt; (hayvan kaynaklıdır), &lt;a title="Salmonella" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Salmonella"&gt;Salmonella&lt;/a&gt; (O da hayvan kökenlidir), &lt;a class="new" title="Cryptosporidium (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Cryptosporidium&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Cryptosporidium&lt;/a&gt; (hayvan kökenli), &lt;a title="Giardia lamblia" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Giardia_lamblia"&gt;Giardia lamblia&lt;/a&gt; (içme suyunda yaşar). Daha ender olarak görülen Shigella (dizanteri) genelde insan kaynaklıdır. &lt;a title="Kolera" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kolera"&gt;Kolera&lt;/a&gt; kalkınmış ülkelerde enderdir, genelde kanalizasyon suyunun kullanma suyuna karışmasıyla ilişkilidir. &lt;a title="Escherichia coli" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Escherichia_coli"&gt;Escherichia coli&lt;/a&gt; da muhtemelen ishalin çok sık olarak nedenidir ama rutin teknolojiyle tanınması zordur. Bölgeden bölgeye ve ülkeden ülkeye E. coli tipleri farklılık gösterir.&lt;br /&gt;Virüsler, özellikle &lt;a class="new" title="Rotavirüs (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Rotavir%C3%BCs&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;rotavirüs&lt;/a&gt; çocuklarda yaygındır. &lt;a title="Norwalk virüsü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Norwalk_vir%C3%BCs%C3%BC"&gt;Norwalk virüsü&lt;/a&gt; enderdir.&lt;br /&gt;Toksinler ve gıda zehirlenmesi ishalin nedenleri arasındadır. Bunların arasında &lt;a class="mw-redirect" title="Stafilokok" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Stafilokok"&gt;stafilokok&lt;/a&gt; (genelde süt ürünlerini hazırlayan birisinde enfekte olmuş bir yaradan dolayı) ve &lt;a class="new" title="Bacillus cereus (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bacillus_cereus&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Bacillus cereus&lt;/a&gt; toksinleri sayılabilir. Genelde "gıda zehirlenmesi" aslında Salmonella enfeksiyonudur. İshalin bir diğer nedeni sindirilemeyen malzeme içeren yiyecek maddeleridir, örneğin &lt;a class="new" title="Olestra (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Olestra&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;olestra&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;Parazit ve bağırsak kurtları da ishal yapabilirler ama bununla beraber olarak kilo kaybı, sinirlilik, kızarıklık ve anusta kaşınma da olur. En sık olarak &lt;a title="Kıl kurdu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1l_kurdu"&gt;kıl kurdu&lt;/a&gt; (ciddi bir tıbbi sorundan ziyade can sıkıcı bir durumdur). Diğer kurtlar, &lt;a class="new" title="Kancalı kurt (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kancal%C4%B1_kurt&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;kancalı kurt&lt;/a&gt;, &lt;a class="new" title="Askaris (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Askaris&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;askaris&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Tenya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tenya"&gt;tenya&lt;/a&gt; tıbbi olarak daha önemlidirler, kilo kaybı, kansızlık, halsizlik ve alerji sorunlarına neden olabilirler. Entamoeba histolytica'nın neden olduğu amip dizanterisi kanlı ishale neden olabilir. Uygun tıbbi bakım gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Kronik_ishal" name="Kronik_ishal"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kronik ishal&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;İshalin uzun sürmesi enderdir. Bazı organizmaların neden olduğu ishal yıllarca sürse de uzun vadeli bir hastalık yapmaz. Böyle durumlarda genelde hasta zamanla düzelir ama taşıyıcı olur, yani hasta olmadan enfeksiyonunu sürdürür. Özellikle yiyecek servisi yapanlar ve kurumsal işçiler için bu durum tedaviyi gerektirir.&lt;br /&gt;Parazitler (amip ve kurtlar) mutlaka tedavi edilmelidir. Salmonella insanlarda görülen en sık inatçı bakteridir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Emilim_bozuklu.C4.9Fu" name="Emilim_bozuklu.C4.9Fu"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Emilim bozukluğu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bunlar genelde ciddi tibbi sorunlardır. &lt;a class="new" title="Emilim bozukluğu (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Emilim_bozuklu%C4%9Fu&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Emilim bozukluğu&lt;/a&gt; (malabsorpsiyon) ince bağırsağın gıdayı ememe sorunudur, bazen sorun &lt;a title="Pankreas" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Pankreas"&gt;pankreastan&lt;/a&gt; da kaynaklanabilir.&lt;br /&gt;Nedenleri arasında şunlar sayılabilir: &lt;a title="Çölyak hastalığı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C3%B6lyak_hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1"&gt;çölyak hastalığı&lt;/a&gt; (bir buğday ürünü olan &lt;a title="Gluten" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gluten"&gt;glutene&lt;/a&gt; tahammülsüzlük), &lt;a class="new" title="Laktoz intoleransı (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Laktoz_intolerans%C4%B1&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;laktoz intoleransı&lt;/a&gt;, &lt;a class="new" title="Früktoz emilim bozukluğu (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Fr%C3%BCktoz_emilim_bozuklu%C4%9Fu&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;früktoz emilim bozukluğu&lt;/a&gt;, &lt;a title="Pernisyöz anemi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Pernisy%C3%B6z_anemi"&gt;pernisyöz anemi&lt;/a&gt; (&lt;a class="mw-redirect" title="Vitamin B12" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vitamin_B12"&gt;Vitamin B12&lt;/a&gt; emilim bozukluğundan kaynaklanan bağırsak bozukluğu), pankreas salgı bozuklukları (&lt;a class="new" title="Kistik fibröz (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kistik_fibr%C3%B6z&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;kistik fibröz&lt;/a&gt; veya &lt;a class="new" title="Pankreatit (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Pankreatit&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;pankreatit&lt;/a&gt; sonucu olabilir), &lt;a class="new" title="Kısa bağırsak sendromu (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=K%C4%B1sa_ba%C4%9F%C4%B1rsak_sendromu&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;kısa bağırsak sendromu&lt;/a&gt; (ameliyatla bağırsağın alınmış olması), radyasyon fibrozu (genelde kanser tedavisinin ardından olur) ve bazı ilaçlar (kemoterapide kullanılanlar gibi).&lt;br /&gt;&lt;a name=".C4.B0nflamatuar_ba.C4.9F.C4.B1rsak_hastal.C4.B1.C4.9F.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İnflamatuar bağırsak hastalığı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İki tip vardır, benzer özellikleri vardır, nedenleri bilinmemektedir:&lt;br /&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="Ülseratif kolit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Clseratif_kolit"&gt;Ülseratif kolit&lt;/a&gt;, kronik kanlı ishal ve kalın bağırsağın &lt;a title="Rektum" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rektum"&gt;rektuma&lt;/a&gt; yakın bölümünün enflamasyonudur.&lt;br /&gt;&lt;a title="Crohn hastalığı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Crohn_hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1"&gt;Crohn hastalığı&lt;/a&gt;, kalın bağırsağın belli kısımların ve çoğu zaman ince bağırsağın uç kısımlarını etkiler.&lt;br /&gt;&lt;a id="Spastik_kolon_sendromu" name="Spastik_kolon_sendromu"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Spastik kolon sendromu&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="new" title="Spastik kolon sendromu (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Spastik_kolon_sendromu&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Spastik kolon sendromu&lt;/a&gt; (Huzusuz barsak sendromu). Tanımlayan belirtileri: son 3 ay boyunca haftada en az 3 gün süren, dışkılama ile giden karın rahatsızlığı veya ağrısı, anormal dışkı (ishal, kabız veya her ikisi) veya dışkılama sıklığı.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0shal#cite_note-1"&gt;[2]&lt;/a&gt; . Bu sendromun belirtileri gıda alerjisi, infektif ishal, çölyak ve enflamatuar bağırsak hastalığı gibi çeşitli durumlarda görülebilir. Belirtilere neden olan durumun tedavi edilmesi genelde ishal sorununu çözer.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0shal#cite_note-2"&gt;[3]&lt;/a&gt; . Spastik kolon sendromu aşırı bağırsak duyarlılığı (visseral hipersensitivite) yapabilir. Tanısı konmamış Spastik kolon sendromu'nin doğrudan bir tedavisi olmamasına karşın onun belirtileri, ishal dahil olmak üzere, beslenme değişiklikleri, çözünür lifler ve ilaç tedavisi ile kontrol altında tutulabilir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Di.C4.9Fer_.C3.B6nemli_nedenleri" name="Di.C4.9Fer_.C3.B6nemli_nedenleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Diğer önemli nedenleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a class="new" title="İskemi kaynaklı bağırsak hastalığı (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C4%B0skemi_kaynakl%C4%B1_ba%C4%9F%C4%B1rsak_hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;İskemi kaynaklı bağırsak hastalığı&lt;/a&gt;. Genelde yaşlı insanlarda görülür ve tıkanmış arterlerden kaynaklanır.&lt;br /&gt;&lt;a title="Kalın bağırsak kanseri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kal%C4%B1n_ba%C4%9F%C4%B1rsak_kanseri"&gt;Kalın bağırsak kanseri&lt;/a&gt;. Bazı bağırsak kanserlerinde ishal görülebilir. Kalın bağırsak kanserinde sık görülür.&lt;br /&gt;Hormon salgılayan tümörler. Bazı hormonlar (örneğin &lt;a title="Serotonin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Serotonin"&gt;serotonin&lt;/a&gt;) aşırı miktarda salgılanırlarsa (genelde bir tümör tarafından) ishale yol açabilirler.&lt;br /&gt;safra tuzlarının ince bağırsakta emilmek yerine kalın bağırsağa geçmeleri, ishale neden olabilir. Safra tuzu ishali safra kesesi ameliyatının bir olası yan etkisidir. Genelde bir &lt;a class="new" title="Safra tuzu ayırıcısı (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Safra_tuzu_ay%C4%B1r%C4%B1c%C4%B1s%C4%B1&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;safra tuzu ayırıcısı&lt;/a&gt; olan &lt;a class="new" title="Kolestiramin (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kolestiramin&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;kolestiramin&lt;/a&gt; ile tedavi edilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-3532224840829849976?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/3532224840829849976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=3532224840829849976' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/3532224840829849976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/3532224840829849976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/ishal.html' title='İshal'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-3651058506876623964</id><published>2008-07-04T00:11:00.000-07:00</published><updated>2008-07-04T00:13:01.589-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yeme alışkanlıkları'/><title type='text'>Et Yemezlik</title><content type='html'>Etyemezlik, çeşitli nedenlerle &lt;a title="Et" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Et"&gt;et&lt;/a&gt;, &lt;a title="Balık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bal%C4%B1k"&gt;balık&lt;/a&gt; ve bazı durumlarda &lt;a title="Yumurta" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yumurta"&gt;yumurta&lt;/a&gt;, &lt;a title="Süt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCt"&gt;süt&lt;/a&gt; ve &lt;a class="new" title="Süt ürünleri (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=S%C3%BCt_%C3%BCr%C3%BCnleri&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;süt ürünlerini&lt;/a&gt; yememeye denir.Vejetaryenlik olarak da bilinir.. Etyemezlik, dinsel, ahlaki ve beslenmeye ilişkin nedenlere dayanır. Etyemezlerin çoğu, hayvansal maddelerden yapılan ya da hayvanlarda denendiğini bildikleri temizlik ve güzellik ürünlerini de kullanmazlar. İlk kez 1842'de kullanılmaya başlanan vejetaryen sözcüğü, Latince'de "sağlam, canlı, yaşam dolu" anlamına gelen vegetus sözcüğünden gelir.&lt;br /&gt;   Bazı insanlar hayvanları yemek için beslemenin ve öldürmenin yanlış olduğunu düşünürler ve bundan dolayı et yemezler. Öte yandan, etsiz beslenmenin daha sağlıklı olduğu gerekçesiyle etyemez olanlar da vardır. Beslenme uzmanları da &lt;a title="Yağ" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C4%9F"&gt;yağ&lt;/a&gt;, &lt;a title="Tuz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tuz"&gt;tuz&lt;/a&gt; ve &lt;a class="mw-redirect" title="Şeker" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eeker"&gt;şeker&lt;/a&gt; içeren yiyecekler yerine, bol &lt;a title="Selüloz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sel%C3%BCloz"&gt;selüloz&lt;/a&gt; içeren bitkisel liflere, kepekli tahıllara, çiğ &lt;a title="Sebze" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sebze"&gt;sebze&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Meyve" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Meyve"&gt;meyvelere&lt;/a&gt; daha çok yer verilmesinin sağlıklı ve dengeli beslenme için gerekli olduğunu ileri sürerler. Çoğu &lt;a title="Budizm" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Budizm"&gt;Budizm&lt;/a&gt;, &lt;a title="Hinduizm" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hinduizm"&gt;Hinduizm&lt;/a&gt;, &lt;a class="mw-redirect" title="Caynacılık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Caynac%C4%B1l%C4%B1k"&gt;Caynacılık&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Hıristiyanlık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C4%B1ristiyanl%C4%B1k"&gt;Hıristiyanlık&lt;/a&gt;'ın bazı mezheplerine bağlı olan kimseler ise, canlılara zarar vererek elde edilen besinin yenmemesi gerektiğine inanırlar. Bazıları da etyemezliği doğal çevrenin korunmasına dayandırırlar. Çiftlik hayvanları için ayrılan alandan daha az alanda yeterli sebze yetiştirmenin mümkün olduğunu, insanların yiyecek gereksinimini sebzeyle karşılamanın daha kolay bir yol olduğunu savunurlar.&lt;br /&gt;&lt;a id="Etsiz_beslenmenin_.C3.B6nemi" name="Etsiz_beslenmenin_.C3.B6nemi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Etsiz beslenmenin önemi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;   Protein gereksiniminin temel olarak etle karşılanabileceği düşüncesi doğru değildir. Çünkü &lt;a title="Ceviz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ceviz"&gt;ceviz&lt;/a&gt;, &lt;a title="Fındık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/F%C4%B1nd%C4%B1k"&gt;fındık&lt;/a&gt; gibi kabuklu yemişlerde, bazı bitkilerin tohumlarında, &lt;a title="Baklagiller" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Baklagiller"&gt;baklagiller&lt;/a&gt;, tahıllar, yumurta, süt ve süt ürünlerinde, soya ürünlerinde de bol miktarda &lt;a title="Protein" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Protein"&gt;protein&lt;/a&gt; vardır. Eskiden bitkisel proteinlerin hayvansal proteinlerde bulunan bazı aminoasitleri içerdiği bilinmiyordu ve bu yüzden de besin değerinin düşük olduğu sanılıyordu. Oysa bitkisel protein içeren bazı yiyecek maddeleri karıştırılarak yendiğinde bu tür animoasitler alınabilir. Örneğin baklagillerdeki aminoasit eksikliği, tahıllarda çok miktarda bulunan aminoasitle dengelenebilir.Ancak daha öncede değindiğimiz gibi doğada bulunmakta olan 20 aminoasit'in 12 aminoasit türünü biz üretiriz, geri kalan 8 aminoasit türünüde dışarıdan alırız bu 8 aminoasit ise hayvansal ve bitkisel aminoasitler diye iki gruba ayrılır bu yüzden hayvansal aminoasitlerle bitkisel aminoasitler farklılık gösterir yani başka bir deyişle birbirinin yerini tutmazlar bu yüzden vejetaryan insanlarda her zaman bir eksiklik görülür. Öte yandan fasulye, pirinç, mercimek, bezelye, arpa, yulaf ve kabuklu yemiş gibi bitkisel besinler bitkisel protein açısından zengindir.&lt;br /&gt;Süt ve süt ürünlerini tüketmeyen etyemezler de B12 vitaminini maya özünden ve tahıllardan karşılayabilmektedirler. Etyemezler, demiri; kurutulmuş meyve, yapraklı yeşil sebzeler, &lt;a title="Buğday" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bu%C4%9Fday"&gt;buğday&lt;/a&gt; unu, baklagiller, &lt;a title="Yulaf" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yulaf"&gt;yulaf&lt;/a&gt;, kabuklu yemiş ve kabuklu pirinçten, kalsiyumu ise peynir, kabuklu yemiş, &lt;a title="Susam" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Susam"&gt;susam&lt;/a&gt;, yapraklı yeşil sebze ve &lt;a class="mw-redirect" title="Soya fasulyesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Soya_fasulyesi"&gt;soya fasulyesinden&lt;/a&gt; alırlar.&lt;br /&gt;Etyemezlerin sayısı &lt;a title="20. yüzyıl" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/20._y%C3%BCzy%C4%B1l"&gt;20. yüzyılda&lt;/a&gt; &lt;a title="Avrupa" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avrupa"&gt;Avrupa&lt;/a&gt; ülkelerinde ve &lt;a class="mw-redirect" title="ABD" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ABD"&gt;ABD&lt;/a&gt;'de artış gösterdi. Etyemezler yerfıstığı ezmesi, mısır gevreği, tahıl, kurutulmuş meyve, sütten elde edilen kefir ve et tadında yüksek proteinli sebze yemekleri gibi yiyeceklerle beslenmektedirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-3651058506876623964?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/3651058506876623964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=3651058506876623964' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/3651058506876623964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/3651058506876623964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/et-yemezlik.html' title='Et Yemezlik'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-4010575644008704671</id><published>2008-07-04T00:04:00.000-07:00</published><updated>2008-07-04T09:50:00.463-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diğer Hastalıklar'/><title type='text'>Obezite</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Obezite&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Obezite insan vücudunda &lt;a title="Yağ hücresi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C4%9F_h%C3%BCcresi"&gt;yağ hücresi&lt;/a&gt;(leri)nde depolanan doğal enerji rezervlerinin ciddî risk oluşturacak düzeyde artması ve sonuçta ölüm oranlarının kaçınılmaz olarak yükselmesi ile karakterize bir hastalıktır. &lt;a class="mw-redirect" title="Yağ dokusu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C4%9F_dokusu"&gt;Yağ dokusu&lt;/a&gt; rezervlerindeki bu artış kişinin biyolojik özellikleri, psikolojik yapısı ve çevresel faktörlerin henüz aydınlatılamamış kompleks ilişkisi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Vücut ağırlığındaki fazlalığın Koroner kalp hastalıkları, Tip 2 &lt;a title="Diyabet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Diyabet"&gt;Diyabet&lt;/a&gt;, İnme (&lt;a title="Beyin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyin"&gt;beyin&lt;/a&gt; damarlarının tıkanması sonucunda gelişen felç), &lt;a title="Uyku Apnesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Uyku_Apnesi"&gt;Uyku Apnesi&lt;/a&gt;, Osteoartrit ve Sosyal İzolasyon gibi ciddî hastalıklarla olan ilişkisi bilimsel çalışmalarla ispatlanmıştır. Obezite geleneksel yöntemler ile tedavi edilebilen basit bir fazla kilo sorunu değildir, yüksek sağlık riskleri taşıyan ciddî bir klinik hastalık ve tehlikeli bir toplumsal sağlık sorunudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="Nas.C4.B1l_Anla.C5.9F.C4.B1l.C4.B1r" name="Nas.C4.B1l_Anla.C5.9F.C4.B1l.C4.B1r"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Nasıl Anlaşılır&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="Vücut kitle indeksi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/V%C3%BCcut_kitle_indeksi"&gt;Vücut kitle indeksi&lt;/a&gt; (VKİ) insanlarda fazla vücut &lt;a title="Yağ" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C4%9F"&gt;yağ&lt;/a&gt; fazlalığının değerlendirilmesi için en yaygın kabul edilmiş parametredir. VKİ tedavinin etkinliğinin ve kişinin taşığı riskin değerlendirilmesi için klinik çalışmalarda ve &lt;a title="Epidemiyoloji" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Epidemiyoloji"&gt;epidemiyolojik&lt;/a&gt; (toplumsal) araştırmalarda özellikle kolay uygulanabilirliği nedeniyle kullanılmaktadır.Basitçe VKİ = vucut ağırlığı (kg) / boy (m)2 olarak formülize edilmiştir.VKİ tek başına kesin tanı koydurabilen bir yöntem değildir, bu nedenle &lt;a title="Tıp" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C4%B1p"&gt;tıp&lt;/a&gt; profesyonelleri klinik ortamda kişinin yaş, &lt;a title="Cinsiyet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cinsiyet"&gt;cinsiyet&lt;/a&gt;, kas kitlesi, etnik kökeni ve vücut yapısını çeşitli &lt;a class="new" title="Antropometik (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Antropometik&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;antropometik&lt;/a&gt; ölçümler ile inceleyerek risk oranlarını belirlemektedir. Ancak bu oran kişinin karşı karşıya oldugu durum hakkında mantıklı bir fikir vermektedir.&lt;br /&gt;VKİ klinikte kullanılan pratik bir formül olmasına rağmen, kişinin &lt;a title="Yağ doku" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C4%9F_doku"&gt;yağ doku&lt;/a&gt; / &lt;a class="new" title="Kas doku (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kas_doku&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;kas doku&lt;/a&gt; oranı hakkında bilgi verememektedir. Vücut kompartmanlarının belirlenmesinde direkt ve indirekt ölçüm yöntemleri yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Direkt_.C3.96l.C3.A7.C3.BCm_Y.C3.B6ntemleri" name="Direkt_.C3.96l.C3.A7.C3.BCm_Y.C3.B6ntemleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Direkt Ölçüm Yöntemleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu ölçüm yöntemleri bilimsel araştırmalar dışında, klinik kullanımda pratik yöntemler değillerdir. Nekropsi çalışmaları ve nötron aktivasyon analizleri bu gruptadır.&lt;br /&gt;&lt;a name=".C4.B0ndirekt_.C3.96l.C3.A7.C3.BCm_Y.C3.B6ntemleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İndirekt Ölçüm Yöntemleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntemler de klinik araştırmalar dışında genel pratikte kullanımı sınırlıdır. Vücut total su ölçümü (işaretli su kullanılarak), &lt;a title="Ultrasonografi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ultrasonografi"&gt;ultrasonografi&lt;/a&gt;, &lt;a class="new" title="Bilgisayarlı Tomografi (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bilgisayarl%C4%B1_Tomografi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Bilgisayarlı Tomografi&lt;/a&gt;,(&lt;a class="new" title="CT,BT (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=CT%2CBT&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;CT,BT&lt;/a&gt;), &lt;a class="new" title="Magnetik Rezonans Görüntüleme (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Magnetik_Rezonans_G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCleme&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Magnetik Rezonans Görüntüleme&lt;/a&gt; (&lt;a class="new" title="MRI (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=MRI&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;MRI&lt;/a&gt;), Dual foton absorbsiyometresi indirekt yöntemler arasındadır. Bel çevresindeki yağ artışı ile karakterize olan Santral Obezite'nin özellikle Kalp Hastalıkları ile olan ciddî ilişkisi son derece güçlü istatistiksel analizlerde gösterilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Santral_Obezite" name="Santral_Obezite"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Santral Obezite&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerde bel çevresinin 102 cm'den (40 inç) fazla olması, kadınlarda ise 88 cm'den fazla olması (35 inç) veya Bel çevresi / kalça çevresi oranının Erkeklerde 0.90 dan Kadınlarda ise 0.85 den fazla olması, Santral Obezitenin dolayısıyla artmış kalp hastalığı riskinin belirleyicisidir.&lt;br /&gt;&lt;a id="S.C4.B1n.C4.B1flama" name="S.C4.B1n.C4.B1flama"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sınıflama&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Dünya Sağlık Örgütü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnya_Sa%C4%9Fl%C4%B1k_%C3%96rg%C3%BCt%C3%BC"&gt;Dünya Sağlık Örgütü&lt;/a&gt; tarafından belirlenmiş sınıflamaya göre;&lt;br /&gt;18.5 altında BMI Az kilolu&lt;br /&gt;18.5 - 24.9 Normal Kilo&lt;br /&gt;25.0 - 29.9 Fazla Kilo&lt;br /&gt;30.0 - 39.9 Obez&lt;br /&gt;40.0 'ın üzeri Morbid (ciddî)&lt;br /&gt;Obez olarak belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Obezite.E2.80.99ye_Genetik_Fakt.C3.B6rler-Kal.C4.B1t.C4.B1m.C4.B1n_Rol.C3.BC" name="Obezite.E2.80.99ye_Genetik_Fakt.C3.B6rler-Kal.C4.B1t.C4.B1m.C4.B1n_Rol.C3.BC"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Obezite’ye Genetik Faktörler-Kalıtımın Rolü&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;    Yapılan çalışmalar şişmanlık oluşumunda kalıtım veya genetik faktörlerin % 25-40 oranında rol oynadığını göstermiştir. Şişman kişilerin çocuklarında şişman olmayanlara göre şişmanlık görülmesi 2-3 kat fazladır. Anne ve babanın her ikisinin şişman olması durumunda çocuklarının %80' ni erişkin yaşta şişmanlık gelişir.&lt;br /&gt;    Anne veya babadan biri şişman ise %40 Her ikisi normal kilolu ise %10 oranında Çocukluk çağında (3-10 yaş arası) aşırı kilolu olan çocukların %50 sinde erişkin dönemde aşırı kilolu olma riski vardır. Şişmanlığın genetik nedenleri uzun yıllardan beri araştırılmaktadır. Toplumda sık görülen şişmanlığı ortaya çıkaran birçok genetik bozukluk vardır. Fransa ve Almanya da şişman ailelerde yapılan çalışmalarda 10 numaralı kromozomdaki belirli bir alanın şişmanlıktan sorumlu olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bu alandaki genlerin incelenmesi ile şişmanlığa neden olan genler daha iyi ortaya çıkarılabilecektir. Bunun yanında tek gen bozukluğuna &lt;a class="new" title="Monogenik (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Monogenik&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;monogenik&lt;/a&gt; bağlı şişmanlıklar da vardır. Şişmanlığın %5 kadarı tek gen bozukluğuna bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Risk_Fakt.C3.B6rleri" name="Risk_Fakt.C3.B6rleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Risk Faktörleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;    &lt;a class="mw-redirect" title="Koroner kalp hastalığı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Koroner_kalp_hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1"&gt;Koroner kalp hastalığı&lt;/a&gt;, Diyabet, Uyku Apnesi hayat tehdit eden risklerdir ve tedaviyi zorunlu kılmaktadır. Bunun yanında &lt;a title="Sigara" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sigara"&gt;Sigara&lt;/a&gt;, Yaş, Ailede Diabet ve Kalp hastalığı bulunması tedaviyi gerektiren diğer faktörler olarak sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Neden_Oldu.C4.9Fu_Hastal.C4.B1klar_ve_Ya.C5.9Fam_S.C3.BCresindeki_K.C4.B1salma" name="Neden_Oldu.C4.9Fu_Hastal.C4.B1klar_ve_Ya.C5.9Fam_S.C3.BCresindeki_K.C4.B1salma"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Neden Olduğu Hastalıklar ve Yaşam Süresindeki Kısalma&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;   American Obesity Association tarafından desteklenen bir çalışmada obezitenin, özellikle genç yaştaki kişilerin yaşam süresinde ciddi azalmalara neden olduğu gözlemlenmiştir. Vücut Kitle Indeks'indeki (BMI) artışla beraber cinsiyet ve yaş faktörleri göz önüne alındığında, obez bireylerin yaşam sürelerinde 13 yıla kadar azalmalar olduğu görülmüştür.&lt;br /&gt;     Aşağıda belirtilen hastalıkların tamamı insan hayatını ciddî olarak tehdit etmektedir. Genel insan yaklaşımı hastalık kendisinde ya da bir yakınında ortaya çıkıncaya kadar "Bu hastalıklar başkalarında olur bende değil." şeklindedir, ancak modern tıp günümüzde kanıta dayalı olarak işlemektedir ve bilimsel istatistik yöntemler ile desteklenmektedir. Bu veriler belirtilen hastalıkların tamamının ya da bir kısmının obez kişilerde ortaya çıkma ihtimalinin çok yüksek olduğunu göstermektedir. Bu nedenle riski göz ardı etmek son derece hatalı bir yaklaşımdır.&lt;br /&gt;Obezitenin, özellikle santral obezitenin kalp hatalıklarını ciddî oranda arttıran ve tip II diyabet oluşumuna zemin hazırlayan Metabolik Sendrom adı verilen bir hastalıkla ilişkisi bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu hastalığı oluşturan bozukluklar; Tip II Diabet, &lt;a class="mw-redirect" title="Hipertansiyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hipertansiyon"&gt;Hipertansiyon&lt;/a&gt;, Hiperlipidemi (&lt;a title="Kan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kan"&gt;kan&lt;/a&gt; yağlarının yüksek olması)'dir. Metabolik sendrom gelişen kişide sistemik bir enflamasyon (bağışıklık hücrelerinin cevabı) gelişir ve kaçınılmaz olarak kalp ve beyin damalarlarında uzun dönemde tıkanmalara yol açarak kalp krizi ve inme nedeniyle ölümler gelişir.&lt;br /&gt;Metabolik sendroma ek olarak American Medical Association tarafından doktorlara yönelik olarak hazırlanmış olan yayınlarda bildirildiği üzere aşağıdaki hastalıklar obezite nedeniyle veya ilişkili olarka ortaya çıkmakta ve kişinin hayatını tehlikeli olarak etkilemektedir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kardiovasküler Sistem:&lt;/span&gt; Konjestif Kalp Yetmezliği, Kardiomegali (kalp büyümesi), &lt;a title="Aritmi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Aritmi"&gt;Aritmi&lt;/a&gt; (Ritim Bozukluğu), Sağ Kalp Yetmezliği, &lt;a title="Varis" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Varis"&gt;Varis&lt;/a&gt;, yüksek oranda ölümcül olan Pulmoner Emboli (&lt;a title="Akciğer" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akci%C4%9Fer"&gt;akciğer&lt;/a&gt; damarlarının kan pıhtısı nedeniyle tıkanması)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Endokrin Sistem (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Endokrin_Sistem&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Endokrin Sistem&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;a class="mw-redirect" title="Polikistik Over Sendromu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Polikistik_Over_Sendromu"&gt;Polikistik Over Sendromu&lt;/a&gt;, Adet Düzensizliği, İmpotans (iktidarsızlık), Hipogonadism (&lt;a title="Cinsiyet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cinsiyet"&gt;cinsiyet&lt;/a&gt; &lt;a title="Hormon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hormon"&gt;hormon&lt;/a&gt; seviyesindeki azalma), Diyabet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Üriner Sistem (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%9Criner_Sistem&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Üriner Sistem&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; İdrar Kaçırma, Glomerülopati (&lt;a title="Böbrek" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%B6brek"&gt;böbrek&lt;/a&gt; süzme sistemlerinin hasarlanması), Diabete Sekonder Böbrek Yetmezliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Gastrointestinal Sistem (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Gastrointestinal_Sistem&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gastrointestinal Sistem&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;a title="Karaciğer" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Karaci%C4%9Fer"&gt;Karaciğer&lt;/a&gt; Yağlanması &lt;a class="new" title="Hepatosteatoz (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Hepatosteatoz&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Hepatosteatoz&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Siroz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Siroz"&gt;Siroz&lt;/a&gt;, &lt;a class="mw-redirect" title="Safra Kesesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Safra_Kesesi"&gt;Safra Kesesi&lt;/a&gt; Taşları, Gastroözefageal Reflü, &lt;a title="Bağırsak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ba%C4%9F%C4%B1rsak"&gt;Bağırsak&lt;/a&gt; &lt;a title="Kanser" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanser"&gt;Kanseri&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="new" title="Sinir Sistemi (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Sinir_Sistemi&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sinir Sistemi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; İnme sonucu Felç ve &lt;a title="Ölüm" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96l%C3%BCm"&gt;Ölüm&lt;/a&gt;, Parestezi (hissizleşme ya da duyuda azalma-artma), Kronik Başağrısı, &lt;a title="Karpal Tünel Sendromu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Karpal_T%C3%BCnel_Sendromu"&gt;Karpal Tünel Sendromu&lt;/a&gt;, Demans (bunama).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Cilt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cilt"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Cilt&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Ciltte cizgilenme ve çatlaklar, Lenföden, Pişikler, Selülit, Katlantı yerlerinde koyulaşma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="mw-redirect" title="Solunum Sistemi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Solunum_Sistemi"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Solunum Sistemi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Dispne (&lt;a title="Nefes darlığı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nefes_darl%C4%B1%C4%9F%C4%B1"&gt;nefes darlığı&lt;/a&gt;), Obstrüktif Uyku Apnesi, Hipoventilasyon (yetersiz havalanma), &lt;a title="Astım" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ast%C4%B1m"&gt;Astım&lt;/a&gt;, Pickwick Sendromu, &lt;a class="mw-redirect" title="Pulmoner hipertansiyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Pulmoner_hipertansiyon"&gt;Pulmoner hipertansiyon&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kas &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a title="İskelet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0skelet"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İskelet&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt; Sistemi:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;a title="Gut hastalığı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gut_hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1"&gt;Gut hastalığı&lt;/a&gt;, İmmobilite (hareket etmede zorlanma), Osteoartrit (eklem iltihaplaması ve ağrıları), Bel Fıtığı - Bel Ağrısı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Psikolojik Bozukluklar:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;a title="Depresyon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Depresyon"&gt;Depresyon&lt;/a&gt;, Self (Ben) İmajı Bozukluğu, Kendine Güvensizlik, Vücut İmaj Bozukluğu, Sosyal İzolasyon ve Alay konusu olma&lt;br /&gt;Ölü doğum, &lt;a title="Rahim" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Rahim"&gt;Rahim&lt;/a&gt; kanseri ve &lt;a class="mw-redirect" title="Meme Kanseri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Meme_Kanseri"&gt;Meme Kanseri&lt;/a&gt; obeziteyle ilişkisi kanıtlamnış hastalıklardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-4010575644008704671?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/4010575644008704671/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=4010575644008704671' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/4010575644008704671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/4010575644008704671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/obezite.html' title='Obezite'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-2913760415719012953</id><published>2008-07-03T23:54:00.001-07:00</published><updated>2008-07-03T23:58:53.253-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ağız ve Diş Sağlığı'/><title type='text'>Ağız ve Diş Sağlığı</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG3JpMajHMI/AAAAAAAABiE/vkcLwcvNQOs/s1600-h/300px-Toothbrush_x2_20050716_003.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219049252736670914" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG3JpMajHMI/AAAAAAAABiE/vkcLwcvNQOs/s320/300px-Toothbrush_x2_20050716_003.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG3JS5qlRdI/AAAAAAAABh8/FDdIDW0lDS0/s1600-h/180px-Teeth_by_David_Shankbone.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219048869746525650" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG3JS5qlRdI/AAAAAAAABh8/FDdIDW0lDS0/s320/180px-Teeth_by_David_Shankbone.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;    &lt;a title="Diş" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Di%C5%9F"&gt;Diş&lt;/a&gt; fırçası M.S 500 yıllarında &lt;a title="Çin" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87in"&gt;Çin&lt;/a&gt;'de ortaya çıkmıştır. Günümüzde kullanılan yapısı ile ilk defa 1857 yılında A.B.D.'de patent almıştır.&lt;br /&gt;&lt;a title="Ağız" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/A%C4%9F%C4%B1z"&gt;Ağız&lt;/a&gt; ve diş sağlığının bozulması kalp, böbrek ve romatizma gibi rahatsızlıkların önemli nedenlerindendir. Ağız bakımı kişinin yaşama bağlılığı ve uygarlığıdır. Sağlıklı yaşam duygusudur. Bakımlı bir ağız, dişlerin düzenli şekilde fırçalanması ile kazanılır. Ebeveynler, çocuklarına diş fırçalama ve diş bakım alışkanlığını bebeklik çağında kazandırmalıdırlar. Bebeklik çağında başlayan diş bakımı, doğru ve düzenli fırçalama, diş çürümeleri ve &lt;a class="new" title="Dişeti hastalıkları (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Di%C5%9Feti_hastal%C4%B1klar%C4%B1&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Dişeti hastalıkları&lt;/a&gt; oluşum riskini çok azaltır. Bununda en sağlıklı yolu dişlerinizin doğru seçilmiş bir fırçayla fırçalanmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;a class="image" title="Diş fırçası" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Toothbrush_x2_20050716_003.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="internal" title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Toothbrush_x2_20050716_003.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Diş fırçası&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Dişlerimizi fırçalamaktaki amacımız; diş etlerine ve diş minelerimize zarar vermeden dişlerimizin üzerindeki ve aralarındaki yemek artıklarını ve bakteri plaklarını etkin ve doğru bir şekilde temizlemektir. Ağzımızın içindeki fırçalanması gereken yüzeyleri şu şekilde sıralayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üst çene dişlerinin dış yüzeyleri&lt;br /&gt;Üst çene dişlerinin iç yüzeyleri&lt;br /&gt;Üst çene yüzeylerinin çiğneme yüzeyleri&lt;br /&gt;Alt çene dişlerinin çiğneme yüzeyleri&lt;br /&gt;Alt çene dişlerinin dış yüzeyleri&lt;br /&gt;Alt çene dişlerinin iç yüzeyleri&lt;br /&gt;Dilimizin üst yüzeyi&lt;br /&gt;    Diş temizliği için ilk çağlarda hayvan kemiği, kuş tüyü, kıl, &lt;a title="Dokuma" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dokuma"&gt;dokuma&lt;/a&gt; parçaları, ağaç dalları ve kök &lt;a title="Lif" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lif"&gt;lifleri&lt;/a&gt; kullanılırdı. M.S 500. yıllarda ilk kez Çin'de hayvan kıllarından yapılmış diş fırçası icat edildi. Günümüzde hala kullanılan ve büyük değişiklik göstermeyen yapısı ile ilk defa 1857 yılında &lt;a class="mw-redirect" title="A.B.D." href="http://tr.wikipedia.org/wiki/A.B.D."&gt;A.B.D.&lt;/a&gt;'de patent almıştır.&lt;br /&gt;    &lt;a title="Ağız" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/A%C4%9F%C4%B1z"&gt;Ağız&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Diş" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Di%C5%9F"&gt;diş&lt;/a&gt; sağlığının bozulması kalp, böbrek ve romatizma gibi rahatsızlıkların önemli nedenlerindendir. Ağız bakımı kişinin yaşama bağlılığı ve uygarlığıdır. Sağlıklı yaşam duygusudur. Bakımlı bir ağız, dişlerin düzenli şekilde fırçalanması ile kazanılır. Ebeveynler, çocuklarına diş fırçalama ve diş bakım alışkanlığını bebeklik çağında kazandırmalıdırlar. Bebeklik çağında başlayan diş bakımı, doğru ve düzenli fırçalama,diş çürümeleri ve dişeti hastalıkları oluşum riskini çok azaltır. Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş bakımı alışkanlığını belirler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-2913760415719012953?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/2913760415719012953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=2913760415719012953' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2913760415719012953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2913760415719012953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/az-ve-di-sal.html' title='Ağız ve Diş Sağlığı'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SG3JpMajHMI/AAAAAAAABiE/vkcLwcvNQOs/s72-c/300px-Toothbrush_x2_20050716_003.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-8120734678005971252</id><published>2008-07-01T15:23:00.000-07:00</published><updated>2008-07-04T00:02:47.945-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cilt Hastalıkları'/><title type='text'>Egzama</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;EGZAMA HAKKINDA BİLGİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;    Egzama rahatsız edici ve çirkin görünüşlü bir deri hastalığıdır ama tehlikeli değildir, basit bir tedaviyle kontrol altına alınabilir. Her on iki kişiden birinin, yaşamının herhangi bir döneminde egzama geçirdiği saptanmıştır. Egzama kaşıntı yapmasının ve rahatsızlık vermesinin yanı sıra, el kol ve yüz gibi açıkta kalan yerlerde oluştuğundan çirkin bir görünüme de neden olur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Nedenleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;    Egzama genellikle alerji nedeniyle oluşur ama duygusal sıkıntı da egzamaya yol açabilmektedir. Bazen de egzama görünür hiçbir neden yokken çıkmaktadır. En sık görülen egzama tipi, alerjik kökenlidir. Tıp dilindeki adı "atopik dermatit" olan bu hastalık çoğunlukla astımlılarda ve saman nezlelilerde görülür. Saman nezlesi, çiçek tozlarının neden olduğu alerjik bir hastalıktır. Astım ve egzama da solunum yoluyla olduğu kadar süt ya da yumurta gibi alerjan maddelerin yenilmesiyle de oluşur. Ne var ki durum hep böyle değildir, nöbetler çoğunlukla stress zamanlarında ortaya çıkar. Egzama en çok küçük çocuklarda ve bebeklerde görülür; ama çocuk büyüdükçe egzama genellikle kendiliğinden geçer. Egzama, astım ya da saman nezlesi gibi alerjik hastalıkların sık görüldüğü ailelerde, çocukların egzamalı olma olasılığı yüksektir. İnek sütü verilen bebeklerde egzama olasılığının arttığı görülmüştür. Bu yüzden, alerjili ailelerin çocuklarını bu hastalıktan korumak için, anne sütüyle beslemeye özen göstermeleri gerekir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Belirtiler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;    Egzamada iltihaplı deri bölgesi kızarır ve kaşınır. Aynı zamanda kurur ve üstünde sivilceye benzer oluşumlar bulunur; yer yer su toplar. Egzamalı bölge kaşınırsa, enfeksiyon yayılır, deri kanar ve iltihaplanıp ağrı yapabilir. Çatlaklardan giren mikroplar bedene yayılabilir. Kaşınarak tahriş edilmiş bir egzama bölgesi çok rahatsızlık verebilir. Egzama önce yüzde ve baş derisinde çıkar, sonra kollarda ve bacaklarda, özellikle derinin katlandığı ya da giysilerin sürtündüğü yerlerde oluşur. Hastalığın veridiği rahatsızlık daha çok kaşımaya ve oluşan çatlaklardan giren mikropların yaptıkları enfeksiyona bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Tedavi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;     Egzama tehlikeli sayılabilecek ağır bir hastalık değildir; ama rahatsızlık verebilir. Egzamalıların rahat etmek için almaları gereken önlemlerin başında yarayı kaşımamak gelir. Egzamalı bebeklerin ellerine pamuklu kumaşlardan dikilmiş parmaksız eldivenler geçirilerek egzamalı yerlerini kaşımaları önlenebilir. Egzamalı kişilerin uçuk hastalığı olanlardan özellikle uzak durmaları gerekir. Egzamalı deri, uçuk virüsü olan herpes simplekse karşı dirençsizdir; virüs alınırsa enfeksiyon yayılabilir. Egzamalıların çiçek aşısı da olmamaları gerekir. Normal insanlara hiçbir zarar vermeyen bu aşı, egzamalı bir çocukta, ölümcül olabilen ateşli bir hastalık yapabilir. Egzamalı ya da egzama geçirmiş insanların derileri çok hassastır. Bu nedenle tahriş edici maddelerden sakınmalıdırlar. Bu tür maddelerle çalışmak zorunda kalanlar lastik eldiven ve yüz maskesi gibi basit önlemlerle korunmalı; genç insanlar meslek seçerken yağlar, boya maddeleri ve şampuan gibi malzemelerle çalışmak zorunda kalacakları meslekleri seçmemelidirler. Egzamanın nedeni olan alerji yapıcı madde bulunabilirse, hastanın o madden korunması yeterlidir. Egzamalı bir bebeğe, inek sütü veriliyorsa, inek sütünü kesip ya anne sütü verilmeli ya da keçi sütü (inek sütüne göre daha az alerjiye yol açtığı saptanmıştır) ve özel süttozu gibi bir besinle beslenmelidir. Nedeni bulunamayan çocuk egzamalarında ise çocuğun giysilerinde yünlü kumaş kullanmamak, derisi kurumaya yatkınsa çok sık yıkamaktan kaçınmak, enfeksiyonları önlemek için hem kendini hem de çevresinin temizliğine özen göstermek ve özel sabun kullanmak yararlı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="FONT-WEIGHT: bold; FONT-SIZE: 18pt; COLOR: #008000; FONT-STYLE: normal; FONT-FAMILY: Tahoma; BACKGROUND-COLOR: #e6e6e6; TEXT-DECORATION: underline; layer-background-color: #E6E6E6" href="http://www.bitkiselsite.net/"&gt;HASTALIKLARLA YAŞAMAK KADERİNİZ OLMASIN&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEDEF HASTALIĞI İÇİN HAZIRLANAN BİTKİLER DÜZENLİ BİR ŞEKİLDE KULLANILDIĞINA 4 AY EN FAZLA 5 AYDA HASTALIĞI TANMAMEN GEÇİREBİLİYOR&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-8120734678005971252?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/8120734678005971252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=8120734678005971252' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8120734678005971252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8120734678005971252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/egzama.html' title='Egzama'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-864350856031075877</id><published>2008-07-01T15:15:00.001-07:00</published><updated>2008-07-04T00:02:41.164-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cilt Hastalıkları'/><title type='text'>Sedef</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqtmpQJ2RI/AAAAAAAABOE/bu6Nu-mst9k/s1600-h/hasta_3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218173997682383122" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqtmpQJ2RI/AAAAAAAABOE/bu6Nu-mst9k/s320/hasta_3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqt7ZZRSfI/AAAAAAAABOM/dofN95VhqjE/s1600-h/hasta_3_3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218174354202905074" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqt7ZZRSfI/AAAAAAAABOM/dofN95VhqjE/s320/hasta_3_3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqtSSxwGxI/AAAAAAAABN8/CFrWIBfnUAs/s1600-h/hasta_2_2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218173648051903250" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqtSSxwGxI/AAAAAAAABN8/CFrWIBfnUAs/s320/hasta_2_2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqtKwjB3VI/AAAAAAAABN0/cNy1gayrAro/s1600-h/hasta_2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218173518604262738" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqtKwjB3VI/AAAAAAAABN0/cNy1gayrAro/s320/hasta_2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqs7QouRWI/AAAAAAAABNk/IpdGXwcSvCE/s1600-h/hasta_1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218173252340172130" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqs7QouRWI/AAAAAAAABNk/IpdGXwcSvCE/s320/hasta_1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqtE2KaCEI/AAAAAAAABNs/HPOZdUNyvac/s1600-h/hasta_1_1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218173417032386626" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqtE2KaCEI/AAAAAAAABNs/HPOZdUNyvac/s320/hasta_1_1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;SEDEF HASTALIĞI HAKKINDA BİLGİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sedef Hastalığı Nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Sedef hastalığı kronik bir cilt hastalığıdır. İsveç’te sedef hastalığı olan kişilerin sayısı 250 000 dolayındadır. Hastalık belirtileri, beyaz pullarla kaplı kırmızı bölgelerden oluşur. Hastalığın nedeni cilt hücrelerinin normalden daha hızlı yenilenmesidir. Sedef kızarıklıkları, en çok dirsek, diz, göğüs ve saç diplerinde olmakla birlikte vücudun her yerinde görülebilir. Sedef hastalığı ciltte küçük benekler şeklinde olduğu gibi,koltuk altı ve kasıklarla cinsel organ çevresindeki ciltte aşırı kızarıklık şeklinde de ortaya çıkabilir. El, ayak ve tırnaklar da bu hastalığa maruz kalabilir. Araştırmacılar, sedef hastalığının otoimün bir hastalık olduğunu,yani vücudun bağışıklık sisteminin ciltte ve çoğu zaman eklemlerde iltihaba yol açtığını düşünmektedirler. Eklem hastalığına psoriasisartrit denir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sedef hastalığına yol açan şey nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Sedef hastalığının nedeni bilinmemektedir. Soya bağlı özelliklerin (genler),bu hastalığa yakalanma eğiliminde büyük bir rol oynadığı sanılmaktadır.Soya bağlı özellikler dışında kimi enfeksiyonlar ve stres gibi bazı başkaetkenler de hastalığın başlaması ve gelişmesinde bazen etkili olmaktadır.Sedef hastalığı kimlerde görülmektedir?Sedef hastalığı, yaşamın her döneminde baş gösterebilir. Bununla birlikte,daha çok, genç insanlarda görülür. Sedef hastalığı olanların yüzde ellisi buhastalığa 25 yaşından önce yakalanmıştır. Sedef hastalığı küçükçocuklarda da görülebilir, ancak bu durum, çok olağan değildir. Sedefhastalığına yakalanan erkeklerle kadınların sayısı birbirine eşittir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sedef hastalığı bulaşır mı?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hayır! Sedef hastalığı kesinlikle bulaşmaz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Psoriasisartrit nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Prosiasiartrit sedef hastalığında eklem iltihabıdır. Sedef hastalığınayakalanmış kişilerin yüzde 30 kadarı, eklem, kas ve sinirlerin bağlantıyerlerinde görülen iltihaplardan rahatsızlık çekmektedir. :&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Hastalığın belirtileri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Hastalığınbelirtileri acı/ağrı, hareket mahdudiyeti ve halsizliktir. Psoriasisartrithastalığında çoğunlukla ayak ve el parmaklarındaki eklemler şişer.Omurlar arasındaki eklemlerde iltihap da olağandır.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-864350856031075877?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/864350856031075877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=864350856031075877' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/864350856031075877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/864350856031075877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/sedef.html' title='Sedef'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGqtmpQJ2RI/AAAAAAAABOE/bu6Nu-mst9k/s72-c/hasta_3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-8791477869490580695</id><published>2008-07-01T15:10:00.000-07:00</published><updated>2008-07-01T15:13:45.852-07:00</updated><title type='text'>Astım</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;ASTIM NEDİR?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Astım kronik (süreğen) bir akciğer hastalığıdır.&lt;br /&gt;• Astım belirtilerine hava yollarının enflamasyonla şişmesi yol açar.&lt;br /&gt;• Astımlı bir insanda hava yollarının dış etkenlere karşı duyarlılığı çok artmıştır.&lt;br /&gt;• Enflamasyon hava akımını engelleyerek dönem dönem solınum ıkıntılarına astım nöbetleri veya krizleri adı verilir.&lt;br /&gt;• Enflamasyon ,nöbetler arasındaki şikayetsiz dönemlerde bile değişik derecelerde&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;strong&gt;ASTIM &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;BELIRTİLERİNİ&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt; TANIYINIZ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;• "Soluk alıp verirken göğsümde ıslık sesleri işitiyorum"&lt;br /&gt;• "Göğsümde sıkışma hissi oluyor"&lt;br /&gt;• "Durup dururken nefesim sıkışıyor"&lt;br /&gt;• "Ard arda öksürüyorum"&lt;br /&gt;• "Hareket ederken veya bir hareketten hemen sonra nefesim daralıyor"&lt;br /&gt;• "Geceleri devamlı öksürüyorum"&lt;br /&gt;• "Bu belirtilerin bir ya da birden fazlası beni gece uykudan uyandırıyor"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;ASTIM TEDAVİSİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Astım tedavisinin başarıya ulaşmasında aşağıdaki hususların bilinmesi çok yararlı olur:&lt;br /&gt;1- Astım eğilimini ortadan kaldıracak mucizevi hiçbir tedavi yöntemi yoktur.Buna rağmen enflamasyon kontrol altında tutulursa astımlının hayatı boyunca şikayetsiz bir yaşam sürebileceği de bir gerçektir.&lt;br /&gt;2- Astımın kontrolünde ilk adım enflamasyonu başlatan etkenlerden olabildiğince uzak kalmak veya bunlarla karşılaşmamaya çalışmaktır.&lt;br /&gt;3- İkinci adım enflamasyonu önleyecek ilaçları kesintisiz ve devamlı kullanmaktır.&lt;br /&gt;4- Antienflamatuar adı verilen ilaçların en önemlisi inhalasyonla alınan kortizon türevleridir.Bu ilaçlar bilimin astımlı insanlara sağladığı en önemli armağandır.Son yıllarda kullanım alanına giren ve antilökotrien adını alan ilaçlar da bazı astım vakalarında en enflamasyon önleyici olarak çok yararlı olmaktadır.Bu ilaçlar koruyucu olarak gerekirse yıllarca kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;5- Astım nöbetleri ,enflamasyonu kontrol edilemeyen kimselerde ortaya çıkar.Astım nöbetlerini ilaçla durdurmak mümkündür.Fakat astım kontrolünde hekimin görevi nöbeti tedavi etmek değil nöbetlerin kaynağı olan astım enflamasyonu önlemektir.&lt;br /&gt;6- Astım için mucize ilaç yoktur.Hastalarımız genellikle bir torba ilaç ile bize gelirler.Bu torbanın içinde aynı türevden bir sürü değişik marka ismi taşıyan ilaç bulunur.Bu ilaçların bir çoğu bir işe yaramadığı için bırakılmıştır.Bunun için astımı anlamaya çalışınız .Böylece gereksiz ilaçları kullanmazsınız. bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ne Yapmalı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;*&lt;/strong&gt; Nefes vermeyi kolaylaştırmak için solunum borularını genişletici ilaçlar verilirken; aynı zamanda hastalığa sebep olan madde veya olay keşfedilmelidir. Astıma sebep olan etki ortadan kaldırıldığı zaman tedavi kolaylaşmakta ve krizlerin önüne geçilebilmektedir.&lt;br /&gt;* Varsa iltihabi durumlar önlenmelidir.&lt;br /&gt;* Öksürüğü kesmek için tedbir alınmalı, balgam söktürücü ilaçlar kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;* Hasta sık sık solunum hareketleri yapmalı, bronşların tabiî yolla açılmasına yardımcı olmalıdır.&lt;br /&gt;* Yine astıma yol açan alerjik madde tesbit edilmeli, bünyenin bu maddeye hassasiyeti giderilmelidir. Buda aşılarla yapılır.&lt;br /&gt;* Saman nezlesi kuru ortamı sevdiğinden, tedavi sırasında hasta nemli bir ortamda bulundurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bitkilerle hastalık tamamen iyileşmektedir&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-8791477869490580695?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/8791477869490580695/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=8791477869490580695' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8791477869490580695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8791477869490580695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/07/astm.html' title='Astım'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-938567144489475231</id><published>2008-06-24T13:28:00.000-07:00</published><updated>2008-06-24T13:36:26.586-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diğer Hastalıklar'/><title type='text'>Kene</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGFZKmekWYI/AAAAAAAABDs/eHiUNnPRoWk/s1600-h/kene.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5215547882134067586" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGFZKmekWYI/AAAAAAAABDs/eHiUNnPRoWk/s320/kene.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;KENE GÖRÜLEN YERLER (HARİTA)&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı kene ısırmasıyla oluşan, öldürücü Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığının risk haritasını çıkardı. Bakanlık, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının 2002 yılından itibaren Türkiye’de özellikle bahar ve yaz aylarında görüldüğünü belirterek, vakaların çoğunlukla Orta Anadolu ve Orta Karadeniz bölgesinde yoğunlaştığı, hastaların çok büyük bir bölümünün ise, kırsal alanda yaşadığı, tarım ve hayvancılıkla uğraştığı bildirildi. Hastalık virüsünü taşıyan Hyalomma türü kenelerin uygun yaşam alanlarına paralel olarak riskin arttığı bölgelerden söz etmenin mümkün olduğunu kaydeden Sağlık Bakanlığı, hazırladığı risk haritası ile, 2002 yılından bu tarafa Türkiye’de tespit edilen KKKA insan vakalarının sürekli ikamet adreslerini koordinatlarına göre işaretledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGFZRlGrvsI/AAAAAAAABD0/3qAFnsawCeg/s1600-h/keneharita_2008.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5215548002024537794" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGFZRlGrvsI/AAAAAAAABD0/3qAFnsawCeg/s320/keneharita_2008.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffff00;"&gt;RİSK HARİTASINDA KELKİT VADİSİ BAŞTA&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Risk haritasında, hastalığın Kelkit vadisi başta olmak üzere Gümüşhane, Tokat, Sivas, Amasya, Çorum Yozgat, Kastamonu ve Çankırı illerinde yoğunlaştığı, diğer birkaç ilde ise tek vaka olarak çıktığı belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffff00;"&gt;ANİ BAŞLAYAN ATEŞ, BAŞ AĞRISI VE HALSİZLİĞE DİKKAT&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının, insanlarda ani başlayan ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kırıklık, halsizlik ve belirgin iştahsızlık gibi belirtilerle ortaya çıktığını belirtti. Bakanlık ayrıca hastalarda bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi yakınmaların da görülebildiğini ifade ederek, daha sonradan bu belirtilere vücudun çeşitli yerlerinde görülen kanamaların da eşlik edebileceğini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffff00;"&gt;YAPILMASI GEREKENLER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kişisel korunmanın önemine işaret eden Sağlık Bakanlığı bu bağlamda yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:“-Kişisel korunma önlemleri kapsamında hayvan kanı, dokusu veya hayvana ait diğer vücut sıvıları ile temas sırasında gerekli korunma önlemleri alınmalıdır.-Hayvan barınakları veya kenelerin yaşayabileceği alanlarda bulunulması durumunda, vücut belirli aralıklarla kene yönünden muayene edilmeli; yapışan keneler bir cımbızla, kenenin deriye yapıştığı yerden tutulup çıkarılmalıdır.-Korunma amaçlı olarak giysilere uygulanabilen, repellent olarak bilinen kene kovucular/öldürücüler ve cilde uygulanabilen kene kovucular dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-938567144489475231?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/938567144489475231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=938567144489475231' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/938567144489475231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/938567144489475231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/kene.html' title='Kene'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGFZKmekWYI/AAAAAAAABDs/eHiUNnPRoWk/s72-c/kene.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-8969218135071431264</id><published>2008-06-24T13:15:00.000-07:00</published><updated>2008-06-24T13:20:36.740-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beslenme'/><title type='text'>7 Harika Besin</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGFWHEmXgcI/AAAAAAAABDk/sEk-GCVDPRE/s1600-h/kahve.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5215544522965483970" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGFWHEmXgcI/AAAAAAAABDk/sEk-GCVDPRE/s320/kahve.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;7 HARİKA BESİN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;7 besin sağlıklı bünye için olmazsa olmaz. İşte ABD uzmanlarının önerdiği reçete.Kalbi koruyor &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffff00;"&gt;BADEM:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor. &lt;strong&gt;Diyabeti önlüyor&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffff00;"&gt;KAHVE:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz. Sinirleri rahatlatıyor &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffff00;"&gt;TARÇIN:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın. Patatesi haşlayın &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffcc66;"&gt;PATATES:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17 nci sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdekten sonra yemeyi tercih edin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Kaslar için faydalı&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffff00;"&gt;SEBZE ÇORBASI:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellike sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;strong&gt;Kansere karşı birebir&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ffff00;"&gt; &lt;strong&gt;ZEYTİNYAĞI:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren 8oxodG adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanısıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor. 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin. &lt;strong&gt;Kanseri engelliyor&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffff00;"&gt;ÇAY:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60 a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-8969218135071431264?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/8969218135071431264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=8969218135071431264' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8969218135071431264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8969218135071431264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/7-harika-besin.html' title='7 Harika Besin'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGFWHEmXgcI/AAAAAAAABDk/sEk-GCVDPRE/s72-c/kahve.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-1940838425013833646</id><published>2008-06-24T13:09:00.000-07:00</published><updated>2008-06-24T13:13:30.327-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saglıklı Yaşam'/><title type='text'>Saglıklı yaşam için 29 ipucu</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGFVYt2fCJI/AAAAAAAABDc/XHzycVEpVbA/s1600-h/diet34.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5215543726585088146" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGFVYt2fCJI/AAAAAAAABDc/XHzycVEpVbA/s320/diet34.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN 29 İPUCU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika nın bu aralar belki de en popüler doktoru Hint asıllı Sanjay Gupta, modern tıp ve ilaç endüstrisi kadar Doğu’nun reçetelerine de aşina bir isim. Halen Emory Üniversitesi’nde Nöroşirurji Doçenti olan Dr.Gupta aynı zamanda TIME dergisinde köşe yazarlığı da yapıyor. Yazdığı ‘Chasing Life’ (Hayatın Peşinde) adlı kitabı New York Times en çok satanlar listesine girdi. Dr.Sanjay Gupta uzun ve sağlıklı yaşam için 29 maddelik bir liste hazırladı.&lt;br /&gt;İşte o liste:&lt;br /&gt;1. Kaliteli beslenin. Taze meyve ve sebze, balık, fındık, yeşil çay mutlaka menünüzde bulunsun&lt;br /&gt;2. Akciğerleri çalıştırın. Düzenli egzersiz yaparak ciğer kapasitenizi 50 yaşından sonra bile %25 artırmanız mümkün&lt;br /&gt;3. Sigarayı kesinlikle bırakın.&lt;br /&gt;4. Doğru nefes almayı öğrenin. İdeali karından alınan dakikada 12-14 nefestir&lt;br /&gt;5. Kilonuza dikkat edin. Her fazla kilo, eklemleriniz üzerinde gereksiz bir yüktür&lt;br /&gt;6. Kahvaltıyı asla ihmal etmeyin. Kahvaltıda lifli gıdalar almaya dikkat edin.&lt;br /&gt;7. Kaslarınızı çalıştırın. Düzenli çalışmayla 12 hafta içinde orta yaşlarda bile kas gücünüzü geliştirmeniz mümkündür&lt;br /&gt;8. Seks hayatınızı ihmal etmeyin. Seks yapmak, yalnızca egzersiz olarak değil, vücuttaki hormon salgılarının düzenli şekilde devam etmesi için de gerekli bir aktivitedir.&lt;br /&gt;9. Formunuzu koruyun. Yoga ve pilates yararlı ama yüzmek ve yürümek de asla ihmal edilmemesi gereken egzersizler&lt;br /&gt;10. Yağ dengenize dikkat. Vücut için en iyi yağ balıkta ve cevizde bulunur&lt;br /&gt;11. Vücuttaki pas ve tortuyu atın. Miktarda aşırıya kaçmamak şartıyla yeşil çay, siyah çikolata tüketin.&lt;br /&gt;12. Kötü diyetlerden uzak durun. Kemik sağlığı için her yaşta kalsiyum almanız gerektiğini unutmayın&lt;br /&gt;13. Güneşlenmeyi ihmal etmeyin. Her gün birkaç dakikalığına da olsa gün ışığına çıkın. Vücudunuzun D vitamini üretebilmesi için güneş ışığına ihtiyacı var&lt;br /&gt;14. Günde en az bir buçuk litre temiz su için. İdrarının rengini kontrol edin, eğer sarıysa yeteri kadar su içmiyorsunuz demektir.&lt;br /&gt;15. Yürüyüşe çıkın. Düzenli yürüyüş östrojen riskini azaltır, stresi önler&lt;br /&gt;16. Kalbinizi koruyun ve güçlendirin: B vitamini, magnezyum ve çinko almayı unutmayın. Havuç, lahana, avokado, fındık ve sarımsak mutfağınızdan eksik olmasın&lt;br /&gt;17. Tansiyonunuzu takip edin. Tuz, aşırı kilo ve stres, tansiyon riskini artıran faktörlerdir.&lt;br /&gt;18. Kalbinizi kontrol ettirin. Yılda bir kez check-up yaptırın&lt;br /&gt;19. Stresten uzak durun.&lt;br /&gt;20. Güneşte uzun süre kalacaksanız mutlaka UV filtreli güneş yağı kullanın.&lt;br /&gt;21. Şeker tüketiminizi azaltın. Canınız tatlı çektiğinde bitter çikolata tercih edin.&lt;br /&gt;22. Günde en az 7 saat uyumayı ihmal etmeyin&lt;br /&gt;23. Cildinizi besleyin. A, C ve E vitaminleri içeren cilt losyonu kullanın.&lt;br /&gt;24. Vücudunuzun ihtiyaçlarını öncelik sırasına sokun. Gün 24 saat. Bunu üçe bölün: 8 saati çalışmaya, 8 saati kendinize ve 8 saati uyku ve istirahat için ayırın&lt;br /&gt;25. Gününüzü planlayın. Planlı yaşamak, vaktinizi daha verimli ve yararlı geçirmenizi ve stresten kaçınmanızı sağlar.&lt;br /&gt;26. Dişlerinize iyi bakın. Günde en az iki kere dişlerinizi fırçalayın, kahveyi fazla içmekten kaçının.&lt;br /&gt;27. Şeklinizi koruyun. Vücudunuz bütün gün televizyon veya bilgisayar başında oturmak için dizayn edilmedi. Kalkın, hareket edin.&lt;br /&gt;28. Olumlu düşünün. Uzmanlar ‘varlığıyla mutlu olduğunuz’ şeyleri düşünmenizi tavsiye ediyorlar. Pozitif düşünce hem sizi genç tutar, hem stresi azaltır&lt;br /&gt;29. Zihinsel bakımınızı ihmal etmeyin. Televizyon karşısında çok fazla vakit geçirmek bunama riskini artırıyor. Yeni bir şeyler öğrenip yeni alışkanlıklar geliştirerek zihinsel faaliyetlerinizi aralıksız sürdürün.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-1940838425013833646?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/1940838425013833646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=1940838425013833646' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/1940838425013833646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/1940838425013833646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/saglkl-yaam-iin-29-ipucu.html' title='Saglıklı yaşam için 29 ipucu'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SGFVYt2fCJI/AAAAAAAABDc/XHzycVEpVbA/s72-c/diet34.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-3906859749147132491</id><published>2008-06-19T09:49:00.003-07:00</published><updated>2008-06-19T10:15:54.063-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Göz Saglıgı'/><title type='text'>Gece Körlüğü</title><content type='html'>Gözün loş ışığa hemen uyum saglayamaması anlamına gelen gece körlüğü,özellikle gece sürücüleri için sorun yaratır.Ender görülen bu rahatsızlık,genellikle kötü beslenmeden kaynaklandığından,kolaylıkla tedavi edilebilir.Gece körlüğü kavramı,bu hastalıkta geceleyin görme bütünüyle yitirilmediği için biraz yanıltıcıdır.Gece körlüğünde,ışık azaldıgında,saglıklı insanlara göre görüş azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;NEDENLERİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece körlüğünün en sık rastlanan nedeni A vitamini yetersizliğidir.A vitamini,gözün parlak ışıktan loş ışıga geçişe uyum saglaması için gereklidir.Gözün agtabakasında(gözün gerisindeki,ışıga duyarlı alan)koni ve çomak biçimli,iki tür alıcı hücre vardır:Koni biçimde hücreler agtabaka merkezinde yogunlanmıştır ve yalnızca parlak ışıkla uyarılırlar.işlevleri rengin ve ayrıntıların algılanmasıdır.Çomak biçimli hücreler ise,bu alanın çevresinde bulunurlar ve gün ışıgında neredeyse hiç işlev görmezler.Çok düşük şiddette ışık düzeylerine yanıt verirler ve ışık zayıfken bile nesnelerin görülmesini saglarlar.çomak biçimli hücreler,gece görmeyi sağlamak için harekete geçirilmesi gereken ışığa duyarlı,rodopsin adlı pigmenti içerirler.Rodopsinin loş ışıkta görme için etkileşmesi gerekir.Bu işleme A vitamini gerektirir.Bu nedenle A vitamini olmadığında loş ışığa uyumda azalma olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;BELİRTİLER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kişide  çomak hücrelerle görmeye geçiş yarım saati bulan süreler alır.Gece körlüğü olanlar hem normalden daha az uzaklığı ve daha az ayrıntıyıgörürler hemde gece görüşüne uyum sağlamaları daha uzun zaman alır.Bu durum,özellikle gece araç kullananlarda önem kazanır.Gece körlüğü olan kişi,yaklaşan bir arabanın farlarını normal biri gibi seçer ama geçtiğinde karanlığa uyum göstermesi daha uzun sürer ve bir süre için yalnızca önündeki kısa bir uzaklığı seçebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;TEDAVİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece körlüğü genellikle doktor kontrolünde A ve D vitamini desteği ile tedavi edilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-3906859749147132491?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/3906859749147132491/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=3906859749147132491' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/3906859749147132491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/3906859749147132491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/blog-post_19.html' title='Gece Körlüğü'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-376690113130150413</id><published>2008-06-19T09:35:00.000-07:00</published><updated>2008-06-19T09:43:21.988-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaplıcalardan Faydalanma Şekli'/><title type='text'>Kaplıcalardan Faydalanma Şekli</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;KAPLICALARDAN FAYDALANMA ŞEKLİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;*Kaplıca Mevsimi:&lt;/strong&gt; Bölgenin iklim şartları dikkate alınarak tespit edilir. Genelde memleketimizde yerleşmiş kaplıca ve içmelerin mevsimi 15 Mayıs - 15 Eylül arasıdır.&lt;br /&gt;*&lt;strong&gt;Kaplıcalarda Tedavi Süresi (Kür):&lt;/strong&gt; Gerekli faydayı sağlamak için 3 haftalık bir tedavi ve en az 21 banyo tavsiye edilir.&lt;br /&gt;*&lt;strong&gt;Banyo Zamanı ve Süreler:&lt;/strong&gt; Banyoya girmeden önce; küçük ve büyük abdest yapmak, banyoda hareketsiz durmak gerekir.Banyodan çıktıktan sonra da; kurulanılmaz, havlu veya bornoza sarılınır, ılık odada 1 saat kadar yatılır. Bu süre içinde, vucûd terler. Sonra giyinilir ve 1 saat kadar daha aynı odada kalınır.&lt;strong&gt;Birinci Banyo;&lt;/strong&gt; kahvaltıdan önce aç karnına veya kahvaltıdan 1 saat sonra,İkinci Banyo; akşam yemeğinden 2 saat önce alınması halinde azami derece fayda sağlanır.Banyoda kalma süresi: İlk gün 10 dakika; sonrakilerde ise, hastanın bünyesine ve hastalığa göre, 12-20 dakika arasındadır.&lt;br /&gt;*&lt;strong&gt;İçme Kürü:&lt;/strong&gt; Kronik hastalıklarda tavsiye edilir. Süresi 3-6 hafta olmalıdır. Birinci gün; aç karnına bir defada 6 su bardağı (1.5 litre); ondan sonraki günler; sabah, öğle ve akşam yemeklerinden yarım saat önce ikişer su bardağı içilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;HASTALIKLAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;* &lt;strong&gt;Böbrek ve idrar yolları hastalıkları&lt;/strong&gt;: Kronik ve ödemsiz böbrek iltihabları, mesane iltihabı, idrar taşlarıyla ilgili hastalıklarda; karbonatlı, hidrokarbonatlı sulardan faydalanılır. Bu suların prostata iyi geldiği tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;* &lt;strong&gt;Deri Hastalıkları:&lt;/strong&gt; Bütün deri hastalıklarında; tuzlu, kükürtlü ve çamurlu sulardan faydalanılır.&lt;br /&gt;* &lt;strong&gt;Hormonel hastalıklar:&lt;/strong&gt; Bu hastalıklara, radio-aktiviteli sular iyi gelir.&lt;br /&gt;* &lt;strong&gt;Göz Hastalıkları:&lt;/strong&gt; Kükürtlü ve iyodlu sulardan faydalanılır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* Kadın hastalıkları:&lt;/strong&gt; Bu konuda doktor tavsiyesi olmadan kaplıca tedavisi uygulanması doğru olmaz. Ateşli kadın hastalıklarında ve hamile kadınlarda kaplıca tedavisi son derece dikkatli ve mutlaka hekim gözetiminde yapılmasında fayda vardır. Bunların dışında Aybaşı bozuklukları, kronik rahim hastalıklarında; kükürtlü, çamurlu ve radio-aktiviteli sulardan faydalanılır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* Kalb ve kandolaşımı hastalıkları:&lt;/strong&gt; İleri derecede kalb, kan dolaşımı ve damar sertliğide kaplıca tedavisi uygulanmaz. Diğerleri için tuzlu, iyodlu ve radio-aktiviteli sulardan faydalanılır.&lt;br /&gt;* &lt;strong&gt;Mide ve bağırsak hastalıkları:&lt;/strong&gt; Ağır mide nezlesi, mide tümörü, sifilitik gastrit ve pilor daralmalarında kaplıcalardan faydalanılmaz. Kronik gastrit, kronik bağırsak nezlesi, bağırsak gazları, hazımsızlık ve kronik kabızlıklarda ise; hidrokarbonatlı, sülfatlı sulardan faydalanılır.&lt;br /&gt;* &lt;strong&gt;Romatizmal hastalıklar:&lt;/strong&gt; Akut ve ateşli romatizmada, kaplıca tedavisi uygulanmaz. Kronik romatizmada ise; tuzlu, karbonatlı, sülfatlı, kükürtlü, radio-aktiviteli ve çamurlu sulardan faydalanılır.&lt;br /&gt;* &lt;strong&gt;Safra kesesi ve Karaciğer hastalıkları:&lt;/strong&gt; Safra kesesi, karaciğer, pankreas hastalıklarında; karbonatlı, hidrokarbonatlı ve sülfatlı sulardan faydalanılır. İleri safhadaki Siroz’da kullanılmaz.* Sinir sistemi hastalıkları: Siyatik, lumbago, nevralji, nevrasteni, psikasteni ve nevroz gibi sinir hastalıklarında; tuzlu, çamurlu ve radio-aktiviteli sulardan faydalanılır.&lt;br /&gt;* &lt;strong&gt;Solunum yolu hastalıkları:&lt;/strong&gt; Astım, bronşit gibi solunum yolu hastalıklarında; tuzlu, iyodlu ve kükürtlü sulardan faydalanılır. İleri derecedeki verem, damar sertliği ve kalb hastalıklarında kullanılmaz.&lt;br /&gt;* &lt;strong&gt;Şeker hastalığı:&lt;/strong&gt; Sodyum bikarbonatlı sulardan faydalanılır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;ŞİFALI SULAR&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;NOT: Şifalı suların bulunduğu iller 4 sayfa olarak ayrılmış olup listesi aşağıdaki gibidir. Şifalı suların bulunduğu illerdeki kaplıca, Ilıca ve İçmelerin adını, bulunduğu mevkii, özelliğini, sıcaklık derecesini ve hangi hastalıklara iyi geldiğini belirten açıklamaları bulabileceksiniz.&lt;br /&gt;*ADANA, AFYON, AĞRI, AMASYA, ANKARA, ANTALYA, AYDIN&lt;br /&gt;*BALIKESİR, BİLECİK, BİNGÖL, BURDUR, BOLU, BURSA, ÇANAKKALE.&lt;br /&gt;*ÇANKIRI, ÇORUM, DENİZLİ, DİYARBAKIR, ERZİNCAN, ERZURUM, HAKKARİ, HATAY, MERSİN (İÇEL), İSTANBUL, İZMİR, KARS, KAYSERİ&lt;br /&gt;*KIRŞEHİR, MALATYA, MANİSA, KAHRAMANMARAŞ, MARDİN, MUĞLA, NEVŞEHİR, NİĞDE, ORDU, RİZE, TOKAT, VAN, YOZGAT.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-376690113130150413?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/376690113130150413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=376690113130150413' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/376690113130150413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/376690113130150413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/kaplicalardan-faydalanma-ekli-kaplca.html' title='Kaplıcalardan Faydalanma Şekli'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-1542343528708415076</id><published>2008-06-18T09:49:00.000-07:00</published><updated>2008-06-18T09:58:05.476-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kanser'/><title type='text'>Kanser</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFk9BbVIAgI/AAAAAAAAAvo/c3AAmUeHndY/s1600-h/vucut.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5213265138383585794" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFk9BbVIAgI/AAAAAAAAAvo/c3AAmUeHndY/s320/vucut.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;KANSER BELİRTİLERİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarama testleri karmaşıklık ve mahiyet açısından değişiklikler gösterir. En yaygın bir şekilde kullanılan testlerin çoğu yüksek risk altındaki kişilerde sık görülen kanser biçimlerini bulacak şekilde tasarlanmıştır. Kanser tarama testleri pratik olmalıdır. Yapılan test, kanseri, tamamen iyileşme şansının hâlâ yüksek olacağı şekilde erken belirlemelidir.&lt;br /&gt;Emniyet de önemli bir konudur. Test başlı başına tehlikeli bir sağlık riskini yaratmamalıdır. Bundan yirmi yıl önce meme kanserini belirlemek için kullanılan mamografı işlemi, gövdeyi oldukça yüksek radyasyona maruz bırakıyordu ve kanserin gelişmesinde başlı başına bir faktör oluyordu. Ancak bugün mamografi ile kadınlar yalnızca küçük miktarlarda radyasyona maruz kalmakta, böylelikle muayene daha emniyetle olmaktadır.&lt;br /&gt;Kanser için periyodik tarama testleri tüm kanser vakalarında ve çeşitlerinde aynı önleyici değere sahip değildir, örneğin akciğer kanserinde, özellikle eğer sigara içiyorsanız, ara sıra göğüs röntgeninin çekilmesi veya balgam tahlili, yaşamınızı sürdürme şansını belirgin bir şekilde artırmayacaktır. Erken dönemde test etme hâlâ önemli olmasına rağmen, akciğer kanserinde yaşama oranı hâlâ yüzde 15 in altındadır. Sonuç olarak, eğer sigara içiyorsanız veya evinizde veya işyerinizde kimyasal maddelere maruz kalıyorsanız, akciğer kanserinin taranması konusunda öğütlerini almak için doktorunuza başvurunuz. Ancak hastalığın belirtilerini gözlemekten daha önemli olan bir şey, potansiyel karsinojenlere (kansere neden olan maddelere) maruz kalmanızı azaltacak her şeyi denemektir. Sigarayı bırakmak böylesi stratejilerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diğer kanserler yaşama oranı belirgin bir şekilde artacak kadar erken teşhis edilebilir. Aşağıda belirtilen kanser tarama testleri, Amerikan Kanser Derneği tarafından önerilen kanser önleme programının bir parçasıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;strong&gt;Meme Kanseri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Uyarıcı Belirtiler:&lt;/strong&gt; Memede herhangi bir sertlik veya kitle, veya meme uçlarından gelen akıntı veya kan.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanser Riski Faktörleri:&lt;/strong&gt; Meme kanseri genellikle elli yaşın üzerinde olan kadınlarda; hiç çocuğu olmamış kadınlarda, ilk çocuklarını otuz yaşından sonra doğuran kadınlarda, hiç emzirmemiş olan kadınlarda, ideal ağırlıklarının yüzde 40 üzerinde olan kadınlar ile cinsel olgunluğa gecikmiş olarak gelen veya gecikmiş menapozu olan kadınlarda ve ailesinde (anne veya kızkardeşlerde) menapoz öncesi meme kanseri olayı olan kadınlarda ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Check-up Kuralları:&lt;/strong&gt; Her kadın ayda bir defa göğüslerini dikkatlice muayene etmelidir.&lt;br /&gt;Buna ek olarak yirmi ile kırk yaş arasında olan kadınların her üç yılda bir göğüslerini bir hekime muayene ettirmesi gerekir. Kırk yaşın üzerinde olan kadınların bu muayeneyi her yıl yaptırması gerekir. Eğer kırk yaşın altındaysa-nız, ailenin geçmişinde göğüs kanseri yoksa yüksek risk gruplarından birine girmiyorsunuz demektir ve mamografinin alınmasına gerek duyulmayabilir. Eğer kırk ile kırkdokuz yaşlan arasında iseniz, herhangi bir belirti veya kitle yoksa ve ailenizde göğüs kanseri geçiren biri yoksa yalnızca basit bir mammogram yaptırın. Elli yaşından sonra mammogramı her yıl yaptırın. Eğer ailenizde göğüs kanseri varsa, yaşınıza aldırmaksızın her yıl bir mammogram yaptırın.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Testis Kanseri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Uyarıcı Belirtilen Teslislerde herhangi bir kitle veya boyutlarında değişiklik.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanser Riski Faktörleri:&lt;/strong&gt; Yaşlı erkeklerden daha çok genç erkeklerde ortaya çıkar (kırk yaşından sonra fazla görülmez); normal yerine inmemiş testisler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Check-up Kuralları:&lt;/strong&gt; ilk gençlik yıllarının son dönemlerinden başlayarak tüm yaştaki erkekler her ay teslislerini muayene etmelidirler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Kolorektal (Kalın Bağırsak ve Rektum) Kanser&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Uyarıcı Belirtilen Herhangi bir rektal (makattan gelen) kanama veya dışkılama alışkanlıklarında uzun dönemli değişiklik.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanser Riski Faktörleri:&lt;/strong&gt; Aile üyelerinden birinde geçmişte kolorektal polip (iyi huylu tü-moral oluşum) veya kolorektal kanser veya kronik ülserleşmiş kolit olması.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Check-up Kuralları:&lt;/strong&gt; Kırk yaşın üzerinde olan kadın ve erkeklerin her yıl dijital (parmakla) rektal muayeneden geçmesi gerekir. Bundan öte elli yaşın üzerinde olan erkek ve kadınların en azından iki yılda bir sigmoidoskopik muayeneden geçmesi (sigmoidoskop ile kolon içinin muayenesi) ve her yıl kan bulunup, bulunmadığının kontrolü için feces (dışkı) testini yaptırması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Akciğer Kanseri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Uyarıcı işaretlen Rahatsız eden bir öksürük, öksürürken kan gelmesi ve akciğer iltihabı veya bronşit nöbetleri; göğüste ağrı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanser Riski Faktörleri&lt;/strong&gt;: Çok sigara içmek ve özellikle astbest olmak üzere çevre kirletici maddelere maruz kalmak.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Check-up Kuralları&lt;/strong&gt;: Kırk yaşın üzerinde olan herkesin bir göğüs röntgeni çektirmesi gerekir. Bunu takip eden göğüs röntgenleri doktorunuzun kişisel kararına göre yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Servikal (Rahim Boynu) Kanser&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uyarıcı Belirtiler:&lt;/strong&gt; Anormal vajinal kanama.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanser Riski Faktörleri:&lt;/strong&gt; Genital (Cinsel) bölgelerde kabarcıklar oluşturan deri iltihaplan veya genital siğil enfeksiyonları-, ergenlik çağına geldikten kısa bir süre sonra cinsel ilişkiye girme veya çok fazla cinsel ilişki partnerinin olması.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Check-up Kuralları:&lt;/strong&gt; Onsekiz yaşına gelen kadınların veya seksüel olarak aktif olanların her yıl Pap testi yaptırması ve pelvik muayeneden geçmesi gerekir. Birbirini takip eden üç veya daha fazla normal sonuç veren yıllık muayenenin ardından doktorunuz Pap testinin daha az aralıklarla yapılmasına karar verebilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Endometrium (Rahim iç zarı) Kanseri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Uyarıcı Belirtiler:&lt;/strong&gt; Anormal vajinal kanama.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanser Riski Faktörleri:&lt;/strong&gt; Geçmişte kısırlık olması veya yumurtlama olmaması; menapozun geç başlaması veya uzun süreli östrojen tedavisi, vücutta aşırı yağlanma; çok fazla sigara içmek.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Check-up Kuralları:&lt;/strong&gt; Menapoza geldikten sonra geçmişinde kısırlık, aşırı şişmanlık, yfmurtlayamama, anormal rahim kanaması veya östrojen tedavisi olan kadınların endo-metriyal biyopsi yaptırmaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;İdrar Yolu ve Mesane Kanseri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uyarıcı işaretler&lt;/strong&gt;: idrarda kan; sırt ağrısı; kilo ve iştah kaybı, sürekli ateş; anemi (kansızlık).&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanser Riski faktörleri:&lt;/strong&gt; Elli yaşın üzerinde olan erkeklerde-, çok fazla sigara içenlerde, geçmişte kronik idrar yolu enfeksiyonlarından rahatsız olanlarda daha fazla görülür.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Check-up Kuralları:&lt;/strong&gt; Komple fiziki muayeneniz sırasında yapılan rutin idrar tahlilleri idrarınızda kan olup olmadığını (hemıtüri) gösterecektir. Eğer hematüri bulunursa, doktorunuz anormal bir doku da bulursa, biyopsi de dahil olmak üzere sistoskopik bir muayene yapabilir. Doktorunuz bir böbrek filmi de isteyebilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Ağız Kanseri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Uyarıcı işaretler&lt;/strong&gt;: Ağzınızın renginde herhangi bir değişiklik veya ağzınızda iyileşmeyen herhangi bir yara.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanser Riski Faktörleri:&lt;/strong&gt; Genellikle kırkbeş yaşın üstünde erkeklerde, çok fazla sigara içenlerde ve özellikle çok fazla alkol kullanımı ile birlikte dumansız tütün kullananlarda (tütün çiğneyenlerde) daha fazla görülür.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Check-up Kuralları:&lt;/strong&gt; Eğer iyileşmeyen bir yara varsa doktorunuza veya diş hekiminize başvurun.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Gırtlak Kanseri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Uyarıcı Belirtiler:&lt;/strong&gt; Boğuk seslilik.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanser Riski Faktörleri:&lt;/strong&gt; Çok fazla sigara içmek, eğer fazla miktarda alkol kullanımı ile birlikte oluyorsa.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Check-up Kuralları:&lt;/strong&gt; Konuşma özelliğinizde herhangi bir değişiklik olması durumunda bir boğaz uzmanı tarafından yapılan muayene veya eğer çok fazla sigara içiyorsanız yıllık muayene.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Prostat Kanseri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Uyarıcı Belirtilen&lt;/strong&gt; idrara çıkmada zorluk; sırtın alt kısmında sürekli bir ağrı, pelvis veya kasıkların üst kısmında sürekli ağri; idrarda kan.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanser Riski Faktörleri-.&lt;/strong&gt; Yetmiş yaşın üzerinde olan erkeklerde daha fazla görülür.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Check-up Kuralları:&lt;/strong&gt; Eğer kırk yaşın üzerinde iseniz, periyodik tıbbi muayeneniz sırasında bir dijital (parmakla) rektal muayeneden de geçmeniz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Cilt Kanseri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Uyarıcı Belirtilen&lt;/strong&gt; Düzensiz sınırları olan küçük bir lezyon (yara, bere) ve vücutta veya kol ve bacaklarda kırmızı, beyaz, mavi veya mavi-siyah lekeler; cildin herhangi bir yerinde rengi inci beyazından siyaha kadar değişen yumru veya lezyonlar; avuç içi, ayak tabanı, el ve ayak parmaklarının uç kısımlarında koyu renkli lezyonlar; güneşe maruz kalmış cilt üzerinde daha koyu renkli beneklerle birlikte geniş kah-verengimsi lekeler; cildin herhangi bir yerinde kırmızımsı mor lekeler; ayak parmakları veya bacakta mor-kahverengi veya koyu mavi no-düller; yüz, kulak veya boyunda inci gibi veya mumlu gibi yumru veya şişler-, göğüs veya sırtta düz, ten rengi veya kahverengi yara izine benzer lezyonlar; yüz, kulaklar, boyun, eller veya kollarda pullu veya kabukla kaplı yüzeyi olan düz lezyon veya kırmızı nodul; herhangi bir bende görülen değişiklik veya iyileşmeyen bir yara.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanser Riski Faktörleri:&lt;/strong&gt; Kadın ve erkeklerde kızıl saç, açık cilt rengi veya gözlerin mavi olması; çocuklukta ciddi güneş yanığı olması; ailenin geçmişinde doğum lekeleri veya benler (displastik nevüs doğumda mevcut ben oluşumu sendromu.)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Check-up Kuralları:&lt;/strong&gt; Eğer yukarıda sıralanan uyarıcı belirtilere sahip herhangi bir cilt lezyo-nunuz varsa doktorunuza danışınız&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-1542343528708415076?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/1542343528708415076/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=1542343528708415076' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/1542343528708415076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/1542343528708415076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/kanser.html' title='Kanser'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFk9BbVIAgI/AAAAAAAAAvo/c3AAmUeHndY/s72-c/vucut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-793969503045561198</id><published>2008-06-18T09:42:00.000-07:00</published><updated>2008-06-18T09:44:53.282-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alkol ve Sigara'/><title type='text'>Alkoliğe Yardım</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;ALKOLİĞE YARDIM&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;   Alkoliklerin çoğu tedaviye çevre baskısıyla gönülsüz olarak başlar. Tedaviye gereksinimlerinin olduğunu inkar etmeleri nedeniyle bu baskı gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çevresine Ördüğü Duvarı Aşmak&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Alkolikler kendilerine ulaşılmasını engellemek için bilerek ya da bilmeyerek çevrelerine duvar örerler. Bu bilinçaltı inkar o denli büyük olabilir ki alkolik sorunun gerçekte ne olduğunu göremez. Tedavinin ilk hedefi yıllardır sürdürdüğü ve yaşamında yıkıma yolaçan alkol alışkanlığının sürmesini sağlayan kişisel savunma mekanizmalarını kırmaktır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Alkolizm Bir Karakter Zaafı Değil, Bir Hastalıktır&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Alkolizmin birhastalık olduğunu kabul etmek oldukça önemlidir. Alkoliği hastalığı yüzünden kınamak yalnızca ondaki kimse tarafından anlaşılmadığı duygusunu besler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Girişim&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Alkoliği, bu ona acı verecek olsa bile, içki içme sorunu olduğu gerçeğiyle yüzleştirin ve inkar etmesine fırsat vermeyin.&lt;br /&gt;Nazik ama içten bir dille alkoliğe , yardıma gereksinimi olduğunu, işten kovulmak, boşanmak ya da ailesince terkedilmek gibi sonuçlara hazır olması gerektiğini anlatın. Verilebilecek yeni bir şans alkol bağımlısı tarafından içki içmesine izin verilmesi gibi yorumlanabilir. Alkoliğin sorumluluğu basit ve kesindinlçmeyi bırakmak ve bir iyileşme programını sadakatle izlemek.&lt;br /&gt;Alkoliğin kendisiyle yüzleştirilmesi için ideal bir yer ve zaman yoktur. Ancak bunu kesinlikle sarhoşken veya içerken yapmamak gerekir. Alkoliği sorunuyla yüzleştirecek ideal bir kişi de yoktur;saygı duyduğu bir otorite figürü(işveren gibi) olabileceği gibi bir eski alkolik ya da en azından sorunun bilincinde olan biri de olabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aile üyeleri&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Alkoliğin sorunuyla yüzleşmesini sağlayabilecek olan ama aynı zamanda da bundan en çok yaralanabilecek olan insanlar öncelikle aile üyeleridir. Çoğu kez hastalık kendi yaşamlarına da zarar verdiği için kızgın ve kırıcı bir biçimde alkoliği kınarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Bu duygularını belli ettikleri ölçüde, amaçlan yardım etmek olsa bile, ters tepki yaratırlar. Alkoliği kınamak, yalnızca onu daha da uzaklaştırmakla kalmaz, hastalıktan kurtulmasını da güçleştirir. Alkoliklerin bunca yıldır yalnız bırakılmaları ailenin de aynı inkar yöntemini kullanmasından kaynaklanır. Aile üyeleri, sorunun gerçekte olduğu kadar kötü olduğuna inanmak istemezler, alkoliğin yaptıklarını affeder ve içki içmesine çeşitli bahaneler bulurlar. Borçlarını ödemeye, belalardan kurtarmaya ve ona bakmaya devam ederler. Bu alkoliğin içmeyi sürdürmesini kolaylaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Alkolizm , kurbanlarını genellikle alkol bağımlısının en yakınlarından seçmez. Tedaviye alkolik olmayan aile üyeleri de katılmalıdır. Çocuklarının gereksinimlerini hatırlatmak bir alkoliğin ve ailesinin tedavisinde oldukça önemlidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-793969503045561198?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/793969503045561198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=793969503045561198' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/793969503045561198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/793969503045561198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/alkolie-yardm.html' title='Alkoliğe Yardım'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-2359718131685612836</id><published>2008-06-18T09:31:00.000-07:00</published><updated>2008-06-18T09:39:11.247-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alkol ve Sigara'/><title type='text'>Alkol ve Sigara</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFk4xgsAX4I/AAAAAAAAAvg/QxZktMvPyFo/s1600-h/sigara_birak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5213260466897313666" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFk4xgsAX4I/AAAAAAAAAvg/QxZktMvPyFo/s320/sigara_birak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;AKCİĞER KANSERİNİN NEDENLERİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;     Akciğer kanserinin en önemli nedeni sigaradır. Bunu radon ve asbest (amyant) izler. Ancak, sigara, radon ve asbestten başka da kanser riskini artıran pek çok faktör vardır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, akciğer kanserine neden olan etkenleri anlattı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Hava Kirliliği&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;    Hava kirliliğinin de akciğer kanseri için bir risk faktörü olabileceği ileri sürülmektedir. Bunun en önemli kanıtlarından biri, akciğer kanserinin hava kirliliğinin yoğun olduğu ülkelerde ve şehirlerde daha fazla görülmesidir. Çeşitli araştırmalarda, hava kirliliğine neden olan kükürt dioksit, azot dioksit gibi maddelerin sigara dumanındaki kanserojenik maddelerin etkilerini artırdıkları saptanmıştır. Dizel egzostuna ve petrol yanma ürünlerine maruz kalan kişilerde akciğer kanseri riski yüksektir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Meslekler &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;    Akciğer kanserinin bazı meslek sahiplerinde daha fazla görüldüğü eskiden beri bilinir. Meslekleri nedeniyle uranyum, arsenik, krom, nikel, kadmiyum, alüminyum, berilyum gibi maddelerle uğraşanlarda akciğer kanseri riski yüksektir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Arsenik&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;      Arsenik toprak doğal olarak bulunur ve buradan içme sularına karışabilir. Arsenikle kirlenmiş suların içilmesi de akciğer kanseri riskini artırır. Sigara da içilmesi riskin katlanarak artmasına neden olur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Beslenme &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;   Sigara içen ve az miktarda sebze ve meyve tüketenlerde akciğer kanseri daha sık görülmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Beta-karoten&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;     Özellikle de beta karoten içeren besinlerin kansere karşı koruyuculuk özelliklerinin daha fazla olduğu saptanmıştır. Beta karoten vücutta A vitaminine dönüşerek etkili olur. Beta karoten içeren besinlerin başlıcaları, havuç, kayısı, kavun, böğürtlen, şeftali, balkabağı olmak üzere tüm sarı ve kırmızı ile yeşil renkli meyve ve sebzeler, lahana, bezelye ve patatestir. Bu maddenin ısı ve ışığa karşı duyarlı olduğu ve mikrodalga fırın dışında her türlü pişirme yöntemiyle kayba uğrayacağı unutulmamalıdır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Diğer besinler&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;   Beta karoten dışında, kısaca antioksidanlar olarak bilinen E ve C vitamini, folik asit ve selenyumun da hem akciğer ve hem de diğer kanserlere karşı koruyucu etkileri olabileceği konusunda araştırmalar vardır. Akciğer Hastalıkları Akciğerde harabiyete ve bağ dokusu artışına neden olan hastalıklar da akciğer kanseri için risk oluşturur. Bunlar içinde en önemlileri eskiden geçirilmiş olan tüberküloz (verem), zatürree ve fibrozistir. Kronik bronşiti olanlarda da kanser riski fazladır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Genetik Faktörler&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;    Akciğer kanseri genetik bir hastalık olmamakla beraber, kansere yatkınlık sağlayan bazı özellikler vardır. Mesela, sigara içenlerin hepsi değil %1-15 i akciğer kanserine yakalanmaktadır. Ayrıca, bazı ailelerde akciğer ve diğer kanserler daha sık görülebilmektedir. İzlanda da 1955-2002 yılları arasında akciğer kanseri olan 2756 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada akciğer kanserli kişilerin kardeşlerinde bu hastalığın görülme riski 3.5 misli, çocuklarında 3 misli, hala, dayı, amca, teyze, kuzen gibi yakınlarında ise 2 misli yüksek bulunmuştur. Son yıllarda yapılan araştırmalar, akciğer kanserinin ortaya çıkmasında genetik faktörlerin (onkogenler, tümör baskılayıcı genler ve DNA tamir genleri) çok önemli olabileceğini göstermektedir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-2359718131685612836?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/2359718131685612836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=2359718131685612836' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2359718131685612836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/2359718131685612836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/alkol-ve-sigara.html' title='Alkol ve Sigara'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFk4xgsAX4I/AAAAAAAAAvg/QxZktMvPyFo/s72-c/sigara_birak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-6950782364124366368</id><published>2008-06-17T02:18:00.000-07:00</published><updated>2008-06-17T02:33:35.222-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çocuk Saglıgı'/><title type='text'>Sünnet</title><content type='html'>Sünnet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Sünnet yaygın olarak dinsel inançlar ve gelenekler doğrultusunda yapılan bir uygulama olmakla beraber aslında sağlıkla doğrudan ilgili bir girişimdir. &lt;a href="http://saglik.tr.net/cocuk_sagligi_sunnet.shtml#baslik1"&gt;Sünnet Yararlı mı?&lt;/a&gt; &lt;a href="http://saglik.tr.net/cocuk_sagligi_sunnet.shtml#baslik2"&gt;Ne Zaman Yapılmalı?&lt;/a&gt; &lt;a href="http://saglik.tr.net/cocuk_sagligi_sunnet.shtml#baslik3"&gt;Sünnetin sakıncalı olduğu durumlar&lt;/a&gt; &lt;a href="http://saglik.tr.net/cocuk_sagligi_sunnet.shtml#baslik4"&gt;Sünneti Kim Yapmalı?&lt;/a&gt; &lt;a name="baslik1"&gt;&lt;/a&gt;Sünnet Yararlı mı? Sünnet yapılan erkeklerde bazı enfeksiyon hastalıkları ve kanserler sünnet olmayanlara göre daha az ortaya çıkar. Sünnet olan bebeklerde idrar yolu enfeksiyonu riski 20 kat azalır. Çünkü sünnet derisinin altında mikrop birikimi olmaz. Toplumumuzda sünnet, erkek çocuğun büyüdüğünün, olgunlaştığının kanıtlanması biçiminde yorumlanmakta, ona armağanlar verilerek bu olay kutlanmaktadır. Bu da sünnet olmanın çocuğa getirdiği ikincil bir kazançtır.&lt;a name="baslik2"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ne Zaman Yapılmalı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; Sünnet; çocuğun ruhsal yönden zarar görmemesi için ya iki yaşından önce ya da yedi yaşından sonra yapılmalıdır. 2-7 yaş arasında çocuğun cinsel organına yönelik bir uygulama iğdiş edilme korkusuyla önemli psikolojik zararlara yol açma tehlikesini taşır.&lt;a name="baslik3"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sünnetin sakıncalı olduğu durumlar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; Eğer çocukta hipospadias denilen idrar çıkış deliğinin penisin alt kısmına açılması durumu varsa, çocuğun cinsel organı çok küçükse ya da doğuştan başka bir bozukluk varsa, ileride yapılabilecek düzeltme ameliyatında sünnet derisi kullanılacağı için sünnet yapılmaması uygun olur.&lt;a name="baslik4"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sünneti Kim Yapmalı?&lt;/strong&gt; İdeal olan; sünnetin ürologlar ya da çocuk cerrahları tarafından yapılmasıdır. Ancak pratik uygulamadaki zorluklar ve bazı toplumsal gerçekler dikkate alınarak, sünnet konusunda eğitim ve sertifika sahibi hekim ve sağlık memurları da sünnet yapabilir. &lt;a name="baslik5"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yetkisiz kişilerce sağlık koşullarına uyulmadan yapılan sünnetlerden sonra bazı istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enfeksiyon:&lt;/strong&gt;Gerekli temizlik şartlarının sağlanamadığı evde ya da toplu olarak açık alanda yapılan sünnetlerde daha sık görülür. Böyle durumlarda gerekirse koruyucu ya da tedavi amaçlı antibiyotik kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanama:&lt;/strong&gt; En sık ortaya çıkan sorundur. Özellikle yeni doğan bebeklerde pıhtılaşma bozukluğuna bağlı kanama sorunlarının gelişmesini önlemek için ilk hafta içinde sünnet yapılacaksa doğumdan hemen sonra K vitamini enjeksiyonu yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Penis Başının Kesilmesi:&lt;/strong&gt; Kısmen ya da tümüyle olabilir. Kısmi kesiler daha kolay düzeltilebilir, ancak tam kesilerde önemli sorunlar yaşanabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nekroz:&lt;/strong&gt; Koter denilen elektrikli aletlerle yapılan sünnetlerden sonra yara iyileşmesi gecikebilir ya da deride nekroz (çürüme) olabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üretral Fistül:&lt;/strong&gt; Sünnet sırasında cinsel organın içinde bulunan idrar yolunun yaralanmasıdır. Cerrahi olarak düzeltilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sünnet Derisinin Yetersiz Kesilmesi:&lt;/strong&gt; Bu durumda sünnet ile amaçlanan görünüm sağlanamaz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sünnet Derisinin Fazla Kesilmesi:&lt;/strong&gt; Bu durumda dikilen deri parçaları gerileceğinden dikişler atabilir, iyileşme gecikir, yara izi gelişir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sünnetten Sonra Yapılan Bandajın Çok Sıkı Olması:&lt;/strong&gt; Mesanede idrar birikmesine, idrar yolu enfeksiyonuna ve böbrek hastalıklarına yol açabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-6950782364124366368?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/6950782364124366368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=6950782364124366368' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/6950782364124366368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/6950782364124366368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/snnet.html' title='Sünnet'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-6467104859223528355</id><published>2008-06-16T07:26:00.001-07:00</published><updated>2008-06-16T07:28:48.983-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saglıklı Yaşam'/><title type='text'>3 SAAT UYKU YETERLİ !</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFZ4RGaOw7I/AAAAAAAAAsA/GGxICtRLghM/s1600-h/hormonlar3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212485853901669298" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFZ4RGaOw7I/AAAAAAAAAsA/GGxICtRLghM/s320/hormonlar3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;3 SAAT UYKU YETERLİ !&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; İnsanların günde sadece üç saat uyuyarak düzenli bir hayat sürme ihtimali olup olmadığını araştıran bilim adamları, uykunun kimyasını etkileyen geni bulmayı başardı. Independent gazetesinin haberine göre bu keşif, bazı insanların gece geç saatlere kadar uyanık kalabilmelerinin sebebini genler yoluyla açıklamış oluyor. Gen, potasyum iyonlarının beynin uykuyu da idare eden kritik bölgelerine akışını düzenleyen biyokimyasal kanalları kontrol ediyor. Araştırmacılar bu keşfin, uykunun kimyasal temelini anlamada büyük yararlar sağlayacağını ve bu sayede etkili uyku ilaçları geliştirilebileceğini umduklarını belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çığır açacak&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Wisconsin-Madison Üniversitesi bilim adamları, Nature dergisinde yayımlanan araştırmayla birlikte, ilk kez tek bir genin uyku üzerindeki etkisinin kanıtlandığını dile getiriyor. Uzmanlar, bu araştırmanın beynin kimyasal yapısını değil beyindeki potasyum kanallarını etkileyecek yeni bir bileşim oluşturma imkanı sunduğunu ifade ediyor. Projeyi yürüten bilim adamları, vücutta bulunan bu gen sayesinde uzun uykuya olan ihtiyacın da ortadan kaldırılabileceğini öne sürüyor. Araştırma sonucuna göre, meyve sinekleri de tıpkı insanlar gibi günde altı ila on iki saat uykuya ihtiyaç duyuyor. Yeteri kadar uyuyamadıklarında tıpkı insanlar gibi stres belirtileri gösteriyor. Ancak bir genlerinde yapılan değişiklikle sinekler birkaç saatlik uykuyla bile günlerini stressiz geçirebiliyor. Bununla beraber, az uyuyan sinekler normal sinekler kadar uzun yaşamıyor. Yapılan testlerde, bu sineklerin normal sineklerden farklı hareket etmediklerinin ortaya çıkması üzerine bilim adamları sonuçların insanlara da uyarlanma ihtimalini gündeme getirdi. Projeyi yürüten bilim adamları, insanların da aynı tür genlere ve potasyum kanallarına sahip olduğunu belirterek potasyum kanallarının denetim altında tutularak, uzun uykuya olan ihtiyacın da ortadan kaldırılabileceğini ileri sürdü.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-6467104859223528355?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/6467104859223528355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=6467104859223528355' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/6467104859223528355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/6467104859223528355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/3-saat-uyku-yeterli.html' title='3 SAAT UYKU YETERLİ !'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFZ4RGaOw7I/AAAAAAAAAsA/GGxICtRLghM/s72-c/hormonlar3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-6570232099368685194</id><published>2008-06-16T07:20:00.000-07:00</published><updated>2008-07-13T14:34:01.765-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saglıklı Yaşam'/><title type='text'>AKUPUNKTUR</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFZ3cchPbUI/AAAAAAAAAr4/e1oqbba4kjA/s1600-h/akupunktur.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212484949303586114" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFZ3cchPbUI/AAAAAAAAAr4/e1oqbba4kjA/s320/akupunktur.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;AKUPUNKTUR&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Akupunktur, birçok hastalığın tedavisinde kullanılan oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Yaklaşık 5000 yıl önce, Çin’de yaşayan Uygur Türkleri tarafından bulunmuştur. Acus (iğne), puncture (batırmak) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Çin’de ise iğnenin kendisi ve döndürülerek ısıtılması sebebiyle iğne ve ısı anlamına gelen “chen jiu” kelimeleri ile ifade edilir.&lt;br /&gt;Akupunktur, organizmanın kendi kendini tedavi ettiği bir metottur ve en önemli özelliği yan etkisinin olmamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İğneler; altın, gümüş, bakır ve paslanmaz çelikten yapılır. Hastalığın ve kişinin özelliklerine göre metalin türü seçilir.&lt;br /&gt;Akupunktur tedavisinde etkili olan en önemli unsur, iğnenin kendisi değil, yeri ve özelliği belli olan vücut yüzeyindeki giriş noktalarıdır. Eğer bu noktalar doğru bir şekilde uyarılmaz ise iğneyi batırmanın bir etkisi olmaz. Akupunktur’un asıl amacı önce noktayı uyarmaktır. Bu uyarma işlemi iğne, parmaklar ve lazer ile yapılabilir. Bu yöntemlerin hepsi tedavi edicidir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Akupunktur organizmanın kendi kendini tedavi ettiği bir metottur ve en önemli özelliği yan etkisinin olmamasıdır. &lt;strong&gt;Bu tedavi metodunu üç ana başlık altında toplayabiliriz&lt;/strong&gt;:&lt;br /&gt;*Çeşitli hastalıkların tedavisi&lt;br /&gt;*Analjezi-anestezi&lt;br /&gt;*Alışkanlık tedavisi&lt;br /&gt;Özellikle Uzakdoğu ülkelerinde kullanılan ilaçsız tedavi yöntemi akupunktur, Türkiye’de de hızla yaygınlaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;AKUPUNKTUR TEDAVİ YÖNTEMLERİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Vücut Akupunkturu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Akupunktur tedavisinde sırt, boyun, el, kulak ve vücudun diğer bölümleri kullanılır. Vücuttaki belirli akupunktur noktalarına iğneler yardımıyla yapılan uyarılar vücudun hemen her bölgesine iletilir. Bu iletilen uyarılar, akupunktur noktalarından sinir sistemine ve son olarak da beyne ulaşır. Beyin de bu uyarıyı gerekli bölgeye ulaştırır ve akupunktur uygulanan bölgedeki enerji dengesi düzelir. Böylece hastalık da ortadan kalkmış olur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Lazer Akupunkturu:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bazı hastalıkların tedavisinde veya hastanın tercihi doğrultusunda iğne yerine lazer kullanılmaktadır. Bu yöntemde uyarı yapılacak bölgeye lazerle uyarı uygulanmaktadır. Özellikle ameliyat ve kazalardan sonra kalan izleri yok etmek konusunda oldukça başarılı bir yöntemdir. Ayrıca çocuklar için iğne yerine sıkça lazer kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tıbbi Masaj:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Günlük yaşamın veya iş hayatının yarattığı stresten ve var olan bazı rahatsızlıklardan kurtulmak için akupunktur tedavisi ile birlikte veya ayrı olarak uygulanabilir. Tıpkı, akupunkturda olduğu gibi bu tedavi de vücudun kendi kendisini onarmasına yöneliktir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;Bölgesel Zayıflama:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Bölgesel zayıflama ve selülit tedavisi için kullanılan corpus line yöntemi, birbirini tamamlayan üç tekniğe dayanır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. İyonoferez:&lt;/strong&gt; Dokularda birikmiş olan yağları su içerisinde eriterek dokunun yapısında bulunan suyu serbest bırakmak amacıyla yapılır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Kas Sıkıştırma:&lt;/strong&gt; Selülitli doku altında bulunan kasların uygun bir Elektro Sitimülasyon’a tabi tutulmalarını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Aktif Drenaj:&lt;/strong&gt; Bu teknikle iyonoferez uygulandıktan sonra selülite neden olan dolaşım bozukluğunu gidermektedir.&lt;br /&gt;Bölgesel zayıflama ya da selülit tedavisinde bir kür ortalama 10 seanstır. Ancak bu, tedavi gören kişinin yapısına göre 15-20 seansa da çıkabilir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-6570232099368685194?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/6570232099368685194/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=6570232099368685194' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/6570232099368685194'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/6570232099368685194'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/saglkl-yaam.html' title='AKUPUNKTUR'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFZ3cchPbUI/AAAAAAAAAr4/e1oqbba4kjA/s72-c/akupunktur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-4606387221228846517</id><published>2008-06-16T07:03:00.001-07:00</published><updated>2008-06-16T07:15:20.148-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaplıcalar ve İçmeler'/><title type='text'>Kaplıcalar ve İçmeler</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFZy2RAlO3I/AAAAAAAAArw/_hmPQvMOnyQ/s1600-h/kaplica.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212479895332273010" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFZy2RAlO3I/AAAAAAAAArw/_hmPQvMOnyQ/s320/kaplica.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;AFYON-GAZLIGÖL TERMAL TURİZM MERKEZİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Afyon-Eskişehir karayolu ve demiryolu güzergahları üzerinde olup Afyon’a 22 km. mesafede. Suyun sıcaklığı: 40-71 derece. Romatizmal, kalp ve dolaşım sistemi, böbrek ve idrar yolları, karaciğer-safrakesesi, sindirim sistemi, metabolizma bozuklukları, kemik ve kireçlenme ve cilt hastalıklarına karşı iyi geldiği belirtiliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;AFYON-ÖMER VE GECEK TERMAL TURİZM MERKEZİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;  Afyon-Kütahya karayolu üzerinde bulunan merkezin Afyon’a uzaklığı 15 km. Suyun sıcaklığı 51-98 derece. Romatizmal, deri, kalp ve kan dolaşımı, sindirim, eklem ve kireçlenme, karaciğer, safrakesesi, beslenme bozukluğu, sinirsel ve kadın hastalıklarını tedavi amacıyla tercih ediliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;AFYON-SANDIKLI-HÜDAİ TERMAL TURİZM MERKEZİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ege Bölgesinde yer alan merkez, Sandıklı İlçesi’ne 7 km. ve Afyon’a 66 km. mesafede. Suyun sıcaklığı 70 derece. Romatizmal hastalıklar, ağrılı sendromlar, kalp ve kan dolaşımı hastalıkları, eklem-kireçlenme rahatsızlığı, sinir ve kas yorgunluğu, sinirsel hastalıklar, kadın hastalıkları tedavileri için gidiliyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;ANKARA-KIZILCAHAMAM TERMAL TURİZM MERKEZİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ankara’nın Kızılcahamam İlçesi’ndedir. Suyun sıcaklığı büyük kaplıca kaynağında 47 derecedir. İçme kürleri: Karaciğer, safra kesesi, mide, bağırsak ve metabolizma hastalıkları. Banyo kürleri: Kalp, dolaşım bozuklukları, romatizma.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffcc;"&gt;BALIKESİR-GÖNEN TERMAL TURİZM MERKEZİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Balıkesir’in Gönen İlçesi’nin hemen yanında, Gönen çayı kenarındadır. Suyun ısısı 52 derecedir. İçme kürleri: Karaciğer, safra yolları, böbrek fonksiyonları. Banyo kürleri: romatizma, kırık sekelleri, ağrılı ve iltihaplı kadın hastalıkları, kalın bağırsakların ağrılı, spastik iltihapları, damar sertliği, nörolojik ve vasküler komplikasyon sekelleleri ve nekahet dönemleri&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-4606387221228846517?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/4606387221228846517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=4606387221228846517' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/4606387221228846517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/4606387221228846517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/kaplcalar-ve-imeler.html' title='Kaplıcalar ve İçmeler'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SFZy2RAlO3I/AAAAAAAAArw/_hmPQvMOnyQ/s72-c/kaplica.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-101937717616967642</id><published>2008-06-15T07:42:00.000-07:00</published><updated>2008-06-15T07:44:56.489-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erkek Saglıgı'/><title type='text'>ERKEK SAGLIGI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Erkek Tipi Saç Dökülmesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Erkek tipi saç dökülmesi saçta androjenlerin etkilerine karşı kalıtsal bir duyarlılık nedeniyle oluşur. İnsanlardaki, özellikle erkeklerdeki saç dökülmelerinin %95 gibi büyük bir bölümünü oluşturur. Beyaz ırkta diğer ırklara göre daha fazla görülmektedir. Tüm erkeklerin üçte ikisinde klinik olarak gözlenen bir erkek tipi saç dökülmesi olduğu varsayılmaktadır. Erkek tipi saç dökülmesi klinik olarak ilerleyen yaşla birlikte giderek artan bir seyir gösterir. 20 yaştan sonra başlayan alın-saç çizgisinin giderek önden arkaya doğru ilerlediği ve açılma alanlarında dağınık, seyrek saçlar bulunduğu görülür. Saç foliküllerinin ilerleyen biçimde minyatürleşmesi sonucunda kafa derisinde gözle görülür saç dökülmesi ortaya çıkar. Saçlı deride testosteronun dihidrotestosterona dönüşümündeki hızlanma ve dihidrotestosteron miktarının artışı normal saç kıllarının, büyümeyen cılız vellüs tipi kıllara dönüşümünü sağlar.&lt;br /&gt;       Testosteronun dihidrotestosterona dönüşümünü sağlayan enzim redüktaz enzimi olup, muhtemelen erkek tipi saç dökülmesinden birincil olarak sorumludur. Günümüzde erkeklerin en önemli kozmetik problemi olan erkek tipi saç dökülmesi nin önlenmesi veya giderilmesi ile ilgili araştırmalar insanlık tarihi kadar eskidir. Piyasada yüzlerce bitki ve yosun ekstrelerinden hazırlanan çeşitli losyon, şampuan ve haricen kullanılan karışımların yaygın olarak kullanıldığı erkek tipi saç dökülmelerinde etkinliği bilimsel olarak gösterilebilmiş sadece iki preparat mevcuttur. Bunlardan ilki antihipertansif bir ilaç olan minoxidilin %2 ve %5'lik solüsyon şeklindeki formları erkek tipi saç dökülmelerinde kullanılabilir. Etki mekanizması kesin olarak bilinmemekle birlikte saçlı derideki kan akımını arttırarak saç gelişimini sağladığı ileri sürülmektedir. Erkek ve kadın hastalarda da kullanılabilen minoxidil, topikal formlarda oldukça güvenli bir ilaçtır. Nadiren görülen kan basıncı düşmesi, saçlı deride irritasyon, kızarıklık, yanma, &lt;a class="es" title="Kaşıntı isimli hastalık hakkında bilgi almak için tıkayınız." href="http://www.saglikkutuphanesi.com/hastaliklar/Kaşıntı.htm"&gt;kaşıntı&lt;/a&gt; ve kuruluk istenmeyen yan etkileri arasındadır. Son yıllarda geliştirilen ve erkek tipi saç dökülmelerinde oldukça etkili olduğu bildirilen bir diğer ajan ise finasterid etken maddeli ağız yoluyla alınan bir ilaçtır.Tip II -redüktaz enzimini inhibe ederek, testosteronun dihidrotestosterona dönüşmesini engelleyerek serum ve saçlı derideki dihidrotestosteron düzeyini azaltır. Günlük 1 mg. dozda finasterid'in 2 yıldan uzun süren klinik çalışmalarda saç dökülmesini durdurduğu veya yavaşlattığı ve saç büyümesini arttırdığı gözlenmiştir. Tedaviye başlandıktan itibaren 3. ayda iyileşmenin gözlendiği ilaç tedavisi sırasında yapılan çalışmalarda ciddi bir yan etki oluşmadığı bildirilmektedir. Tedavi sırasında %1-2 oranında ortaya çıkabilecek cinsel isteksizlik, erektil disfonksiyon ve ejekülat volumünün azalması dışında yan etki gözlenmemekte ve istenmeyen tüm etkilerin geri dönüşümlü olduğu vurgulanmaktadır. Finasterid gebe ve gebe olma olasılığı olan kadınlarda kontrendikedir. Ayrıca yapılan çalışmalar finasteridin erkek tipi saç dökülmesi olan postmenapozal kadınlarda etkisiz olduğunu göstermiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-101937717616967642?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/101937717616967642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=101937717616967642' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/101937717616967642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/101937717616967642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/erkek-sagligi.html' title='ERKEK SAGLIGI'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-1495149258986009161</id><published>2008-06-02T04:15:00.000-07:00</published><updated>2008-06-03T23:54:09.780-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Göz Saglıgı'/><title type='text'>Güneş Gözlükleri ve Koruyucu Camların Özellikleri</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Güneş Gözlükleri ve Koruyucu Camların Özellikleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Güneş kaynaklı ve İnsan için(özellikle cilt ve göz) zararlı ışınlar, UV(Ultraviole), daha küçük dalga boyundaki ışınlar ve IR(lnfra red) denilen daha büyük dalga boyundaki ışınlardır. Küçük dalga boyundaki ışınlar radyasyon etkisi, büyük dalga boyundaki ışınlar ise termik(lsı) etki ile organizmaya zarar verirler. Güneşten yayılan ışınların dalga boyu, 400-800 nanometre arasında bir dağılım gösterir. Atmosfer, zararlı ışınların büyük bir kısmını filtre etmesine rağmen, yine de gün ışığında göze zarar verecek derecede UV ve IR ışını vardır. Özellikle son yıllarda üzerinde sıkça durulan ozon tabakasının incelmesiyle dünyaya daha fazla zararlı ışının ulaşması, İnsan sağlığı üzerindeki tehditleri de artırır hale gelmiştir. UV ışınlarından UV -B, önlem alınmadığında cilt yanıkları oluştururken, UV -A ve özellikle UV -C gözler için zararlı olmaktadır.&lt;br /&gt;Böyle bir durumda yukarıda bahsedilen zararlı ışınlardan gözlerimizi korumak, ideal bir güneş gözlüğü ile mümkün olacaktır. İdeal bir güneş gözlüğü Camı, UV ve IR ışınlarını etkili oranlarda absorbe ederek (emerek), bunların göze zarar vermesini engeller. Ayrıca göze ulaşan ışık tayfını kontrastı artıracak şekilde filtre ederek, görüşü de artırırlar. Özellikle açık renkli göze sahip insanlar(mavi, yeşil gözler gibi) bu konuda daha hassastır. Çünkü gözdeki pigmentler, göze giren ışınların indirgenmesini ve etkisinin aza1masını sağlarlar. Ayrıca bazı göz hastalıkları, gözün güneş ışınlarından daha fazla etkilenmesine neden olur. (Allerjik konjonktivit, kuru göz, retinitis pigmentoza, albinizm gibi)&lt;br /&gt;Genellikle iyi güneş gözlükleri, zararlı ışınların %75-80'ini absorbe ederler. Hatta bazıları tam bir koruma sağlayarak, neredeyse % 1 00 oranında absorbsiyon sağlarlar. Ayrıca termik etki oluşturan IR ışınlarını da absorbe ederek, gözlük camı ile göz arasında ısı oluşmasını da engellerler.&lt;br /&gt;Güneş gözlüğü camının gözde tam koruma sağlayabilmesi için, üstten, yandan ve yansıyan ışınlardan da koruyacak şekilde dizayn edilmiş olması uygun olacaktır. Estetik amaçla, yüzden uzakta kalan camlar yeterli koruma sağlamayabilirler.&lt;br /&gt;Güneşe uzun süre maruz kalma gözün ön dokularına(komea, konjonktiva) zarar verebilirken, güneş ışığına direkt bakma(güneş tutulmalarında olduğu gibi) görme tabakasına ciddi boyutlarda zarar verir. Merkezi görmeyi oluşturan ağ tabakanın makula denen kısmında yanıklar oluşabilir ve bu durum kalıcı görme aza1masıyla sonuçlanır .(Fototoksisite)&lt;br /&gt;Güneş gözlüğü seçilirken yukarıda sayılan özelliklere dikkat etmek uygun olacaktır. Aksi halde herhangi bir yerden(İşporta gibi) elde edilen herhangi bir gözlük, yeterli göz koruması sağlamadığı gibi, zararlı da olmaktadır. UV koruması sağlamayan gelişigüzel renkli bir cam, pupillada(göz bebeği) genişlemeye ve ağ tabakaya daha fazla zararlı ışın geçişine neden olur.&lt;br /&gt;Tüm bu anlatılanlardan da, anlaşılacağı üzere güneş gözlüğü seçimi dikkat gerektiren, bizlerin daha çok ilgilendiği estetik uygunluk dışında, göz sağlığını büyük ölçüde etkileyen ciddi bir iştir. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-1495149258986009161?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/1495149258986009161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=1495149258986009161' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/1495149258986009161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/1495149258986009161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/gz-saglg.html' title='Güneş Gözlükleri ve Koruyucu Camların Özellikleri'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-8064616491033490721</id><published>2008-06-01T13:12:00.000-07:00</published><updated>2008-06-03T23:54:56.974-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kulak Burun ve Bogaz Hastalıkları'/><title type='text'>Horlama Hastalıgı</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;HORLAMA HASTALIGI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal erişkin inanların en az %45'i zaman zaman horlamaktadır. Bu şikayet %25'inde sürekli bir haldedir. Harlama problemi en sık şişman erkeklerde görülür ve yaşla birlikte her geçen gün artar. 300 den fazla firma horlamaya karşı cihaz geliştirmiştir. Bazı modeller pijama arkasına tenis topu yapıştırmak gibi eski bir modelin modifikasyonlandır (sırt üstü yatarken horlama daha çok artar). Çene ve boyun askıları, boyunluklar ve ağız içine yerleştirilen cihazlar hiçbir yarar sağlamamıştır. Horlama sesi ile çalışıp hastayı uyandıran elektronik cihazlar bulunmuştur. Bütün bunlar hastanın horlamadan uyuma alıştırmaları olarak düşünülmüştür. Ancak maalesef horlama kişinin kontrolünde olmayan bir problem olup tüm bu cihazlar hastayı sadece uyutmamaya yöneliktir.&lt;br /&gt;&lt;a name="HORLAMANIN NEDENİ NEDİR?"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;HORLAMANIN NEDENİ NEDİR?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağız ve burun arkasındaki hava yolunda darlık olduğunda ortaya çıkan gürültü biçiminde ki sese horlama denir. Dilen arkası ve yumuşak damak ve küçük dilin olduğu kısmın genizle birleştiği bölge kendiliğinden daralabilen bir bölgedir. Bunlar birbirleri üstüne geldiğinde solunumla birlikte titreşmekte ve horlama ortaya çıkmaktadır. Horlayan biri aşağıdaki problemlerden en az birine sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Dil ve boğaz kasları gerginliği azalmıştır. Gevşek kaslar sırt üstü yatınca dilin boğaz arkasına doğru kaymasına engel olamaz. Bu olaş alkol ya da ilaç alarak gevşemiş birinin uykusunda kas kontrolünün kaybolması ile ortaya çıkar. Bazı insanlarda uykunun derin fazında gevşemeye bağlı olarak yine horlama görülebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Boğazdaki dokuların aşın büyük olması. Büyük bademcik ve geniz eti çocuklarda en sık rastlanan horlama sebebidir. Şişman insanlarda kalın boyun dokusu sebep olarak gösterilir. Kist ve tümörlerde nadir olarak bu yolla horlama yapabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. yumuşak damak ve küçük dilin aşın sank ve uzun olması boğaza doğru hava yolunu daraltır. Hava yoluna sarktığı için bir valv gibi horlamaya neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. burun tıkanıklığı olan kişi havayı almak için genizde aşın vakum yaratır. Bu vakum boğazda kollabe olabilen dokuları hava yoluna doğru çeker. Böylelikle burun açık iken horlamayan kişide horlama görülmeye başlar. Bu durum neden bazı kişilerin sadece alerjik dönemlerde veya grip, sinüzit olduğu zamanlarda horladığını izah etmektedir. Burun deformasyonları bu tip burun tıkanıklığı nedenleri olarak bilinir. Deviasyon burun orta bölmesinin yan taraflara taşması olarak tanımlanır. Burun içi deformasyonları içinde en sık rastlanılandır.&lt;br /&gt;&lt;a name="HORLAMA CİDDİ BİR SORUN MUDUR?"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;HORLAMA CİDDİ BİR SORUN MUDUR?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sosyal olarak evet! Bu aile yaşamında ciddi bir şekilde tehdit eder. Horlayan kişi alay konusu olur. Ailenin diğer bireyleri için uykusuz gecelerin sorumlusu tutulur. Horlayan kişi tatil ve iş gezilerinde istenilmeyen oda arkadaşı olur. Tıbbi olarak evet! Kişinin kendine verdiği zarar daha büyüktür. Dinlenilmeden geçirilen geceler vardır. Aşın horlayan kişilerde yüksek tansiyon horlamayan kişilere göre daha sık görülür. Horlamanın en ağır formu "tıkayıcı tipte horlama hastalığıdır." "uyku apnesi" olarak bilinen bu hastalıkta şiddetli horlama nefessiz kalınan bir dönemle kesilmektedir. Bu sırada solunum tam durmuştur. 10 saniyenin üzerindeki nefessiz kalma nöbetlerinin bir saat içinde 7'den fazla görülmesi yaşamı ciddi şekilde tehdit eder. Bu duruda doktorunuzun size bir uyku merkezinde inceleme yapılmasını önerecektir. Apneli (nefesin kesilmesi) hastalarda saatte 30-300 defa tıkanmalara rastlanılmaktadır. Böylelikle uykuda kan oksijen düzeyi aşın oranda düşer. Oksijenin düştüğü bu dönemde kalp kanı daha çok pompalamak zorundadır.&lt;br /&gt;Bir süre sonra kalp ritmi bozulurken, yıllar içinde yüksek tansiyon ve kalp büyümesi yerleşir. Tıkayıcı tipte horlama hastalığı olan kişiler uykularının çok az bir kısmında derin uyku fazına geçebilmektedirler. Derin faz gerçek dinlenme için tek yoldur. Dinlenmeden geçirilen gecenin gündüzü uykulu, yorgun ve verimsiz geçecektir. Araba kullanırken ya da iş başında uyuklamalar görülecektir.&lt;br /&gt;&lt;a name="HORLAMA TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;HORLAMA TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;? Horlamanın bir çok tipi tedavi edilebilir. Erişkin horlayan kişiler için aşağıda sıralana önerilere uyulmalıdır.&lt;br /&gt;1. İyi bir adale tonu su kazanmak için sportif bir yaşam biçimi seçilmeli.&lt;br /&gt;2. Horlayan kişiler uyku ilaçları, sakinleştirici ve antihistaminik denilen alerji ilaçlarını uykudan önce almamalı.&lt;br /&gt;3. Uykudan 4 saat önce alkol almaktan sakınmalı.&lt;br /&gt;4. Uykudan 3 saat önce ağır yemekten sakınmalı.&lt;br /&gt;5. Aşın yorgunluktan sakınmalı&lt;br /&gt;6. Uykuda yana yatmak tercih edilmeli&lt;br /&gt;7. Yatağınızın başı daha yukarıda olmalı (10 cm.)&lt;br /&gt;8. Evde horlamayan kişilerin sizden önce uykuya geçmeleri için onlara süre tanıyın. Horlama kişi ve ailesi için zararlı hale geldiğinde uzman doktorunuz ile görüşmeniz uygun olacaktır.&lt;br /&gt;Bu özellikle uyku sırasında nefes alamama problemi olduğunda (yüksek sesli horlama nefessiz kalma dönemi ile kesilmektedir.) doktorunuza baş vurmanız daha da önem kazanmaktadır. Horama hastasının burun, ağız, boğaz ve boynunun detaylı muayenesi yapılmalıdır. Horlamanın boyutu ve horlayan kişinin sağlığını belirlemek açısından uyku laboratuarı çalışmaları değerlidir.&lt;br /&gt;Tedavi şüphesiz tanıya dayanır. Bu alerji veya enfeksiyon tedavisi gibi basit ya da bademcik, geniz eti veya burun bozukluklarının cerrahi gerektirir biçimdedir. Horlama- nefessiz kalma hareketli dokuların sabitleştirilmesi ve hava yolunun daha genişletilmesini sağlayan horlama ameliyatlarından uvulopalatofarengoplasti ameliyatı (UPPP) adı verilmektedir. Lazer'in kullanıldığı laser-assisted uvulopalatoplasti (LAUP) lokal anestezi ile yapılabilen bir başka ameliyattır. Yine son zamanlarda geliştirilen Radyo frekans cihazıyla da horlamaya neden olan hava yolu daralmalarını bu bölgelere uygulanan radyo dalgaları sayesinde küçültülmesi lokal anestezi altında yapılabilen bir müdahaledir. Uygun vakalarda ayaktan uygulanabilecek bir yöntemdir. Cerrahinin çok boğaza riskli veya hasta tarafından istenilmediği durumlarında boğaza basınçlı hava veren maske takarak (CPAP) uyuyabilir. Kronik olarak horlayan her çocuk KBB uzmanı tarafından detaylı olarak muayene edilmelidir. Bademcik ve geniz eti ameliyatının gerekli olduğu durumlarda cerrahi müdahale çocuk sağlığına ve gelişimine çok önemli yararlar ağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Unutmayın: horlama nefes almanın tehlikeli biçimde kesilmesidir. Horlama komik değildir, umutsuz hiç değildir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-8064616491033490721?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/8064616491033490721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=8064616491033490721' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8064616491033490721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8064616491033490721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/06/kulak-burun-ve-bogaz.html' title='Horlama Hastalıgı'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-7691326803261210012</id><published>2008-05-29T05:52:00.001-07:00</published><updated>2008-06-03T23:55:44.379-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beslenme'/><title type='text'>Kurban Bayramında Et Tüketimine Dikkat</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SD6nGiSMdpI/AAAAAAAAAXA/LpuLV84rndQ/s1600-h/122007-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205781950011045522" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SD6nGiSMdpI/AAAAAAAAAXA/LpuLV84rndQ/s320/122007-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;KURBAN BAYRAMINDA ET TÜKETİMİNE DİKKAT&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kurban Bayramının gelmesiyle birlikte sindirimi en zor besinlerden biri olan etin tüketimi artacaktır. Özellikle yağlı etlerin, kolesterol ve doymuş yağ oranı yüksek olduğu için yüksek tansiyonu,şeker hastalığı ve kalp/damar hastalığı bulunan kişilerin Kurban Bayram’da az yağlı veya yağsız etleri tercih etmeleri ve tüketimde aşırıya kaçmamaları sağlıklıkları açısından uygun olacaktır. Kronik hastalıkları olan ve risk grubunda bulunan kişiler için kurban bayramı tehlikeli olabilmektedir. Kalp/Koroner arter hastaları, şeker hastaları,tansiyon hastaları ve böbrek hastaları risk altındadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Fazla Et Yenmesinin Zararları nelerdir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Etin içeriğinde; doymuş yağları bulundurması sebebi ile aşırı miktarlarda tüketilmesi kan yağlarının yükselmesine bağlı olarak Kalp ve Damar hastalıklarına sebep olabilir. Fazla tüketim sonucunda kan basıncı artacağından dolayı tansiyon yüklenmesi gerçekleşebilir. Et, sindirimi zor olan bir besin öğesidir. Bu nedenle de aşırı miktarlarda et tüketimi sindirimi güçleştireceğinden mide problemi olan kişilerin aşırı miktarlarda et tüketmesi sakıncalıdırEtin kavurma ve kızartma yöntemi ile pişirilerek yenilmesi mide asidini arttırarak kabızlık gibi rahatsızlıklara neden olacaktır. Kırmızı et, aşırı tüketilmesi halinde vücutta fazla demir yüklenmesine neden olacaktır. Ancak fazla demir oranı vücuttaki kalsiyumun idrarla birlikte atılmasına neden olacaktır. Yine aşırı et tüketilmesi, şişmanlık,insülin ve metabolizma dengesi bozulacağından diyabet gözlenebilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu sebeplerden dolayı;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Aşırı et tüketiminden kaçınılması,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Et tüketimi ile birlikte sebze tüketimine ağırlık verilmesi, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Etlerin yağlı kısımlarının tüketilmemesi ayrıca iç yağların yemeklerde kullanılmaması,sağlıklı beslenme açısından dikkat edilmesi gereken unsurlardır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kurban Eti Kesildikten Ne Kadar Sonra Tüketilmelidir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Kurban Bayramında yeni kesilmiş etlerin tüketimine dikkat edilmelidir çünkü yeni kesilmiş etlerin sert oluşu sindirimi zorlaştıracaktır. Yeni kesilmiş olan etlerin pişirilmesi oldukça güçtür. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu sebeplerden dolayı kurban eti kesildikten hemen sonra tüketilmemelidir. Etlerin buzdolabında en az 24 saat bekletilip uygun pişirme yöntemleri kullanılarak tüketilmesi mide ve bağırsak sağlığı için uygun olacaktır.Ayrıca etler buzlukta birkaç hafta boyunca saklanılabilir.Eti &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Uygun Pişirme Yöntemleri Nelerdir?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Etin tüketim miktarı kadar pişirme yöntemlerinin de önemi vardır. Etlerin kızartılması ve kavurması besin öğelerinde kayıplara sebep olabileceği gibi fazla miktarda yağ tüketilmesine ve sağlık sorunlarının oluşmasına yol açabilmektedir. Bu sebepten dolayı etlerin haşlama, buğulama veya ızgara şeklinde pişirildikten sonra tüketilmesi yararlı olacaktır. Izgarada direkt ateşe maruz ve çok pişirilerek yanma noktasına gelen etlerde kanserojen maddeler oluşmaktadır. Oluşan bu kanserojen maddeler vücudumuzun hücre yapısında değişikliklere neden olurlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Kurban Eti Nasıl Saklanmalıdır?&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kurban etleri, birer tüketimlik halinde buzdolabı poşetine konularak kaldırılmalıdır. 0-2 santigrat derecede 3-5 gün, buzlukta birkaç hafta, -18 derecede ise 3 ay saklanabilir. Donmuş etler buzdolabı gibi soğuk yerlerde çözdürülmelidir. Ancak et çözdürüldükten sonra tekrar dondurulması tehlikelidir. Çözdürme sırasında et üzerindeki mikro organizmaların üremesine neden olacaktır. Tekrar dondurulan et üzerinde üreyen mikro organizma miktarı artar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaynak:www.doganhastanesi.com&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-7691326803261210012?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/7691326803261210012/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=7691326803261210012' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/7691326803261210012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/7691326803261210012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/05/beslenme.html' title='Kurban Bayramında Et Tüketimine Dikkat'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SD6nGiSMdpI/AAAAAAAAAXA/LpuLV84rndQ/s72-c/122007-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5601979419648818470.post-8072040699031141662</id><published>2008-05-28T10:03:00.000-07:00</published><updated>2008-06-03T23:56:20.832-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Saglık'/><title type='text'>Cinsel Yaşamı Yok Eden Faktörler</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SD2RDCSMdoI/AAAAAAAAAW4/NZHxl_Jbsrk/s1600-h/cinsell.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205476225648981634" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SD2RDCSMdoI/AAAAAAAAAW4/NZHxl_Jbsrk/s320/cinsell.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;CİNSEL YAŞAMI YOK EDEN FAKTÖRLER&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İşte ilişkiyi çıkmaza sokan ve &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; hayatı keyifsizleştiren nedenlerden bazıları..Uzmanlara göre çiftler &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; sorunlar nedeniyle &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişkiye ilgilerini kaybedip, &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; hayatlarında keyifsizlik yaşıyorlar. Bu sorunlara katkıda bulunan faktörler arasında çok fazla alkol; bazı ilaçlar ve kontrol altında olmayan tıbbi sorunlar; yorgunluk ve iyileşme stresi, korku, evlilik çatışmaları, önceki &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; sorunlar, ailevi, hukuki ya da mali sorunlar veya depresyon ya da diğer stresler geliyor. Kadınların &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; yaşamını keyifsiz kılan sorunların başında ağrılı &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişki geliyor. Ağrılı &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişki yani “&lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with disparoni" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/disparoni" rel="tag"&gt;disparoni&lt;/a&gt;” organik ve yüzeysel nedenlerden oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;YÜZEYSEL NEDENLER&lt;/strong&gt;Vajina girişindeki ve içindeki iltihaplar, vajinanın kayganlığını sağlayan bezlerin iltihabı ciddi ağrılara yol açıyor ve &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişkiyle bu ağrı artıyor. Travmatik faktörler, düşmeye bağlı tahriş &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişkide ağrıya neden oluyor. Kadınlarda vaginal sıvı yeterli olmayabilir ve bu ilişkiyi ağrılı hale getirebilir. Bazı kadınlar &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; olarak uyarılmayabilirler (frijidite).&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;DERİN DİSPARONİ&lt;/strong&gt; Alt karın bölgesinde rahmi ve rahmin arka boşluğunu ve tüpleri etkileyen hastalıklar nedeniyle ortaya çıkabilir. Enfeksiyonlar, daha önce karın içinde geçirilen ameliyatlara bağlı karın içi yarıklar da ağrı nedenidir. Yumurtalıklardaki kistler, rahimdeki saplı miyomlar, karın zarı altındaki miyomlar da derin ağrıya neden olur. &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;Cinsel&lt;/a&gt; ilişkinin başlangıcında ağrı olmasa bile ilişkinin ritmine bağlı olarak ağrı artar. Rahim boynundaki ve vajinaya doğru uzanan miyomlar ise &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişki sırasında kanamaya yol açar. Rahim boynundaki kanserlerde de &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişkide kanama meydana gelir. Bu yüzden ağrılı &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişki doktora başvurulması için çok önemli faktördür. Nedeninin kesinlikle belirlenmesi gereklidir. Historektomi, apandist ameliyatları ağrılı &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişkiye neden olmazlar. Ancak ameliyatın kalitesiyle ilgili bir sorun söz konusuysa, ameliyattan sonra yara izi kalmışsa &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişkide ağrı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;BULAŞICI HASTALIKLAR&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Genital herpes, bel soğukluğu, AIDS… Bu hastalıkların tedavi edilmediği takdirde kısırlıktan iç organ iltihabına, erken doğumdan anne karnındaki bebeğin ölümüne kadar pek çok ciddi sorun doğuruyor. Üstelik bazıları sadece &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişkiyle değil, yakın beden teması, öpüşmeyle bile geçebiliyor. Kimi hastalıklar ağrı, akıntı, idrar yaparken yanma gibi belirtiler verirken, kimileri ise sinsi sinsi ilerliyor. Bu hastalıkların fiziksel şikayetleri &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; yaşamı da keyifsiz hatta imkansız kılıyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İLAÇLAR YOL AÇABİLİR&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Erkek cinselliğini etkileyen nedenlerin başında fiziksel olanlar geliyor. Özellikle belli bir yaştan sonra kalp sorunları için kullanılan birçok ilaç &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; isteği ve performansı etkiliyor. Bu ilaçlar arasında: Hipertansiyon ilaçları; idrar söktürücü ilaçlar; Trankilizanlar; antidepressanlar ve göğüs ağrısı ya da düzensiz kalp atışı için kullanılan bazı ilaçlar. Bu tür ilaçlar &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; dürtüyü ve normal &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; fonksiyonu etkileyebiliyor. Erkeklerin &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; yaşamını keyifsiz kılan sorunlar arasında ereksiyon olamama ya da ereksiyonu&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Keyifsiz ilişkide psikolojik faktörler&lt;/strong&gt;- Psikolojik faktörler &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişkiye yönelik ilgi ve kapasitenin azalmasında önemli rol oynuyor:- &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with Depresif" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/depresif" rel="tag"&gt;Depresif&lt;/a&gt;, üzgün ruh hali,- Uyumada güçlük çekmek ya da çok uyumak,- Normalden daha çok ya da az yemek yemek,- &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with Aşırı kilo ya da aşırı zayıflık" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/asiri-kilo-ya-da-asiri-zayiflik" rel="tag"&gt;Aşırı kilo ya da aşırı zayıflık&lt;/a&gt;,- Uzmanlar özellikle işte yaşanan stresin altını çiziyor ile stres ve yorgunluğun faturası &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; isteksizlik olarak çıkar uyarısında bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Birlikteliği canlandırmanın yolları-&lt;/strong&gt; Yapılan araştırmalara göre &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; gereksinimlerini ve kaygılarını tartışan çiftler sorunlarıyla daha iyi baş ediyor.Iyi iletişim daha iyi &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişkiye yol açıyor.- Kaygı ve korkunuzu ya birbirinizle ya da doktorunuzla konuşun.- Rahatsız edilmeyeceğiniz, tanıdığınız, huzurlu bir yer seçin.- Yiyeceklerinize dikkat edin, &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; iştahı artıracak meyve, sebze yiyin. Protein ağırlıklı beslenin. Afrodizyakları yeterince tüketin.- Yemekten sonra &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;cinsel&lt;/a&gt; ilişkiye girmeyin. Uzmanlar 1- 3 saat beklemek gerektiğini belirtiyor. Böylece gıdaların sindirilmesine izin verin. Diğer fiziksel aktiviteler gibi gıdaların sindirilmesi daha fazla kan gerektirir. Gıdaları sindirmek için çok kan kullandığınızda kalbiniz kan gerektiren diğer etkinlikler için daha fazla çalışmak zorunda kalır. l- Egzersiz kendinizi daha iyi ve daha güvenli hissetmeniz için mükemmel bir yol. En az haftada 3 gün egzersiz yapmaya çalışın. l Dinlenmiş ve stressiz olduğunuz bir zamanı seçin. l- &lt;a class="st_tag internal_tag" title="Posts tagged with cinsel" href="http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/cinsel" rel="tag"&gt;Cinsel&lt;/a&gt; ilişki için en iyi zaman dinlendirici bir gece uykusundan sonra sabah erken ya da kısa bir gündüz uykusu sonrasıdır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5601979419648818470-8072040699031141662?l=sagliksayfam-esra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/feeds/8072040699031141662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5601979419648818470&amp;postID=8072040699031141662' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8072040699031141662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5601979419648818470/posts/default/8072040699031141662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sagliksayfam-esra.blogspot.com/2008/05/cinsel-saglk.html' title='Cinsel Yaşamı Yok Eden Faktörler'/><author><name>esra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00197509432713515750</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4C8cAp90Dck/SD2RDCSMdoI/AAAAAAAAAW4/NZHxl_Jbsrk/s72-c/cinsell.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
